18 Nisan 2021 Pazar 09:01
Beymen 5-20Nisan
Beymen 5-20Nisan

Kabiliyet mi, yetenek mi?

Kabiliyetin neler yapabileceğini belirler. Motivasyonun nereye kadar yapabileceğini belirler. Davranışların ne kadar iyi yapabileceğini belirler.

Mete YAYLALI Spor 2663 görüntüleme
7 Nisan 2021 Çarşamba

Artık canlı canlı bir spor karşılaşması izleme şansımız olmadığı ya da kısıtlandığı için ekran başında yerli ve yabancı maçlara bakıp şöyle düşünenler vardır: Çok yetenekli sporcu!

Şöyle soranlar da vardır: Bu yetenekler neden bizden çıkmıyor?

Orta Çağ Latincesi talenta ve içinde eğilim, istek, arzu barındırıyor. Klasik Latincede ise biraz daha yüklü bu sözcük. Ağırlık, denge gibi kavramlar yanında ilerleyen zamanlarda para anlamına da gelmiş. Belki doğuştan gelen para kazanma becerisi gibi düşünülmüştür.

Türkçede ise iki sözcük kullanırız kabiliyet ve yetenek. Etimolojik olarak bakarsak kabiliyet sözcüğü Arapça kabul kökünden gelirken yetenek ise Eski Türkçe yet kökünden gelmiş.

Kabul kelimesinin ardında kabila=almak var. Gelecek anlamındaki istikbal, ibadet için yönelinen kıble, kişileri içine alan kabile ve uygun şeyleri anlatan makbul kelimeleri de kabiliyet ile aynı aileden.

Yani kabiliyet içinde almak/alabilmek var.

Yetenek içindeki -yet eki getirmek, götürmek ve yetebilmek, kendi işini görebilmek gibi kavramlar taşıyor. Bu durumda “yetenekli kişi” dediğimizde “bir şeye yetebilen, ihtiyacını karşılayabilen, bir işi görebilen” kişi anlamamız gerekir.

İki kavramı karşılaştırdığımızda kabiliyet doğuştan gelen, Allah vergisi bir özellik olurken; yetenek ise çok çalışmaya ve geliştirmeye müsait hatta azmin zaferi denebilecek bir nitelik. Kabiliyeti geliştiremezsiniz ama yetenek geliştirilebilir.

Bu iki kavramın İngilizce karşılıkları da talent (kabiliyet) ve skill (yetenek). Skill etimolojisi de buna uygun. İçinde ayırt etme gücü, sınır, anlama, bilgi var.

Hangisi daha makbul? Kabiliyet mi yetenek mi?

En ideali kabiliyetin keşfedilerek yeteneğe dönüştürülmesidir.

 

Sporda başarı için hangisi gerekli?

Spordaki tanımını da şöyle yapmış bilenler: Kabiliyet (talent) sadece bir anahtardır. Buna uygun yeteneklerin geliştirilmesi, eğitim, doğru tutum ve davranışlar, iş ahlakı ve iş disiplininin her gün üstüne konarak yükseltilmesi sporda başarıyı getirir.

Elbette bir sporu yapabilmek için temel özelliklere sahip olunması gerektiğini kimse inkâr etmiyor. Bunun geliştirilebilmesi için yol gösterenlere, yolu bilenlere, yolu tecrübe edenlere, yolda tecrübe kazananlara, kazandığı tecrübeyi ve edindiği bilgiyi aktaranlara ihtiyaç var. Tabii başka bir şeye daha ihtiyaç var. Bilgiye değer veren ve bilenlerin bildiğini paylaşmasına imkân sağlayan, saygı gösteren bir topluma da ihtiyaç var.

Sporcuya bilgisini son kırıntısına kadar aktaran antrenöre ihtiyaç var ama antrenörünün bilgisine saygı duyan, öğrenmeye açık sporcuya daha fazla ihtiyaç var.

İşte kabiliyet denilen doğuştan gelen özellikler aslında genetik faktörler. Bu yüzden de ailesinde spor geçmişi olan çocukların başarılı olma oranı diğerlerine göre biraz daha fazla. Toplumda sportif başarı tarihinin sayfaları ne kadar doluysa, bireylerdeki spor kültürü ile sporcuya verilen değer o kadar fazla oluyor. Bilim ve teknoloji üreten toplumlar ile bilime ve bilgiye saygı göstermeyen toplumlar arasındaki fark da bu zaten.

Hani bir söz vardı ya “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”

Olmuyor…

Peki, bu sportif başarı neden bizim topraklara uğramıyor?

Uğruyor aslında. Bizim spor tarihimizin yakın ve uzak sayfalarında da hem bireysel hem takım sporlarında başarılar var. Futbolda Hakkı Yeten, Can Bartu, Metin Oktay, Turgay Şeren, Lefter Küçükandonyadis gibi değerler gördü bu topraklar. Galatasaray’ın UEFA ve Süper Kupa şampiyonluğunu, Fenerbahçe’nin EuroLeague şampiyonluğunu hepimiz ayakta alkışladık. Vakıfbank, Eczacıbaşı ve Fenerbahçe kadın voleybol takımlarının Avrupa ve Dünya Şampiyonluklarından söz etmeden olur mu? Rekortmen atletlerimiz yok mu? Ülkesi adına ilkleri başaran İpek Şenoğlu, Çağla Büyükakçay ve Marsel İlhan gibi tenisçilerimiz yok mu?

O zaman neden bu kabiliyetli sporcuların arkası gelmiyor? Bizim topraklarda kabiliyet kıtlığı mı var? Elbette hayır.

Sadece kabiliyetli sporcuları bulup çıkaramıyoruz, bulduklarımızın da yeteneklerini üst düzeye çıkaracak teknik donanımımız yok ve kaybediyoruz.

20. yüzyıl İngiliz edebiyatının aykırı yazarı Gilbert Keith Chesterton der ki:

“Çözümü göremediğiniz için değil, sorunu göremediğiniz için çözümsüz kalırsınız.”

Basketbol, voleybol ve atletizm gibi sporlarda çok daha ciddi ve geleceğe dönük bilimsel merkezli çalışmalar yapıldığına eminim fakat tenis gibi bir sporda ne yazık ki “saldım çayıra, mevlam kayıra” yöntemi tercih ediliyor.

Beceriksiz spor yöneticileri sorunu göremediği için uydur kaydır projelerle günü kurtarıp kaynakları ve emekleri ziyan ediyor. Diğer taraftan ayakkabısından raketine ithal edilen ve döviz kurlarına endeksli malzemeler, çoğunlukla tenis kulüplerinde oynama mecburiyeti, yurtdışı turnuvaların yüksek maliyeti, sponsor ve maddi destek sorunları tenisi pahalı bir spor haline getiriyor. Yerel başarılarla yetinmek zorunda kalan çocuklar ve gençler için dünya kortlarında başarı zorlaşıyor. Yani aile maddi manevi arkasında duracak, eğitim ile spor kombinasyonu sağlanacak, sporcu kabiliyetli olacak, yeteneklerini profesyonel seviyeye çıkaracak teknik kadrolarla çalışacak ve elbette sporcu bu yolda düşe kalka da olsa sabırla devam edecek. Bir ya da birkaç ayak eksikse hayal kurmaya gerek yok. Bütün sporlarda başarının reçetesi budur.

Ülkenin dünya spor çevrelerini sarsacak Türk çocuklarına ihtiyacı olmasının tek nedeni, rol model olmaları ve peşlerinden yürüyen çocuklarla spor disiplinine sahip bir toplum yaratılması gerçeğidir. Elbette her sporcudan dünya şampiyonu çıkmayacağını biliyoruz. Fakat spordan kopmayan bugünün çocukları ve gençleri geleceğin yetişkinleri, iş insanları, bilim adamları, akademisyenleri olacak. Belki ütopik ama bu fırsatı ıskalamamalıyız. Sporcular mutlaka en iyi eğitimi alıp hayata atılmalı ve bu fırsatlar yaratılmalıdır.

Fakat gözden kaçırdığımız başka bir gerçek daha var. Toplumun bütün katmanları ‘Bileşik Kaplar Yasası’na uygun işler. Eğer bir toplumda eğitim ve bilim el üstünde tutulmuyorsa, teknoloji üretilmiyorsa, bilim insanları hak ettiği değeri bulamıyorsa… Cehalet yayılırken bilgiye kapılar kapatılıyorsa, kaplarda sızıntı var demektir. Böyle toplumların sporcu yetiştirmesi ve sporda başarı üretmesi ancak şansa kalır, saman alevi gibi parlayan bir kaç sporcu uzun soluklu bir performansın içinde kalamaz ve zaten arkası da gelmez.

Bugün tenis branşında başarılı ve zirvelerde dolaşan sporcuların kariyerindeki adımlara bakın, bazılarının yolunun ülkemizden geçtiği, burada turnuvalar oynadıkları hatta bazılarını da Türk sporcuların çok rahat yenip evine gönderdiğini göreceksiniz. Peki, sonra ne olmuş? Onlar yoluna devam etmiş, yenmiş yenilmiş ama hiç bırakmadan, yılmadan çalışmaya ve gelişmeye devam etmiş. Bizde ise arkası gelmemiş. Ya para bitmiş, ya yaş ilerlerken kabiliyeti ile orantılı yetenekleri veya becerileri geliştirilememiş, bazıları biraz yükselmiş ama süreklilik bir türlü sağlanamamış. Çünkü tenis bireysel bir spor ama iki saatlik kort performansının önünde arkasında günlerce aylarca süren takım çalışması var. Sabır var, fedakârlık var ve tabii maddi destek de var.

Biz bireysel sporlarda başarıyı ancak sorunu gördüğümüzde yakalayacak çalışmalara başlayacağız. Henüz el yordamıyla, kabiliyetli çocukların ve gençlerin bireysel çabalarıyla yol almaya çalışıyoruz. Kazandıklarında havalara atarken, kaybettiklerinde nereye düştüklerinden bile haberimiz olmuyor. Biz ülke olarak ‘winner’ seviyoruz ama sporda başarının ancak ‘consistency-süreklilik’ ile olduğunu henüz anlayamadık.

Üreten bir toplum olduğumuz zaman sporcu bir nesil de üreteceğiz, şampiyonalar da yetiştireceğiz.

O güne kadar… Viya böyle! En azından rotadan sapmayalım!

SINNER

ATP güncel sıralamasına bakıldığında 20 yaş altında iki oyuncunun ilk 100, hatta birinin de ilk 30 içinde olduğu görülüyor. İki oyuncunun da İtalyan olması dikkat çekici. 19 yaşında 23 numara Jannik Sinner ve yine 19 yaşında 90 numara Lorenzo Musetti. Sinner 2001 doğumlu ve birkaç ay sonra 20 olacak fakat Musetti 2002 doğumlu ve yeni 19 oldu. Sinner’in geçen yıl 19 yaşına bastığı dönemde 75 olduğu düşünülürse daha iyi bir performans gösterdi. Fakat Musetti’nin de gelecek yıl ilk 30 civarında olması beklenebilir. Elbette bunların hepsi varsayım. Form durumu ve sakatlıklar bu performansı çok etkiliyor. İki oyuncu arasında önemli de bir fark var. Musetti ‘kitabına uygun’ bir kariyer profili çiziyor. Başarılı bir junior, dünya 1 no, US Open Jr finalisti, Avustralya Açık Jr Şampiyonu. Sinner ise çok daha farklı bir yol haritasında biraz sıra dışı bir sporcu. Kuzey İtalya’da 2000 nüfuslu, kayak merkezi bir kasabada doğup büyümüş. Anne - babası kasabada bir otelde aşçı ve garsonluk yapıyor. Kayak merkezinde büyüyünce kayak yapmadan olur mu? Jannik de üç yaşında hem kayak hem tenise başlıyor ama kış mevsiminin uzun olduğu dağlık bir bölgede tenisin pek önceliği olmaz. Jannik Sinner de 12 yaşına kadar başarılı bir kayakçı, ulusal şampiyonlukları var. Futbol da oynuyor ve tenis artık üçüncü sırada. 13 yaşında ani bir kararla kayak ve futboldan vazgeçip tenise dönüyor. Bu kararı almasında dikkat çeken detaylar var. Kayakta sporcu kendine ve zemine karşı yarışırken, bireysel hataların telafisi mümkün değil. Teniste ise rakibe karşı bir mücadele var ve hatalar telafi edilebilir. Futbol bir takım oyunu ve bireysel kararlar yerine bütün takımın oyun planını bir disiplin içinde uygulaması gerekli. Teniste oyuncu kendi kararlarını alıp kendi planını uygulayabilir. İşte bu analiz Sinner’in kayak ve futboldan tenise geçmesinin nedeni.

Musetti ve Sinner örnekleri ‘kabiliyet ve yetenek’ konusunda güzel örnekler. Musetti kabiliyet anahtarının planlı bir çalışmayla geliştirilmiş; Sinner ise kabiliyet anahtarının üç farklı sporda işlenip ve sonra da birine yönlendirilerek üst düzeye çıkartılmış yetenek örneği. Benzer bir örnek de hem tenis hem de kriket oynayıp başarılı olan Avustralyalı Ashleigh Barty. Birçok tenis sporcusunun aynı anda farklı spor dallarını denemiş olması, bazılarının hâlâ en az iki sporu da yapıyor olması bir rastlantı değildir.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

GZ

TÜNELİN UCU

TÜNELİN UCU

MOZOTROS AİLESİ

MOZOTROS AİLESİ