1 Ağustos 2021 Pazar 12:37

#İstanbul Sözleşmesi Yaşatır

"Gelecek, mümkünü görünür hale gelmeden önce fark edenlerindir."

Bahar AKPINAR Perspektif 6699 görüntüleme
24 Mart 2021 Çarşamba

Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, koronavirüse karşı ilk aşıyı bulan BioNTech’in kurucuları Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin’e Almanya’nın en üst düzey devlet madalyası olan Liyakat Nişanı'nı takdim ettiği törene Oscar Wilde’ın bu sözleriyle başladı. Bu alıntı bir bakıma salona giriş anından sonuna kadar şahit olduğumuz inceliklerin metine yansımasıydı. Alman devleti Türk uyruklu iki bilim insanına ödül verirken Goethe, Shiller, Nietzsche gibi kendi entelektüel değerlerinden birini değil, bir İngiliz edebiyatçının sözlerinden alıntı yapmayı tercih etmişti. Çeşitliliğin insanlık için ne büyük bir zenginlik olduğunu vurgulayan bu törenin öne çıkan bir diğer noktası kadın – erkek temsillerinin dengesiyle alakalıydı. Kadınla başlayıp, kadınla biten beş kişilik fotoğraf karesi toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaşama yansıdığında ne kadar güzel göründüğünün ispatı niteliğinde. Peki toplumsal cinsiyet (gender) ne demek? Neden bizde böyle kareler göremiyoruz?

Cinsiyet farklılıkları temelde biyolojik farklılıklardır. Kadın ve erkeğin birbirilerine göre biyolojik farklılıklarını ortaya koyar. Toplumsal cinsiyet ise sosyalleşme sürecinde etkili olan, bu süreç zarfında kazanılan, öğretilen ve aktarılan yargılar üzerinden şekillenen cinsiyet kimliklerini tanımlayan bir terim. Kısaca, topluma göre kadın/erkek olmak, toplumun istediği gibi kadın/erkek olmak, toplumun kadından ve erkekten beklentilerini karşılayarak, toplumun kadına ve erkeğe verdiği görevleri yerine getirerek kadın/erkek olmak demek. Yani biyolojik bir sınıflandırmadan çok daha geniş bir zemine yayılan bir şeyden söz ediyoruz. Bu zemin kadını kıskaca alma niyetli etkenlerle doludur. Bu zeminde iktidar vardır. Ataerkil gelenekler vardır. Devlet vardır. Bu zeminde sokakta yanınızdan geçen kişinin kafasında kurduğu kadın veya erkek kimliği vardır. Anne olup olmadığınız, olduysanız nasıl bir anne/eş olduğunuz, ne iş yaptığınız, nasıl yaptığınız, neler giydiğiniz, nerelere gittiğiniz hepsi ve daha fazlası, yanınızdan geçen kişi nezdinde toplumun gözlerini diktiği toplumsal cinsiyet yargılarının kontrol noktalardır. Toplum, söz konusu bu kalıp yargılar ile annelerine benzeyen kadınlar, babalarına benzeyen erkekler oluşturma işini yüzyıllar boyunca başarıyla uygular. Şüphesiz bu uygulamada toplumu şekillendiren iktidar alanlarının eril olmasının etkisi yadsınamaz. Evlilik kurumu erkeği evin reisi olarak konumladığından bekâr kadın babasının, evli kadın kocasının otoritesi altındadır ve bağımsız hareket edemezler.

Evin dışındaki durum da farklı değildir. Aileden sonra kadınları kuşatan çevre, kısıtlayan din ve dışlayan devlet mekanizması birer otorite figürü olarak kadın bireyin karşısına çıkar.

Toplumsal cinsiyet rolleri kadınları olduğu kadar toplum içindeki diğer tüm cinsiyetleri belli kalıplara hapseden kurallar silsilesidir. Hoşuna gitmeyen her duruma sopasını sallayan toplum, erkeğe ağlamayı yakıştırmaz. Duygulu kadınların yüceltir, duygusuz kadınlardan hoşlanmaz. Anneliği yüceltir, anne olamayan veya olmayı tercih etmeyen kadına hakir bakar. Maçoluğu yüceltir, görece daha naif, daha duygusal erkekleri yadırgar. Toplumun belirlediği kalıp yargıların dışında kalan bu kişiler, ya ‘erkek gibi’ kadınlar’ ya da  ‘kadın gibi’ erkek olarak yaftalanırlar. Her iki durum toplum açısından ayıplanma ve dışlanma sebebidir. Erkeklerin ağlamadığına inanan toplum, ‘erkek gibi kadın’ları yadsır. Ona göre her cins, toplumun o cins için belirlediği rollere uygun davranmalıdır. Toplumsal cinsiyet ezen-ezilen ilişkisinin kurulduğu bir iktidar alanıdır.

Feminist hareketin bir iktidar kuramı olduğunu belirten Catharine MacKinnon bunu şu sözlerle açıklar: “Kadınlar zaman içinde ekonomik bakımdan sömürülmüş, evde köleliğe mahkûm edilmiş, anneliğe zorlanmış, cinsel olarak nesneleştirilmiş, fiziksel açıdan taciz edilmiş, aşağılayıcı eğlencelerde kullanılmış, susturulmuş, kendi kültüründen yoksun bırakılmış, oy hakkı verilmemiş, toplum hayatından uzaklaştırılmıştır. Genelde erkeklere erkek oldukları için bunların hiçbiri yapılmaz.”[1]

Erkeğin hiç maruz kalmadığı, kadının ise bir türlü içinden çıkamadığı bu durum kadını sadece toplumsal yaşamda evin içine kapamakla kalmaz, onu cezalandırır da. Dahası hukuk kurallarının önüne kendi toplumsal cinsiyet yargılarını koyup ‘iyi haller’ üretir. Kadına yönelik şiddetin cezalandırılmamasını da alenen meşrulaştırır.

Toplumun erkek eli bir tokat olup kadının yüzüne çarpar. Kimse dur diyemez. Bir kurşun olup kadının bedenini parçalar. Kimse dur diyemez. Kurban kadınlar için ama o da oralarda dolanmasaydı, öyle giyinmeseydi, yüksek sesle gülmeseydi deniverir. Kadına yönelik şiddet olaylarının her tekrarında yeniden ve yeniden serilen bu ‘iyi hal’ kılıfı bütün pislikleri temizler. Toplumsal cinsiyet yargılarının iktidar tarafından korunduğu durumlarda kadına yönelik şiddet de iktidar tarafından korunmakta, kollanmaktadır. İşte İstanbul Sözleşmesi kadını tam da bu noktada yanında olan, koruyan, destek çıkan önemli bir eşik, uygulanması halinde etkili bir kalkandı. Yazının girişinde Dr. Türeci ve Prof. Dr. Şahin’in fotoğrafının teminatlarından biriydi. Sadece kadınlar için de değil, toplumsal cinsiyet tanımı içine giren ve her türlü toplumsal yargının hedefi olan LGBT bireylerin korunmasında önemli bir adımdı. Oscar Wilde’ın gelecek, mümkünü görünür hale gelmeden önce fark edenlerin aldığı bir güvenli alan yaratma çabasıydı. Yerine toplumsal cinsiyet kalıplarını sabitleyen, baskıcı, partiyarkal gelenekler kaldı.

Bu kabul edilebilir mi? Hayır. Savunulabilir mi? Hayır. Mümkün olanı görünür hale gelmeden tahmin edebiliyoruz. O halde gelecek bizim olmalı. Zira bundan vazgeçemeyiz.

 



[1]Catharine MacKinnon, Feminist Bir Devlet Kuramına Doğru, Metis Yayınları, İstanbul 2003, s. 183 Aktaran kaynak; Serpil Çakır, Feminizm - Ataerkil İktidarın Eleştirisi,  H. Birsen Örs (derleyen), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2008 s. 416

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şalom TV GZ

TÜNELİN UCU - İzel Rozental

TÜNELİN UCU - İzel Rozental

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel