17 Mayıs 2021 Pazartesi 03:44
Zen Poliklinik 1 nolu alan
Zen Poliklinik 1 nolu alan

Guantanamo´da bir ´Moritanyalı´

Kevin Macdonald ´The Mauritanian´ ile ABD adalet tarihinin kara bir sayfasına ayna tutuyor.

Viktor APALAÇİ Sanat 1115 görüntüleme
21 Nisan 2021 Çarşamba

Yabancı gözüyle Guantanamo Körfezindeki haksız bir uygulamaya bakan İskoç yönetmen Macdonald politik açıdan doğru bir film yapmış. Film, aleyhinde tek bir kanıt olmamasına rağmen Guantanamo’da 14 yıl tutuklu tutulan, işkenceye tabi tutulan Mohamedou Ould Slahi’nin tutsaklık yıllarını anlatıyor. Yaşanmışlık kokan zengin bir senaryonun hakkını veren, sinematografisi düzgün film, dinamik kurgusuyla, temposu hiç düşmeyen akıcı sinema diliyle, Tahar Rahim ve Jodie Foster’in inandırıcı performanslarıyla övgüyü hak ediyor.

 

‘THE MAURITANIAN’ 

Yön: Kevin Macdonald

Sen: Michael Bronner - Rory Haines - Sohrap Noshirvani (Mohamedou Ould Slahi ve Larry Siems’in ‘Guantanamo Diary’ kitabından)

Gör: Alvin H. Küchler

Kurgu: Justine Wrigth

Müz: Tom Hodge

Oyn: Tahar Rahim - Jodie Foster - Shailene Woodley - Benedict Cumberbatch - Corey Johnson - Clayton Boyd - Denis Ménochet - Adam Neill

 

Yabancı gözüyle Guantanamo’ya bakan İskoç yönetmen Kevin Macdonald politik açıdan doğru bir film yapmış. Yaşanmışlık kokan zengin bir senaryonun hakkını veren, sinematografisi düzgün film, dinamik kurgusuyla, temposu hiç düşmeyen akıcı sinema diliyle övgüyü hak ediyor.

Film, hakkında 11 Eylül saldırısına destek verdiği hakkında tek bir kanıt olmamasına rağmen, ABD hükümeti tarafından yıllarca Guantanamo’da hapsedilen ve türlü işkencelere tabi tutulan Moritanyalı Mohamedou Ould Slahi’nin tutsaklık yıllarını anlatıyor.

Moritanyalı gencin uzun hapis yıllarının önemli dönemeçleri etkileyici geriye dönüşler aracılığıyla perdeye taşınmış. Mahkûm - avukat ilişkisinin muhtelif safhaları, birbirlerinden şüphelendikleri, güven duygusunun zedelendiği anlar, birbirlerini anlayıp itimadın gerçekleşmesi filmde başarılı bir şekilde işlenmiş.

 

11 Eylül travmasının izleri 

Guantanamo’da hapishane hayatı hakkında yapılmış iki önemli film var. Peter Satter’in ‘Camp X Ray’i (2014) Guantanamo’ya atanmış bir kadın askerin buradaki bir mahkûm ile kurduğu arkadaşlığa odaklanan bir filmdi. Michael Winterbottom’un Matt Whitercross ile müştereken yaptıkları bir ‘The Road To Guantanamo’ (2006) adlı belgesel dram, Pakistan asıllı üç İngiliz gencin Guantanamo’da yaşadıkları iki yıllık hapis hayatını anlatmıştı. Suçlu bulunmadıkları için serbest bırakılan gençlerden birini, Pakistan asıllı İngiliz aktör ve aktivist Riz Ahmed canlandırmıştı.

1967 Glasgow doğumlu İskoç yönetmen Kevin Macdonald’ın parlak kariyerinde ‘Eylül’de Bir Gün / One Day In September’ (2000) ile alınmış En İyi Belgesel Oscar Ödülü var. Film 1972’de Münih’te Yaz Olimpiyatları sırasında 11 İsrailli sporcunun öldürülmesini anlatan bir belgeseldi. İdi Amin’in hayatını anlatan ‘İskoçya’nın son Kralı/ The Last King Of Scotland’ (2006) ile Macdonald, Forest Whitaker’e En İyi Erkek Oyuncu Oscarını kazandırmıştı. ‘Devlet Oyunları / State Of Play’ (2009) ABD’de başkanlık seçimleri arifesinde geçen bir siyasi gerilim filmiydi.

Macdonald’ın belgesel türüne olan ilgisini gösteren, iki müzisyen için yaptığı iki kaliteli belgesel var. Bunlardan ilki Jamaikalı reggae sanatçısı Bob Marley’nin hayatını anlatan ‘Marley’ (2012) idi. Grammy Ödüllü ses sanatçısı Whitney Houston’ın hayatını ‘Whitney’ (2018) adlı belgeselde anlattı.

‘The Mauritanian’da olayın kahramanı Mohamedou Ould Slaki’nin Larry Siems ile işbirliği yaparak anılarını yazdığı ‘Guntanamo Diary’ başlıklı kitabının üç kişilik bir ekip tarafından yazılmış bir senaryosu var. Bu senaryo ABD’nin Ortadoğu’da uyguladığı ve çoğu kez fiyaskoyla neticelenen saldırgan ve haksız politikayı ustalıkla eleştiriyor.

Tüm dünyanın tepkisini çeken Guantanamo cehennemi bütün çıplaklığıyla bu filmde tekrar gözler önüne seriliyor. Amerikan adalet tarihinin kara bir sayfasına ayna tutan film, 11 Eylül saldırısının Amerikan toplumunun kimyasını bozduğunu ve suçluların cezalandırılması konusunda tüm haksız uygulamalara göz yumulduğunu gözler önüne seriyor.

En yakın arkadaşını bu saldırıda kaybetmesine rağmen, dürüst, sağduyulu ve ilkeli bir askeri savcı, delil noksanlığından görevini bırakacağını söyleyince amirleri kendisini ‘vatan hainliği’ ile suçlayacak kadar adalet duygusundan yoksun olduklarını gösteriyorlar.

 

ABD’nin saldırgan Ortadoğu politikası    

11 Eylül Salı sabahı ABD’de El-Kaide’nin dört koordineli terör saldırısında 3 bin kişi hayatını kaybetmiş, 25 bin kişi yaralanmış, 10 milyar dolarlık hasar meydana gelmişti. El-Kaide üyesi 19 kişinin ABD’de iç sefer yapan dört yolcu uçağını kaçırmış bunlardan ikisi NY’un Dünya Ticaret Merkezine, birini Pentagon’a çarpmış, dördüncüsü yolcuların hava korsanlarına müdahalesi neticesinde Pennsylvania’da yere çakılmıştı. 

Film Küba’daki Guantanamo Körfezi gözaltı kampına 14 yıl tutuklama deneyiminin gerçek bir hikâyesi olan Mohamedou O. Slahi’nin anı kitabına dayanıyor. Bir El-Kaide militanından aldığı telefon kaydıyla 11 Eylül saldırısına katıldığı suçlamasıyla tutuklanan, yıllarca yargılanmayı bekleyen Slahi suçsuz olduğunu söylese de kendisine kimseyi inandıramamıştı. Yeniden özgürlüğüne kavuşacağına dair ümidini kaybeden Mohamedou (Tahar Rahim), bu sırada kendisine yardım eden kadın avukat Nancy Hollander (Jodie Foster) sayesinde hakkını aramaya başlar. Yardımcısı Teri Duncan (Shailene Woodley) ile Guantanamo’ya giden, tuttuğunu koparan bir hukukçu olarak tanınan Nancy, kendisinden savunma yapacağı bilgilerin gizlendiği konusunda isyan eder. Peşin hükümlü Albay Bill Seidel (Corey Jackson) başkanlığındaki yetkililer bir formalite olarak gördükleri duruşma safhasından sonra Moritanyalı tutuklunun en ağır cezaya çarptırılması için kararlıdırlar.

En yakın arkadaşını 11 Eylül’de kaybeden askeri savcı Stuart Couch (Benedict Cumberbatch) Nancy’den gizlenen bilgileri titizlikle incelediğinde dosyasında sanığın aleyhine tek sağlam delilin olmadığı kanaatine varır. İntikam hırsıyla yanmasına rağmen dürüst kişiliğiyle, varsayımlara dayanan bir dosya ile savcılık makamına çıkmaması gerektiği neticesine varır. Üstleri tarafından hakarete uğramasını sineye çekip, kendisine verilen dosyayı iade eder. Hatta savunmadan gizlenen belgeler hakkında Nancy’yi yönlendirir. Askeri savcı karakteri, filmdeki ABD adalet mekanizmasına uymayı reddeden, dürüst hukuk adamının temsilcisi.  

Filmin kapanış jeneriğinde olayın iki kahramanının videolarını izliyoruz. Film boyunca kısa kesilmiş beyaz saçları ve kendisini daha yaşlı gösteren kıpkırmızı dudak ruju ile yadırgadığımız Jodie Foster’ın canlandırdığı karaktere çok iyi benzetildiği kanaatine varıyoruz. Bilinen yeteneğiyle canlandırdığı kararlı, ilkeli, dürüst avukat rolüyle, Jodie Foster aldığı En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Altın Küre Ödülü’nü hak ettiğini kanıtlıyor. 1962 LA doğumlu aktris kariyerine iki yaşındayken başladı, 14 yaşında M. Scorsese’nin ‘Taksi Şoförü’nde oynadı. ‘Kuzuların Sessizliği’ (1992) ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar’ına sahip oldu. Aynı ödülü evvelce ‘Sanık /The Accused’ (1986) ile almıştı.

Moritanya’nın kuzeyindeki Cezayir asıllı, Fransa doğumlu Tahar Rahim, Jacques Audiard’ın ‘Yeraltı Peygamberi / Un Prophete’inde, Fransa’da girdiği hapishanede nüfuz sahibi olan 19 yaşındaki suçluyu oynamıştı. Film kendisine En İyi Erkek Oyuncu ve Umut Vaat Eden Oyuncu César Ödüllerinin sahibi yapmıştı. Rahim, Asghar Farhadi’nin ‘Le Passé’sinde de rol aldı. Cannes Film Festivali ‘Yeraltı Peygamberi’ni Jüri Büyük Ödülü ile ikinci sıraya ittiği Jacques Audiard’a, hak ettiği Altın Palmiye’yi ‘Dheepan’ ile altı yıllık bir rötarla verdi.

Avukat-tutuklu filmleri 

Yazımı birkaç avukat-tutuklu filmiyle tamamlayacağım. Tim Robbins’in, Ölüm Yolunda / Dead Man Walking’i (1995) bir rahibe (Susan Sarandon) ile bir idam mahkûmunun (Sean Penn) yakınlaşmasını anlatan bir filmdi. John Grisham’ın romanından alınan, Joel Schumacher’in ‘Müşteri /The Client’ı (1994), intihar eden bir mafya avukatının olayını araştıran bir dedektifin (Tommy Lee Jones) soruşturma safhasını anlatmıştı. Bob Reiner’in ‘Birkaç İyi Adam / A Fiew Good Man’i (1992) askeri davalara bakan ünlü bir avukatın cinayetle suçlanan askerleri savunduğu bir filmdi.

Taylor Hackford’un ‘Şeytanın Avukatı /The Devil’s Advocate’ı (1997) genç, hırslı bir avukatın gizemli iş adamı müvekkiliyle ilişkilerini anlatır. ‘Yargıç /The Judge’da (2014) üstlendiği davada ünlü bir savunma avukatı, faillerden biri olan emekli yargıç babasıyla karşı karşıya gelmişti. Robert Mulligan’ın ‘Bülbülü Öldürmek /To Kill A Mockinbird’ünde (1962) beyaz bir kadın tarafından tecavüzle suçlanan bir siyah adamın savunmasını üstlenen avukat rolünde Gregory Peck Oscar kazanmıştı.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

GZ

TÜNELİN UCU

TÜNELİN UCU

MOZOTROS AİLESİ

MOZOTROS AİLESİ