Erkek dünyasında kadının yazgısı

Josie Rourke ilk filmi ‘İSKOÇYA KRALİÇESİ MARY’de kadın gözüyle I. Elizabeth - Mary Stuart rekabetini anlatıyor

Viktor APALAÇİ Sanat
13 Şubat 2019 Çarşamba

‘MARY, QUEEN OF SCOTS’

Yön: Josie Rourke Sen: Beau Williman Gör: Johns Mathieson Makyaj: Jenny Shircore- Marc Pilcher- Jessica Brooks Müz: Max Richter Oyn: Saoirse Ronan- Margot Robbie- James McArdie- Guy Pearce-Joe Alwyn- Gemma Chan- Grace Molony- Georgia Brunell Kostüm: Alexandra Byrne


Zalim erkek dünyasında ayakta kalmaya çalışan, yazgıları kesişen iki güçlü ve kararlı kadının öyküsünü, ilk kez bir kadın yönetmenin yorumuyla izlemek ilginç. İngiliz tarihinin en dramatik olaylarından biri olan I. Elizabeth ile kuzini İskoçya Kraliçesi Mary’nin çekişmesi filmde bir iktidar, hırs ve cinsellik trajedisi formatında işleniyor. Saoirse Ronan ile Margot Robbie’nin görkemli performanslarıyla öne çıktıkları filmde, makyaj ve saç tasarımı ile kostümler birinci sınıf. Her ikisi adayı oldukları Oscar’ı hak ediyorlar.

İngiliz tarihinin en dramatik olaylarından biri olan, İngiltere kraliçesi I. Elizabeth ile kuzini İskoçya Kraliçesi Mary’nin çekişmesi, ‘İskoçya Kraliçesi Mary/Mary Queen of Scots’ ile bir iktidar, hırs ve cinsellik trajedisi formatında işleniyor.

Hiç evlenmediği için tarihe ‘Bakire Kraliçe’ unvanıyla geçen, 70 yıllık yaşamının 50 yılını tahtta geçiren I. Elizabeth için sayısız film yapıldı. John Guy imzalı ‘Queen of Scots: The True Life of Mary Stuart’ kitabını senaryolaştıran Beau Williman ve filmin kadın yönetmeni Josie Rourke, bu çekişmede Mary’nin tarafını tuttuklarını hiç gizlemiyorlar.

Zalim erkek dünyasında ayakta kalmaya çalışan, yazgıları kesişen bu iki güçlü ve kararlı kadının öyküsünü bir kadın yönetmenin yorumuyla izlemek ilginç. Tahta aday bir veliahdı dünyaya getirmeyi amaçlayan, erkeklerden oluşan Lordlar Konseyi ve danışmanlar ile uğraşan, ülkedeki Katolik- Protestan kavgasını körükleyen kötü niyetli din adamlarından etkilenmemeye çalışan, bu iki hırslı kadının çekişmesini konu eden film, tarihe meraklı sinemaseverlere de hitap ediyor.

Başarılı bir sanat yönetmeni olarak tanınan, İngiliz tiyatro ve sinema yönetmeni Josie Rourke, bu ilk uzun metrajlı filminde, Saoirse Ronan ve Margot Robbie gibi iki müstesna kadın oyuncuyla çalışma şansını iyi değerlendiriyor. Televizyon filmi ‘The Vote’un (2015) senaristi olan, Broadway ve West End’de, Chaderlos de Laclos’un ‘Les Liaisons Dangereuses’ ve ‘Sweet Charity’ gibi efsanevi müzikalleri sahneye koyan Josie Rourke, ilk kez kamera arkasına geçen bir yönetmenin yaşadığı zorluklarla karşılaşıyor.

Geçmişindeki sanat yönetmenliğinden edindiği tecrübeyle Josie Rourke, Alexandra Byrne’ın elinden çıkma görkemli kostüm tasarımının desteği ile, başarılı bir sanat ve yapım tasarımıyla puan topluyor. Filmin yumuşak karnı sayılan tek savaş sahnesinde ise geçer not alamıyor. Makyaj ve saç tasarımıyla harikalar yaratan (ve Oscar’a aday gösterilen) üç teknisyenin çabasına, Rourke’un dağınık mizanseni ve filmin kurgusunu hazırlayanlar ayak uyduramıyorlar.

Kadın gözüyle Elizabeth-Mary rekabeti

Film genç İskoçya Kraliçesi Mary Stuart’ı eli baltalı bir cellada boynunu uzatırken gösteren bir sekans ile başlıyor.

16 yaşındayken Fransa Kralı II. François ile evlenen, kocasının ölümü üzerine 18 yaşında dul kalan İskoçya Kraliçesi Mary, ülkesine dönmek zorunda kalır.

Avrupa’nın çeşitli krallıklarından gelen evlenme tekliflerini reddeden Mary, Katolik olduğu için Protestanların tepkisini almaktadır. Yeniden evlenmesi için yapılan baskıya karşı gelen Mary, hakkı olan tahtı geri almak için ülkesine dönmüştür.

Erkeklerden oluşan Lordlar Konseyi ile uğraşırken, erkek dünyasında kadın olmanın zorluğunu her gün hisseder. Varlığı İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth için de tehdit unsurudur. Birbirleriyle kuzen olan, ikisi de hırslı İngiliz ve İskoçya hükümdarlarının öyküsünde, her ikisinin de İngiltere tacını hak eden gerçek mirasçılar olduğuna inandıklarını görürüz.

Ülkesinin bölünmesini istemeyen I. Elizabeth, kuzini Mary’yi korkuyla ve merakla gözlemler. İktidarda ve aşkta rakip olan ve erkeklerin dünyasında ise kadın hükümdar olan ikilinin bağımsızlığa karşı evlilik oyununu nasıl oynayacaklarına karar vermeleri gerekmektedir.

Sembolik bir hükümdardan daha fazlası olmaya kararlı olan Mary, İngiliz tahtında hak iddia ederek Elizabeth’in hükümdarlığını tehdit eder. Her iki sarayın içindeki ihanetler, isyan ve komplolar iki tahtı da tehlikeye sokar ve tarihin akışını değiştirir. Politikacıların kışkırtmalarıyla Mary kendisine sadık ağabeyi Sir William’ın desteğini kaybeder, Protestan bir dini liderin dolduruşa getirdiği kitleler İskoçya Sarayına karşı savaş açar. Mary’nin komutanları bu isyanı dindirir.

Mary, kuzini Elizabeth’in teklif ettiği, İngiliz soylusu Lord Darnley ile evlenmeyi kabul eder. Ancak damadın eşcinsel çıkmasına rağmen Mary, Lord Darnley ile yaşadığı tek birliktelikte hamile kalmayı başarır ve İskoçya tahtına bir veliaht bırakır. İngiliz tahtını ele geçirmek için düzenlediği darbe girişiminden sonra İskoç Kraliçesi Mary, birkaç yıl tutsak yaşayacağı hapishaneye kapatılır.

Mary’nin infaz sahnesiyle açılan filmin finalinde aynı sahne vardır. Cesur yürek Mary, korkusuzca celladına emin adımlarla ilerler.

 ‘BAKİRE KRALİÇE’NİN KORKULU RÜYASI

İngiliz monarşisini devirmek için uğraşan İskoç Kraliçesi ile İngiliz tahtını ve kendi yerini korumaya çalışan I. Elizabeth’in mücadelesini beyaz perdeye taşıyan 1936 tarihli ilk filmin yönetmeni John Ford idi.

‘Mary of Scotland’ adlı bu filmde İskoçya Kraliçesini sinema tarihinin en çok Oscar Ödülü kazanmış kraliçesi Katharine Hepburn canlandırmıştı.

‘Elizabeth: Altın Çağ’ filminde Cate Blanchett (Elizabeth), Samantha Morton (Mary Stuart) ile karşı karşıya gelmişlerdi.

İngiltere Kraliçesini Jean Simmons ‘Korkusuz Kraliçe’de, efsanevi aktris Bette Davis (Henry Coster’in) ‘The Virgin Queen’inde, Hellen Mirren, ‘Elizabeth I’de canlandırmışlardı.

‘Mary Queen of Scots’ta Mary’yi Vanessa Redgrave, Elisabeth’i ise Glenda Jackson oynamıştı.

Hiç bitmeyen iktidar savaşının son kahramanları Saoirse Ronan ile Margot Robbie, filmde karşılıklı döktürüyorlar.

Tek bir sahnede birlikte gördüğümüz iki aktris muhteşem performanslarıyla filmi sırtlıyorlar.

İrlandalı aktör Paul Ronan’ın kızı olarak New York’ta doğan Saoirse (24), aralarında ‘Brooklyn’inde (2016)  bulunduğu üç filmde Oscar ödülüne aday gösterildi. İlk başarısını 2007’de ‘Atonement’ ile yakalayan Ronan, ‘Büyük Budapeşte Oteli’nin (2014) oyuncuları arasındaydı. Geçen yıl kendisini Greta Gerwig’in nefis filmi ‘Uğur Böceği/Lady Bird’de izlemiştik.

‘Suicide Squad’ın (2016) karizmatik aktrisi Avustralyalı Margot Robbie (28) en başarılı performansını  ‘Ben, Tonya’da (2017) canlandırmıştı. Martin Scorsese’nin ‘The Wolf of Wall Street’inde (2013) oynayan Ronnie’yi, önümüzdeki yıl Quentin Tarantino’nun ‘Once Upon a Time in Hollywood’unda, Manson Çetesinin öldürdüğü Sharon Stone rolünde izleyeceğiz.

Çiçek hastalığına yakalanan Elizabeth’te olağanüstü plastik makyajı ile izlediğimiz Margot Robbie, En İyi Makyaj dalında filmin üç teknisyenine Oscar kazandırabilir. Filmdeki kostüm tasarımıyla Alexandra Byrne de Oscar adayları arasına girmeye hak kazandı.