“Fotoğraflarımda gizem yaratmaya çalışırım”

Suzette Banastey Dushi, son zamanlarda katıldığı sergilerde, farklı kareleriyle dikkat çekmeye başlayan bir fotoğrafçı. New York’ta yaşayan Dushi ile objektifin arkasındaki yaşamı ve çalışmalarını konuştuk

Virna BANASTEY Sanat
4 Mart 2020 Çarşamba

Suzette, fotoğrafla ilk tanışman ne zaman oldu? Bu konuda nasıl bir eğitim aldın?

Fotoğrafa ilgim ilk olarak ortaokul sıralarında başladı. Tabii ki o zamanlar fotoğraf benim için bir sanat değildi. Aile, arkadaş, seyahat fotoğrafları daha çok hatıra maksadıyla çekilirdi. Bu türde fotoğrafları ortaokul, lise ve üniversite yıllarımda çekmeye devam ettim. Evlenip 1980 yılında New York’a taşındıktan sonra da bu hobim devam etti. Çocuklarımın doğum ve büyüme yıllarında fotoğraflarım onların gelişmelerini belgelemeye sürdürdü.

Film yerine dijital kameraya geçiş yapınca fotoğraf çekmek benim için daha komplike olmaya başladı. Kamera ayarlarıyla zor anlar yaşadığımı gören çocuklarım ve eşim bana doğum günü hediyesi olarak International Center of Photography okulunda on derslik bir kurs hediye ettiler. Aldığım ilk kurs beni fotoğraf sanatıyla tanıştırdı. International School of Photography’de birçok dünya çapı fotoğrafçıdan değişik kurslar almaya devam ettim. Son dört senedir aynı hoca ve mentorla değişik projeler üstüne çalışmaya devam ediyorum.

Çok ilginç şeylerin fotoğraflarını çekiyorsun… Nasıl objeler ya da manzaralar senin dikkatini çekiyor?

Benim için fotoğrafta önemli olan ışık, gölgeler ve kompozisyon. En basit bir obje bile doğru ışık, iyi bir kompozisyon ve kadrajda görüntülenen bölümle izleyende merak uyandırabilir. Çoğu zaman fotoğraf çekmeye başladığımda açık fikirli olup bana ilginç görünen, beni hissen kendine çeken obje veya süjeleri çekmeye başlarım. Sonucun ne olacağını veya ne olması gerektiğini düşünmeden çekerim. İhtimallere açığım. Ben fotoğraflarımın düşündürücü olmasına çalışırım. Her fotoğraf bir hikâye anlatır. Işık ve gölgelerle bir gizem yaratmaya çalışır ve bakan kişinin fotoğraflarımla ilgili kendi hikâyelerini yaratmalarını isterim.

En uzun süreli projelerim New York metrosundaki yaşam (In Transit), kırık dökük vitrin mankenleriyle yarattığım sürrealist kadrajlar (Mannequins Series) ve her yaz çekmeye devam ettiğim plaj görüntüleri (The Beach). Şu anda yeni bir projenin başlangıcındayım. Daha minimalist, soyut ve Japon sanatına yakın fotoğraflar çekiyorum. Bakalım bu proje beni nerelere götürecek!

 

Sanırım siyah – beyaz fotoğraf çekmeyi daha çok seviyorsun, neden?

Siyah - beyaz fotoğraflar daha artistik ve daha nostaljik bir his yaşatırlar. Aslında çektiğim fotoğraflar hep renkli. Fakat bazı konular siyah - beyaz olarak daha değişik bir hava yaratıyor. Renkli fotoğrafları post-prodüksiyonda siyah - beyaza dönüştürüyorum.

Son dönemlerde birçok ödül aldın. Anlatabilir misin?

Fotoğraf çekmek, fotoğrafçılığın tarihçesini öğrenmek, gerçek fotoğraf sanatçılarının fotoğraflarını incelemek, fotoğrafçılığın felsefesini araştırmak bana büyük zevk veriyor. İlk olarak 2017 yılında İstanbul Bienaline paralel olarak açılan ‘Open House’ sergisinde, Küratör Ceki Duşi, Ceren Akyol ve Gül Kozacıoğlu’nun davetlisi olarak altı fotoğrafım bir grup sergide gösterildi. 2018’den bugüne birçok yarışmaya katıldım. Gerek Amerika’da gerekse Avrupa’da önemli galerilerde grup sergilerine seçildi fotoğraflarım. Aynı zamanda Islip Art Museum’da iki değişik sergide de yer aldım. Bu yarışmalar bir yerde ismimi önemli jürilere duyurmak açısından gerekli. Böylelikle bu sergileri gezen halka da ismimi tanıştırmış oluyorum. Galerileri ve jürileri dikkatle inceleyip seçerek bu yarışmalara katılıyorum. Tabii ki, her zaman başarılı olamıyorum, ama bir sergiye seçildiğim zaman da çok keyif alıyorum.

 Türkiye’de çalışmalarını görme fırsatımız olacak mı?

Türkiye’de herhangi bir galeri direktörüyle ilişkim yok maalesef. Tabii ki Türkiye’de sergilenmeyi çok isterim.