Cosa Nostra’nın itirafçısı

Marco Bellocchio İtalyan yakın tarihini mercek altına aldığı filmler serisini ‘HAİN’ ile sürdürüyor

Viktor APALAÇİ Sanat
31 Temmuz 2019 Çarşamba

Sekseninde üretkenliğini sürdüren Marco Bellocchio, İtalyan tarihinin en büyük Mafya çatışmasını, Tommaso Buscetta’nın itirafından sonra 475 kişinin tutuklanmasını ve yargılanmasını anlatıyor. Stanley Kramer’in ünlü ‘Nürenberg Mahkemesi’nden bu yana, sinemadaki en iyi mahkeme filmlerinden biri olan ‘Hain’de, izleyici Palermo duruşmasını heyecanlı bir tenis maçı temposunda izliyor. Cesaret, ihanet, aile değerleri, sadakat gibi temaların hakkını veren film, Hollywood’un Mafya filmlerinden ayrılarak, Buscetta ve savcı Falcone’yi birer kahraman veya anti-kahraman olarak değil onları insani yönleriyle yansıtmayı etik buluyor.

Marco Bellocchio

 

İtalyan sinemasının Altın Çağ’ının önemli temsilcisi Marco Bellocchio, Cannes festivallerine dokuz kez katılmasına rağmen önemli bir ödül alamadı. Son filmi ‘Hain/İl Traditore’ de son derece özgün ve kaliteli bir film olmasına rağmen Cannes’dan eli boş ayrıldı.

Sekseninde üretkenliğini sürdüren veteran yönetmen, İtalyan yakın tarihini mercek altına aldığı filmler serisini ‘Hain’ ile sürdürüyor. Her ikisi de Cannes’ın ana yarışmasında İtalya’yı temsil eden ‘Günaydın, Gece/Buongiorno, Notte’ (2003) ve ‘Vincere’ (2009) son derece kaliteli filmlerdi.

İlki başbakan Aldo Moro’nun katlediliş öyküsü, ikincisi Benito Mussolini döneminde faşizmin yükselişinin hikâyesiydi. ‘Hain’ İtalyan tarihinin en büyük Mafya çatışmasını, Cosa Nostra liderlerinden Tommaso Buscetta’nın itirafından sonra 475 kişinin tutuklanmasını ve yargılanmasını anlatıyor.

İtalyan kökenli Coppola, Scorsese, De Palma, Ferrara gibi Amerikalı yönetmenler filmlerinde Mafya üzerine söylenebilecek her şeyi söylediler. Bellocchio’nun ‘Hain’i ilk yarım saatinde Mafya’yı klasik yöntemlerle, üyelerinin dayanışmasıyla, sürtüşmeleriyle, düğünleriyle anlatıyor.

Bilinenin tekrarıyla düş kırıklığı yaratan bu giriş bölümünün ardından gelen ‘itiraf’ sekansıyla, film hız kazanıyor.

Tommaso’nun iki oğlunun kaçırılıp intikam için öldürülmesi, Brezilya’daki sığınma günleri, İtalya’ya iadesinden sonra tutuklanıp itirafa zorlanması, tarihi Palermo duruşmaları ile film bambaşka bir kulvara giriyor.

Anti-coppola mafya filmi

Öykü anlatmadaki becerisi bilinen Bellocchio, kendisinin de içinde bulunduğu dört yazarın elinden çıkma senaryoyu, cesaret, ihanet, aile değerleri, sadakat gibi temaların hakkını veren mükemmel bir mizansenle işliyor.

Hollywood filmlerinin aksiyon sahnelerine itibar etmeyen Bellocchio, itirafçı Buscetta’nın ünlü savcı Giovanni Falcone’ye konuştuktan sonra, İtalyan Mafyasında yaşanan depremi çarpıcı bir sinema diliyle anlatıyor. Buscetta’yı tutuklanan meslektaşlarıyla bir araya getiren mahkeme sahnelerini, bir tenis maçı atmosferi ve heyecanıyla izliyoruz.

Stanley Kramer’in iki Oscar Ödüllü başyapıtı Nürenberg Mahkemesi/Judgement At Nurenberg’den (1961) bu yana ‘Hain’ sinema tarihinin en iyi mahkeme filmlerinden biri. Bellocchio, filmin en can alıcı bölümü olan Palermo duruşmalarında izleyicisini adeta bir tiyatro sahnesine taşıyor.

Demir parmaklıklı bölümler içine doldurulan Mafya liderleri, savcılar, avukatlar, yumuşak başlı toleranslı bir hâkim ve karşısına oturtulan itirafçı Tommaso. Bellocchio’nun Mafya liderlerinin birbirlerine bulaşmalarını, laf atmalarını, mimiklerini tespit eden kamerası izleyiciyi nefes nefese bırakan bir spor müsabakasına götürüyor.Özenle yazılmış müthiş diyaloglar tansiyonu sürekli ayakta tutuyor.

Francis Ford Coppola, sinema tarihinin en ünlü Mafya filmi ‘Baba’da, Corleone ailesini ve Mafya’yı yücelterek anlatmayı seçmişti. ‘Hain’, Buscetta ve Falcone’yi birer kahraman veya anti-kahraman olarak ele almıyor, onları insani yönleriyle yansıtmayı etik buluyor.

Faşizmi yermekten yorulmuyor

20. yüzyılda İtalya’nın ahlak, sosyal ve politik sorunlarını otopsi masasına yatıran anarşist ruhlu Bellocchio, filmlerinde faşizmi yerden yere vurmuştu. Sıranın Mafya’ya gelmesi kaçınılmazdı. Film Sicilya Mafya’sının önde gelen liderlerinden biri iken, 70’li yıllarda örgütünün uyuşturucu trafiğine bulaşmasını onursuzluk olarak karşılayan, örgütüyle ihtilafa düşmesinden sonra, 1982’de Brezilya’ya sığınan, buradan sınır dışı edilip İtalya’da tutuklanan Tommaso’nun öyküsü.

İtalyan adaletinde Mafya mücadelesinin lideri olarak tanınan Giovanni Falcone’nin itirafa zorladığı Tommaso, kendisinin itirafçı bir hain olduğunu hiçbir zaman kabul etmedi. Mafya tarihinin en büyük duruşmasının yapıldığı Palermo’da, biri hariç Mafya liderleri, Tommaso ile yüzleşmeyi kabul etmedi. Mahkeme sonrası Tommaso, İtalyan hükümetinin himayesinde uzun yıllar ABD’nin birkaç şehrinde gizlenerek yaşadı.

Ölümcül bir yara alan Mafya örgütü, arabasıyla bir otoyolda seyahat eden Giovanni Falcone’yi Mayıs 1991’de uzaktan kumandalı patlayıcıyla düzenlediği bir suikastta öldürdü. Tommaso Buscetta korku içinde geçen ihtiyarlığında, Nisan 2000’de New York’ta eceliyle öldü.

Bellocchio, senaryo yazılımında, Tommaso Buscetta’yı tanıyan bir üniversite profesörü ve son avukatından yararlandıklarını anlattı. Realist bir bakış açısına sahip senaryo, sessizlik yemini Omerta’yı bozan, suçsuz olmalarına rağmen taşıdıkları soyadı yüzünden katledilen çocuklarının intikamını alan Buscetta’nın gerçekçi bir portresini çiziyor.

Filmde Omerta yeminini bozmamak ve tutuklanmasını protesto etmek için ağzını diktiren bir Cosa Nostra lideri de var.

1980’in Sicilya’sında ‘iki dünyanın patronu’ lakaplı, Mafya’nın ilk itirafçı lideri Buscetta’yı, iri yarı aktör Pierfranko Favino mükemmel bir performansla canlandırıyor. Bazı sahnelerde yüzünde lateksten bir maskeyle oynayan, canlandırdığı karakterin ses tonunu dahi taklit eden Favino, ünlü bir televizyon dizisi oyuncusu olarak ün yaptı. ‘Romanzo Criminale’ adlı bu dizi Michele Placido’nun filminin TV uyarlaması.

Politik sinema türü ustası

Yazımı ilk uzun metrajlı filmiyle dünya çapında bir üne kavuşan senarist- yapımcı- yönetmen Marco Bellocchio ile bitirmek istiyorum. 1939 doğumlu sanatçı din ve felsefe eğitimi aldıktan sonra sinema okudu. 26 yaşında iken gerçekleştirdiği ilk uzun metrajlı filmi, skandalları seven İtalya’da çok tartışıldı.

‘Cepteki Yumruklar/Pugni İn Tesca’ (1965), adı gibi bir yumruğu andırıyordu. Türk Sinematek Derneği, filmi sıcağı sıcağına Türkiye’de yayınladı. İlk filmiyle çıtayı çok yükseklere koyması Bellocchio’nun aleyhine oldu. Orson Welles’de olduğu gibi işe zirveden başlama durumu yönetmenin lehine olmadı.

Orson Welles sinema tarihinin en önemli filmi sayılan, Özgün Senaryo dalında Oscar kazandığı ‘Yurttaş Kane/Citizen Kane’i (1941) sonrasında yaptığı filmlerle sürekli karşılaştırıldı.

‘Çin Yakındır’ (1969), o günlerin siyasi modası, Mao hayranı bir filmdi. Bellocchio’nun hedefi taşra burjuvazisiydi. ‘Babam Adına/Nel Nombre del Padre’ (1972) Katolik kilisesine saldırıydı. ‘Boşluğa Atlayış’ (1980) çeşitli kurumlara eleştiri getiriyordu. ‘İyi Günler, Gece/Buongiorno, Notte’ (2001) ise yaman bir siyasi filmdi.

‘Yenmek/Vincere’ (2009) Mussolini’nin gizli eşi İda Dalser ve oğlu Benito’nun öyküsünü işleyen, faşizmin tarihi üzerine ilginç tezler ileri süren cüretkâr bir filmdi. İstanbul Film Festivali’nin Onur Ödülü ile taçlandırdığı Bellocchio, 2007 yılında Cannes Film Festival’inde jüri üyeliği yapmıştı. Bu festivalde ikisi Belirli Bir Bakış bölümünde, yedisi ana yarışmada dokuz filmi gösterildi.

Venedik Film Festivali’nde Bellocchio ‘İyi Günler, Gece’ ile Altın Aslan ve En İyi Senaryo Ödüllerini, ‘Blood of My Blood’ ile (2015) FIPRESCI Ödülü’nü, ‘Çin Yakındır’ (1967) ile Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Berlin Film Festivali’nden ise ‘La Condanna’ (1991) ile kazanılmış bir Jüri Ödülü’nün sahibi.