19 Ocak 2021 Salı 08:21
2n14

“Map to Utopia oyunuyla Yeldeğirmeni´nin gizli azınlık hafızasını görünür kıldık”

Platform Tiyatro´nun kurucularından başarılı oyuncu Mark Levitas ile, dijital tiyatro projesi ´Map To Utopia´yı, salgın sonrası dijital tiyatroların izleyicideki yankısını, alternatif tiyatro gayesiyle yola çıkarak prodüksiyon tiyatrosuna dönüşen projeleri ve ünlü isimlere yaptığı oyuncu koçluğunu da konuştuk.

Zehra ÇENGİL Söyleşi 6280 görüntüleme
30 Aralık 2020 Çarşamba

Başarılı oyuncu Mark Levitas’ın gaming ve tiyatro ilişkisinden yola çıkarak akıllı telefonlardan yüklenen application eşliğinde izlenen dijital tiyatro projesi ‘Map To Utopia’ seyirciye pandemi yasaklarının artarda geldiği günlerde eşsiz bir deneyim yaşatıyor. Üç yıllık bir araştırma sürecinin ardından 1,5 ay Yeldeğirmeni’nde yaşayarak seyirciyi de içine dahil ettikleri dinamik bir yapı oluşturduklarını vurgulayan oyunun yapımcısı Levitas “Performansı seyircilerin semtin çeşitli noktalarında telefonlarına yükledikleri application eşliğinde gezip AR (Augumented Reality) ile deneyimledikleri bir açık hava keşfi ile başlattık. Böylece semtin gizli azınlık hafızasını da görünür kıldık” diyor.

 

Tiyatroya Studio Oyuncularında eğitim aldıktan sonra başlamanızın ardından Fransa'da Ecole Jacques Lecoq ve Sorbonne Üniversitesinde tiyatro yüksek lisansınızı yaptınız. Türk ve Fransız ekollerini harmanlamak nasıl bir avantaj sağladı oyunculuk konusunda?

Türkiye’deki konservatuar eğitimi Rusya’daki eğitim modelinin örnek alındığı, Konstantin Stanislavski’nin geliştirdiği gerçekçi oyunculuk anlayışı üzerine kuruludur. Bu anlayış modern oyunculuğun temelini oluşturur. Fransa’da ise oldukça köklü bir gelenek olan 17. yüzyıldan başlayan klasisizm akımının yazarlarıyla başlayan bir tiyatro geleneği var. Bunun yanı sıra hem absürd tiyatronun hem de çağdaş oyun yazarlarının geliştirdiği bir ekol bulunmakta. Ayrıca 20. yüzyılda gelişen disiplinler arası gösteri sanatları geleneğinin bir parçası olan fiziksel tiyatro, hareket tiyatrosu ve kukla tiyatrosu alanında da çeşitli çalışmalarım oldu. Bu iki ülkede aldığım eğitimler aracılığıyla bunları harmanladığım bir oyunculuk/tiyatro bakış açısı geliştirme şansım oldu.

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro ve İstanbul Aydın Üniversitesi Drama ve Oyunculuk bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştınız. Genç öğrencilere oyunculukla ilgili aşılamaya çalıştığınız temel prensip nedir?

Öğrencilerime hep söylediğim bir cümle vardır: Eğer bu meslekten daha çok ya da bu meslek kadar sevdiğiniz başka bir iş varsa hemen ona geçin. Çünkü tutku ve özveri olmadan bu mesleği uzun süreli yapmak gerçekten zor. Yirmili yaşların enerjisi ilerleyen yıllarda değiştiğinde bu tutkuya sahip olmayanlar için tiyatro işkenceye dönüşebilir. Aşılamaya çalıştığım bir diğer prensibim çok çalışmak, izlemek ve dünyada olup biteni takip etmekten asla vazgeçmemek.

‘Türkiye tiyatrosunu uluslararası ölçekte tanımlayan’ şeklinde nitelendirdiğiniz, Ceren Ercan’la birlikte kurduğunuz bir yazar ve yönetmen kolektifi olan ‘Platform Tiyatro’dan bahsedebilir miyiz?

Platform Tiyatro, 2015’in Aralık ayında dramaturg-yazar Ceren Ercan ve benim tarafından, sahne sanatlarında çağdaş içerik ve biçimlere odaklanmak üzere kurulmuş bir tiyatro topluluğu. Öncelikli hedefimiz Türkiye’de üreten oyun yazarlarının güncel oyun metinlerini özgün reji önermeleri ile sahneye aktarmak. Ayrıca hem Türkiye hem de yurtdışından, farklı yazar ve yönetmenlerle geliştirdiğimiz işbirlikleri ile tiyatroda kolektif üretim kavramını her projede yeniden deneyimlemeyi amaçlıyoruz. Bugüne kadar Lizbon Şehir Tiyatroları ve İstanbul Tiyatro Festivali ortaklığında gerçekleştirilen ‘Köpeklerin İsyan Günü’, Bonn merkezli ‘Fringe Ensemble’ adlı topluluk ile ‘Berlin Zamanı’ (İstanbul-Bonn) ve dijital bir tiyatro projesi olan ‘Map To Utopia’ (İstanbul-Bonn) prodüksiyonlarını gerçekleştirdik. Ayrıca yurt içinde ve yurt dışında (Nürnberg Devlet Tiyatroları) performanslar ve okuma tiyatroları (İstanbul Tiyatro Festivali, Sala Beckett- Barcelona) yapma şansımız oldu.

 

4 FARKLI SEMT SİMÜLASYONU VE 20 AVATAR EŞLİĞİNDE

DİJİTAL BİR TİYATRO YOLCULUĞU

Pandemi süreci tiyatro sanatçılarını bambaşka önlemler almaya itti. Mesela siz ‘Map to Utopia’ oyununu interaktif ve oyuncuların canlı oynadığı bir formatta, online ortamda seyircilerle buluşturuyorsunuz. Bu size seyirciyle aynı salonda olma keyfini yaşatıyor mu? Ya da ruhen sizdeki yansıması nedir?

‘Map to Utopia’ gaming ve tiyatro ilişkisinden yola çıkan, akıllı telefonlara yüklediğimiz application eşliğinde seyircinin konumunu pasif izleyiciden aktif katılımcıya dönüştüren bir dijital tiyatro projesi. Tüm farklılıklarına rağmen aynı şehirde yaşayanlara birbirini duymayı ve gerçek anlamda birlikte yaşayabilmeyi öneren bir kent geleceği fikrini yerleştiriyor. Dört farklı semt simülasyonu yaratan performans, seyircileri, bu semtlerde 20 avatar eşliğinde yeni bir karakter ve onun yolculuğunu inşa etmeye davet ediyor. Pandemiden çok önce başladığımız, iki farklı ülkeden tiyatro topluluğun birlikte geliştirdiği bu oyun, salgının ortaya çıkmasıyla yeni bir arayışa girdi. Seyircilerin Zoom ve oyun için tasarlanan özel bir mobil uygulama üzerinden kendi özel alanlarından dâhil olabileceği, oyuncuların da seyircilerle birlikte eş zamanlı oynadıkları interaktif bir yapı geliştirdik. Aynı salonda olmasalar da aynı sanal mekânı (Zoom) aynı zaman diliminde paylaştıkları yepyeni ve farklı bir heyecan barındıran bir deneyim yaşadık.

Fringe Ensemble ile Platform’un ortak projesi ‘Map to Utopia’da geleceğin şehri üzerine bir tartışma başlatıyorsunuz. Projenin sosyolojik ayağında metot arayışı için 1,5 ay Yeldeğirmeni’nde komşuluk deneyimi yaşadınız. Bu süreci anlatmak ister misiniz?

Üç yıllık araştırma sürecinin ilk ayağı için çalışma sahası olarak Yeldeğirmeni’ni seçerek bölgenin tarihi, bugünkü dinamikleri ve gelecekte dönüşebileceği hal üzerine odaklandık. Yeldeğirmeni’nin kent hafızası adına toplumsal dönüşümlerden etkilenme biçiminin yanı sıra dünden bugüne taşıdığı kozmopolit yapısı bu semti seçmemizde etkili oldu.” Bu süreçte 1,5 ay boyunca gece gündüz semtte yaşayıp, bu semti farklı açılardan deneyimlemeye çalıştık. Hem prova süreci hem de performans mekânı olarak kullandığımız bir dükkânda semtin tüm dinamiklerini keşfetmemize olanak sağlayan birçok görüşme gerçekleştirdik. Performansın başlangıcında seyircilerin semtin çeşitli noktalarında telefonlarına yükledikleri aplikasyon eşliğinde gezip AR (Augumented Reality) ile deneyimledikleri bir açık hava keşfi ile başlattık. Böylece semtin gizli azınlık hafızasını görünür kıldık. Semtin geçmiş, bugün ve geleceğini temsilen seçtiğimiz üç kişiyle yaptığımız görüşmelerden kurgulayarak oyunun ikinci bölümünü bir performansa dönüştürdük. 60 yıldır bu semtte yaşayan 89 yaşında Musevi bir kadın, 15 yaşında futbolcu olmak isteyen ergen bir çocuk ve benim oynadığım, semte yeni gelmiş cool olmaya çalışan bir mekân sahibi. Son bölümde tüm katılımcıları uzun bir sofrada buluşturarak semtin geleceğine dair sorular ve tartışmalarla kurduğumuz bir yapıyla performansı tamamladık.

 “SALGIN SONRASI TİYATROLAR AÇILSA BİLE HİBRİT FORMLAR ORTAYA ÇIKACAKTIR”

Salgının yıkıcı etkileri sonucunda bağımsız tiyatro mekânları ve sanatçıları sizin de ifade ettiğiniz üzere büyük zarar gördü, gündelik rutine devam etmeleri imkânsız hale geldi. İngiltere örneğinde olduğu gibi bir destek kampanyası başlatılması gerektiğini vurguluyorsunuz. Türkiye’de devlet tarafından verilen desteği yeterli buluyor musunuz? İzleyici dijital tiyatro ile bağ kurma konusunda nasıl bir noktada size göre?

Pandemi sürecinde sanatçılara verilen destek konusunda maalesef iyi bir örnek teşkil etmiyoruz. Özellikle kültür- sanat sektörü bu süreçte ciddi yaralar almış durumda. Bazı tiyatro mekânları kapandı. Bazıları da can çekişiyor. Bağımsız toplulukların varlığını sürdürmesi çok güç böyle bir dönemde. Dünyada, sanatçılara verilen destek ve kültür sanata ayrılan ödenek konusunda Almanya çok iyi bir örnek teşkil ediyor. Dijital tiyatro ise henüz çok yeni bir alan. Keşfedecek ve kat edecek çok yolumuz olduğunu düşünüyorum. Seyircinin bilet alarak dijitalde oyun izleme alışkanlığı henüz başlangıç aşamasında. Bu sürecin sonunda tiyatrolar açılsa bile hibrit formların ortaya çıkacağını düşünüyorum. Pandemi bir-iki yıl daha devam ederse seyircilerde online oyun izleme alışkanlığının gelişeceğini düşünüyorum.

“Alternatif tiyatro yapma gayesiyle yola çıkan topluluklar kendilerini prodüksiyon tiyatrosunun cazibeli ışıltısına kaptırırsa, Türkiye tiyatrosu uluslararası arenada yeri olmayan, akademik tartışmaya zemin hazırlamayan, vasat gişe oyunlarının egemen olduğu bir tiyatroya dönüşecek” diye bir açıklamanız var. Sinemadaki festival-gişe filmi ayrımı tiyatroda da prodüksiyon-gişe tiyatrosu şeklinde mi vuku buluyor?

Son yıllarda popüler isimlerle yapılan birtakım projeler ortaya çıktı. Ana akım işlerin olması bu mesleğin bir sektöre dönüşmesi adına oldukça önemli. Ancak alternatif olduğunu iddia eden bazı topluluklar da bu tiyatroları örnek almaya başlayınca ortaya çıkan işlerin sanatsal niteliğinde azalma başladı. O dönemki tepkim bununla ilgiliydi. Birçok oyun olmasına rağmen dünya festivallerinde yer alan ya da akademik bir arayışa zemin oluşturacak bir tiyatro oyununa rastlamak söz konusu değildi. Ama tüm bunlar pandemi öncesindeydi. Bu süreç bitince izleme alışkanlığımız ya da yeniden bir araya gelme deneyimizde nasıl değişiklikler olacağı ayrı bir tartışma konusu elbette.

 “OYUNCU KOÇLUĞU BANA FARKLI BİR DENEYİM ALANI YARATIYOR”

Kalbimin Sultanı, Adanalı, Doktorlar gibi popüler dizilerle ekranda, Prensesin Uykusu, No Ofsayt gibi filmlerle de beyazperdede yer aldınız. Oyuncuların birçoğu tiyatro sahnesindeki tatmin duygusunun bir başka olduğunu söyler, katılıyor musunuz buna?

Etkileşimleri çok farklı iki alan tiyatro ve sinema. Tiyatroda en önemli şey seyircilerle aynı fiziksel mekânı paylaşıyor olmanız. Seyircinin tepkisini eş zamanlı hissettiğiniz çok özel bir alan tiyatro sahnesi. Buna karşın sinema ya da televizyon sizi hiç tanımayan ve ulaşma şansınız olmadığı bambaşka bir kitleyle etkileşime geçmenizi sağlıyor. Bugünlerde bu duruma YouTube ve bağımsız platformlarda dahil oldu.

Oyuncu koçluğu yaptığınız isimler arasında Serenay Sarıkaya, Burak Serdar Şanal, Gökhan Özen, Melis Tüzüngüç ve Can Sipahi gibi isimler bulunuyor. Mesela Serenay Sarıkaya, şu anda Türkiye’nin en popüler starlarından biri. Kat ettiği aşamaları nasıl buluyorsunuz, çalışmaya ilk başladığınızda ondaki yeteneği/ ışığı fark etmiş miydiniz?

Oyuncu koçluğu, 16 yıllık süregelen hocalık deneyimimi aktardığım benim için keyifli, öğretici bambaşka bir alan. Oyunculuk tecrübesi olmayan müzisyen, model gibi başka alanlardan gelen gençleri kısıtlı bir süre içerisinde kamera karşısına hazırladığım bir çalışma yöntemi geliştirdim. Benim için farklı bir etkileşim ve deneyim alanı yaratıyor. Oyuncu koçluğunu yaptığım bir dizide başrol oynayan Serenay Sarıkaya çok yetenekli, azimli ve ne istediği bilen biriydi. Tüm bu özellikler birleşince hedeflediği yere kısa zaman içerisinde gelmesi zor olmadı.  

Yeni projeleriniz var mı? Pandemi süreci size yaratım açısından faydalı oldu mu?

Pandemi süreci zaten dijital alanda başladığımız çalışmalara yeni açılımlar getirdi. Dijital tiyatro üzerine maptoutuopia.com adlı bir site yayına soktuk. ‘Map to Utopia’ projesini tamamen online ortamda canlı olarak İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında seyirciyle buluşturduk. Bu süreçte Platform Tiyatro’nun YouTube kanalı için iki Alman yazarın COVID-19 döneminde sanatçıların içine girdiği çıkmazı, tiyatro yapmanın olanağını/olanaksızlığını tartışmaya açtığı kısa oyunları yönettim ve yayınladık. Gelecek yıl Almanya’daki ulusal bir tiyatroda sahneleyeceğimiz bir ortak yapım projesi için hazırlık yapıyoruz. Bir yandan da dijital mecralarda seyirci ile buluşturmak istediğimiz çeşitli projelerimiz üzerine yoğun bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz.

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

GZ

MOZOTROS AİLESİ

MOZOTROS AİLESİ

TÜNELİN UCU

TÜNELİN UCU