BÜYÜKADA GÜZELLEMESİ

39. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışmasının iki ödüllü filmi

Viktor APALAÇİ Sanat
19 Ağustos 2020 Çarşamba

Pandemi nedeniyle ertelenen 39. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışması’nda Altın Lale Ödülünü Ümit Ünal’ın yönettiği ‘Aşk, Büyü vs’ kazandı. Filmin iki oyuncusu Selen Uçer ile Ece Dizdar En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü aralarında paylaştılar. En İyi Yönetmen Ödülünü ‘Nasipse Adayız’ ile ilk uzun metrajlı filmini çeken Ercan Kesal kazandı. Bu yazımızda bu ödüllü iki filmi inceleme konusu etmek istiyoruz. 

‘Aşk, Büyü vs’ 

Son Antalya Film Festivali’nde SİYAD jürisinin En İyi Film Ödülünü kazanan, Selen Uçer’i En İyi Kadın Oyuncu yapan, ‘Aşk, Büyü vs’nin senaryosunu yazan ve yöneten Ümit Ünal, filminde “Kalıplardan uzak, beklentilere aykırı ve hayatın kenarında yaşayan insanların”öyküsünü anlattığını söylüyor.

‘Aşk, Büyü vs’yi aşka ve doğaötesine duydukları inancı sorgulayan iki kadının öyküsü olarak özetlemek mümkün. Senaryo yazarları için klasik ‘zengin kız / fakir erkek’ (veya tersi) öyküleri yazmak çok kolaydır. ‘Aşk, Büyü vs’ Yeşilçam’ın bildik bu kalıbından ayrılarak, ‘zengin kız / fakir kız’ aşkını anlatıyor. Eren ve Reyhan 16-17 yaşlarındayken Büyükada’da bir aşk yaşamışlardır. Eren, varlıklı bir milletvekili kızı, Reyhan, onun yazlık evindeki bahçıvanın kızıdır. İlişkileri ortaya çıkınca Eren’in ailesi onları zor kullanarak ayırır. 

20 yıl sonra Eren Büyükada’ya döner. Reyhan onu adaya getiren şeyin aşk değil, bir büyü olduğuna inanır. 20 yıl önce Adalı yaşlı bir kadına aşk büyüsü yaptırmıştır. Eren büyüye inanmaz ama ya bir gerçeklik payı varsa diye düşünmeden duramaz. Bu aşktan vazgeçemeyeceğine göre, ne yapıp edip bu büyüyü bozdurması gerekmektedir. İki kadın Büyükada’da eski bir aşkın, eski bir büyünün peşinde, tek günlük bir yolculuğa çıkarlar. 

Ümit Ünal, dokuzuncu filmi ‘Aşk, Büyü vs’de iki gün gibi kısıtlı bir zaman dilimine sığdırdığı konusunu, aşk, sadakat, sosyal sınıf farkları, parçalanmış hayatlar, eşcinsellik gibi güçlü temalar eşliğinde anlatıyor. Tutkulu bir aşk öyküsü anlatan filmde bu aşkın aynı cinsten iki insan arasında yaşanması, söz konusu aşkın gücünü etkilemiyor. 

Abdellatif Kechiche, 2013 Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye kazanan filmi ‘Mavi En Güzel Renktir / La Vie D’Adéle’de biri ressam diğeri lise öğrencisi iki kadının tutkulu aşk öyküsünü anlatmıştı. Film, pornonun sınırında gezinen ateşli aşk sahneleriyle çok konuşulmuştu. Lezbiyenlerin yaşamı üzerine çekilmiş bu en iddialı film, pornografinin tuzağına düşmekten kurtulan, estetik yönden tam puan alan etkileyici mizanseniyle, birbirlerini delice seven iki kadın kahramanının tutkularını, ihtiraslarını, mutluluklarını ve düş kırıklıklarını inandırıcı üslubuyla dile getiriyordu. 

‘Aşk, Büyü vs’de bir tek lezbiyen ilişki sekansı var. Filmin iki kadın kahramanının 20 yıl aradan sonra geçirdikleri aşk gecesinde, Ümit Ünal buradaki ölçülü ve ustalıklı estetik gösterisiyle tam puan alıyor. 

Birinin babasının zengin ve güçlü, diğerinin yoksul ve güçsüz iki kadın kahramanın öyküsünde, gölgede kalan bir erkek var: uçurumun kenarındaki Reyhan’a kucak açan, kendisine yaşam sevincini aşılayan, evlenmese de evini ve hayatını paylaştıran Gökhan adlı mert ve gururlu bir erkek. 

Film, Görüntü Yönetmeni Türksoy Gölebeyi’nin doyumsuz güzellikteki, kartpostalı andıran Ada manzaraları için izlenmeyi hak ediyor. Film, Heybeliada’ya, Sedef Adasına ve karşı sahillere tepeden bakan Ayayorgi, Dil Burnunda güneşin batışı, Ada’nın çam ağaçlı sokakları, Mehmetçik sokaktaki Katolik Ermeni Kilisesi, martıların uçuştuğu sahilleri ile Büyükada âşıklarına unutulmaz anlar yaşatıyor. 

Filmin tiyatrodan gelen iki kadın oyuncusu karşılıklı döktürüyorlar. Politikacı babası tarafından sevgilisinden uzaklaştırılan, gönderildiği Paris’te cinselliğini özgürce yaşayan, ilk aşkını unutamayıp onu kazanmak için ülkesine dönen Eren rolünde Ece Dizdar inandırıcı kompozisyonuyla göz dolduruyor. Yaşadığı yasak aşk yüzünden ailesiyle beraber perişan olan, sefalet içinde yüzen, karşısına çıkan bir erkekle hayata tutunan Reyhan rolünde Selen Uçer yılın en iyi kadın performansına imza atıyor. 

İki kadının içsel yolculuğunu romantik ve kalplere hitap eden bir mizansenle anlatan, nostaljik tatlar barındıran bir Büyükada güzellemesi olarak sevdiğim ‘Aşk, Büyü vs’, vizyon şansı bulduğunda izlenmesi gereken bir film.

 

‘Nasipse Adayız’

2000’li yıllarda Beyoğlu Belediye Başkanlığına adaylığını koymayı aklından geçiren Ercan Kesal, bu içsel yolculuğunu, kamera arkasına geçtiği ilk filmi ‘Nasipse Adayız’da anlatıyor. Doktor ve hastane sahibi olan Ercan Kesal, mesleğinin getirdiği hasletleri, Nuri Bilge Ceylan ile senaryosunu müştereken yazdığı ‘Bir Zamanlar Anadolu’da’ (2011) filminde kullanmıştı. Aynı yönetmen ile ‘Üç Maymun’ un (2008) senaryo yazılımında çalışan Ercan Kesal, Mahmut Fazıl Coşkun ile ‘Anons’un (2017) nefis senaryosunda işbirliğinde bulunmuştu. 

‘Nasipse Adayız’, mesleğinde sivrilen, popülarite kazanan, avukat, doktor, mühendis, sanayici, işadamlarının politik hayata atılma heveslerini ince bir mizah ile eleştiren gerçekçi bir film. Bu konudaki deneyimlerinden yola çıkan Ercan Kesal, gözlemlere dayanan, ustalıkla yazılmış senaryosunu keskin bir hiciv sosuyla tatlandırmayı başarmış. Bir adayın gözünden siyasetin farklı yüzünü, yapılan çıkar pazarlıklarını, insanın karanlık yüzünü, beklenmedik olaylarla karşılaşan Dr. Kemal üzerinden anlatan film gerçekçi üslubuyla öne çıkıyor. 

Ercan Kesal politikanın çirkin yüzünü, aday adaylığını adaylığa çevirme çabasında, partisinin ‘Bir Numara’sının gözüne girme yarışında ve kendisine destek verme talebinde bulunduğu oy potansiyeli yüksek kişilere yaptığı kampanya temaslarında sergiliyor. Adı bölgenin etkin kişisine çıkmış, aslında ciğeri beş para etmez insanlar, acemi politikacı Dr. Kemal’i talepleriyle sömürmekte sınır tanımıyorlar. 

Kısa romanını bir güne sığdırdığı senaryosunda, Dr. Kemal’i bir düğün salonunda, kendisini adaylığa taşıyacağına inandığı insanları davet ettiği kampanya toplantısında, ‘Bir Numara’nın adaylığını anons edeceği günde, iş adamlarına yaptığı ziyaretlerde, bir sünnet düğününde bir hocanın elini öpmeye zorlandığında, kişiliğinden, onurundan taviz verirken gösteriyor. 

Filmin en çarpıcı sekansında, partinin ‘Bir Numara’sı ile tanışan Dr. Kemal’in müştereken binilen bir asansörde, istiap haddinin aşılmasıyla, asansörden inmek zorunda olan kişi olarak acınacak duruma düşmesini izliyoruz. Kampanyasında bekâr bir insan olarak gözükmek istemeyen Dr. Kemal, konu mankeni olarak eski karısının desteğini ister. Evliliğini yıkan bir maço insanın eski karısına ve emrindeki şoföre davranışlarından, sebebiyet verdiği trafik kazasından sonra olay yerinden kaçışından, kendisinin zayıf karakterli, omurgasız bir insan olduğunu gözlemliyoruz