29 Temmuz 2021 Perşembe 15:45
Radisson

Web´den Seçmeler

Törene gelince, son derece dokunaklıydı. Ankara Üniversitesi Konservatuarı sanatçıları Holokost kurbanları tarafından bestelenmiş şarkıları seslendirdiler. Joan Baez’in sesinden tanıdığımız” Donna, Donna” şarkısının bu bestelerden biri olduğunu bilmiyordum. Deutsche Welle tarafından hazırlanan bir belgeselde Holokost’tan sağ kurtulabilenlerin anlattıkları tüyler ürperticiydi. Daha sonra, Nazi iktidarı zamanında acımasızca katledilenler için mumların yakılmasından önce, yine Ankara Üniversitesi Konservatuarına bağlı genç dansçılar bir gösteri sergilediler. Belki bölgesel politikalarda işler biraz yoluna girerse, Holokostu daha üst düzey törenlerle hatırlamak, böylece daha çok kişinin tarihin bu karanlık sayfasını öğrenip ders çıkarması mümkün olur. MURAT YETKİN – www.yetkinreport.com

İzak BARON Diğer 1403 görüntüleme
4 Şubat 2020 Salı
  • TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİNDE SON YILLARDA YAŞANAN BOZULMAYLA BİRLİKTE YAHUDİ CEMAATİNE ÖNYARGILI BAKIŞ VE OLUMSUZ ALGISININ ARTMASI. RADİKAL İSLAMCI GRUPLAR MUSEVİ CEMAATİNİ DOĞRUDAN HEDEF ALIRKEN (EL KAİDE’NİN 15 KASIM 2003’TE İSTANBUL’DAKİ İKİ SİNAGOG SALDIRISINDA 23 KİŞİYİ ÖLDÜRDÜĞÜNÜ HATIRLAYALIM), İSLAMCI, HATTA HÜKÜMET YANLISI MEDYADA SIK SIK (İSRAİL HÜKÜMETİNİ ELEŞTİRMENİN ÖTESİNDE) YAHUDİ-KARŞITI YAZILAR YER ALIYOR

Bu yılki anma töreninin öncekilerden farkı ilk kez bir Bakanın da hükümeti temsilen katılmasıydı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy konuşmasında, bundan 5 yüzyıl küsur önce Osmanlı İmparatorluğunun İspanya’daki Katolik Engizisyondan kaçan Yahudilere kucak açma politikasını hatırlatarak, Türkiye’nin ne Holokostun bir parçası olduğunu, ne de yapılanlara göz yumduğunu vurguladı. (Almanya Büyükelçisi Martin Erdmann ve Rusya Büyükelçisi Aleksey Erkhov’un yanı sıra İspanya Büyükelçisi Juan Gonzales-Barba da törendeydi.)

Bir önceki gün, 30 Ocak tarihinde, Yahudi Cemaati Hahambaşı İsak Haleva liderliğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmiş, ancak ziyaretin öncesinde veya sonrasında herhangi bir açıklama yapılmamıştı. Heyet daha sonra Ankara’nın bir zamanlar canlı, ama şimdi sayısı giderek azalan Yahudi cemaati ile birlikte Ulus’taki Ankara Sinagogunda ibadet etmiş, sonra da Dışişleri yetkililerince verilen yemeğe katılmıştı.

Tören ve etkinliklerin düşük profilli tutulmasının başlıca nedeni, Türkiye’de belli İslamcı ve milliyetçi grupların, Türkiye-İsrail ilişkilerinde son yıllarda yaşanan bozulmayla birlikte Yahudi cemaatine önyargılı bakış ve olumsuz algısının artması. Radikal İslamcı gruplar Musevi cemaatini doğrudan hedef alırken (El Kaide’nin 15 Kasım 2003’te İstanbul’daki iki sinagog saldırısında 23 kişiyi öldürdüğünü hatırlayalım), İslamcı, hatta hükümet yanlısı medyada sık sık (İsrail hükümetini eleştirmenin ötesinde) Yahudi-karşıtı yazılar yer alıyor. Sadece AK Parti değil, önceki Türk hükümetleriyse Cemaatin uluslararası etkisini Türk dış politikasına destek vermekte kullanmasını isteyegeldi.

Bu çelişki Erdoğan hükümetinin duruşunu da etkiliyor. Örneğin, ABD Başkanı Donald Trump’ın 29 Ocak’ta açıkladığı ve Türkiye’de her kesimin tepkisini çeken İsrail yanlısı Orta Doğu planı olmasaydı, 2005 yılında ABD’deki Yahudi topluluğu tarafından ödül verilen Erdoğan’ın 30 Ocak’ta Yahudi Cemaatini kabulünde belki de Holokost Kurbanlarını bir açıklamayla anması mümkün olur muydu? Sormaya değer.

Bir başka örnek, Türkiye’nin tıpkı Avrupa Birliği (AB) gibi girmek isteyip de giremediği bir kuruluşa üyeliği konusunda yaşanıyor; bu kuruluş Uluslararası Holokost Anma İttifakı (IHRA). İbrahimzadeh konuşmasında, Yahudi Cemaatinin Dışişleri bakanlığının girişimlerini desteklediğini ve bu üyeliğin dünya Yahudi toplumlarının –sadece Türkiye değil- İslam dünyası ile aralarında köprü kurma ihtiyacını karşılayacağına inandıklarını vurguladı.

Ancak Türkiye 12 yıldır IHRA’da gözlemci üye olmasına rağmen, tam üye olamıyor. İttifaka üye kabul edilmenin belli kriterleri yerine getirmek gerekiyor. Bunlardan birisi 27 Ocak’ı resmen Holokost Kurbanlarını Anma Günü ilan etmek. Bir diğeri 27 Ocak’ta devlet yetkililerinin, kamuoyu önünde Holokost’u kınayan açıklamalar yapması. (Haleva, konuşmasında –“yıkım” anlamında kullanılan- Holokost’un, Yahudi soykırımı yerine kullanılmamasını isteyerek, soykırım suçundan öteye bir anlam taşıdığını öne sürdü.) Bir de ders kitaplarında İkinci Dünya savaşı anlatılırken öğrencilere Holokost hakkında doğru bilgi verilmesi şartı var.

Bizde en zoru belki de bu sonuncusu. Çünkü bırakalım Holokost’u, tarih dersi kitaplarımızda doğru dürüst İkinci Dünya Savaşı ve sonrasına dair bilgi de verilmiyor. Milli Eğitim Bakanlığı Türkiye’nin yakın tarihine dair hassas konulara ders kitaplarında yer verilmesinden yana değil. Bunda bir ölçüde Soğuk savaş ve askeri darbeler döneminden uzak durma kaygısı da var.

Törene gelince, son derece dokunaklıydı. Ankara Üniversitesi Konservatuarı sanatçıları Holokost kurbanları tarafından bestelenmiş şarkıları seslendirdiler. Joan Baez’in sesinden tanıdığımız ”Donna, Donna” şarkısının bu bestelerden biri olduğunu bilmiyordum. Deutsche Welle tarafından hazırlanan bir belgeselde Holokost’tan sağ kurtulabilenlerin anlattıkları tüyler ürperticiydi. Daha sonra, Nazi iktidarı zamanında acımasızca katledilenler için mumların yakılmasından önce, yine Ankara Üniversitesi Konservatuarına bağlı genç dansçılar bir gösteri sergilediler.

Belki bölgesel politikalarda işler biraz yoluna girerse, Holokostu daha üst düzey törenlerle hatırlamak, böylece daha çok kişinin tarihin bu karanlık sayfasını öğrenip ders çıkarması mümkün olur.

MURAT YETKİN

https://yetkinreport.com/2020/02/01/ankarada-huzunlu-bir-holokost-anmasi/

 

  • İSRAİL FİLİSTİNLİ ARAP OLSUN İSTERSE YEMENLİ YAHUDİ İSRAİLLİ BU COĞRAFYAYI PAYLAŞMAK ZORUNDAYIZ. KİMSE KİMSEYE BAŞKA YERE GİT DİYEMEZ. GİDECEK YER DE YOK

Peki madem bu iş bu kadar girift Trump Efendi ne demeye bu şovu düzenledi.

Tabii ki tek başına düzenlemedi. Bu taslağın arkasında kuşkusuz İsrail'in en zeki ve becerikli Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Beyaz Saray'daki Yahudi gücünün parmak izleri mevcuttur. Damat Jared Paşa İsrail çıkarlarına hizmet edecek olan bu taslağın baş mimarıdır da diyebiliriz. De bu taslak ile neler olacak neler yapılabilecek veya neler yapılamayacak. Filistin tarafının yaklaşık sınırlarının nereleri olup olmayacağı fiilen ortaya konmuş oldu. Yani barışmak isterlerse barış konuşmaları önerilen harita çerçevesinde olacaktır. Barış şartlarından bir tanesi de terör ile mücadele ve HAMAS'ın silahlardan arındırılmasıdır.

Bu şartların kabul edilebilmesi için 4 yıl süre vardır. Yani Belki aklı başında bir Filistinli (Arap) çıkar da barışmayı deneyebilir diye. Kaldı ki hali hazırda Katar dahil bu taslağa olumlu yaklaşan Arap ülkeleri mevcut ve desteklerini fiili olarak ilan ettiler bile.

Karşı çıkan ülkeler ise Türkiye ve İran ki kendi mevcut siyasi platformları sebebi ile başka türlüsünü de sanırım kimse beklemiyordu. Tabii ki bir Türk olarak Türkiye’nin İran ile aynı siyasi çizgide olması beni çok mutlu etmiyor. Mutlu olmayan bir Türk vatandaşı olduğundan da eminim.

Peki kabul etmezler ve barış istemezlerse ne olacak. Savaş mı olacak? Bence olmayacak ama terör olacak. Kimse mevcut rantlarından vazgeçmek istemeyecek. Amerika gibi bir devlet ve istihbaratı ile ünlü İsrail Filistinlilerin bunu kabul etmeyeceğini bilmiyor muydu. Kuşkusuz biliyorlardı. İşte bu nedenledir ki bu şekilde yumuşatılmış ve iki tarafa da bir takım haklar ve imkanlar tanınmış olan bir taslak hazırlandı ki herkes barıştan başka seçenek olmadığını anlayabilsin diye. Herkesin barıştan başka bir seçeneği yoktur. İsrail Filistinli Arap olsun isterse Yemenli Yahudi İsrailli bu coğrafyayı paylaşmak zorundayız. Kimse kimseye başka yere git diyemez. Gidecek yer de yok.

Türkiye siyasilerine tek bir sözüm var milli menfaatlerin önüne İslami motifler ve dini ifadeler yerine iki toplumu barıştırabilecek ifadeler koymayı deneyin. İsrail ve Filistinli Arapları barıştırabilecek en makul ülke halen Türkiye’dir. Yapılabilecek ve Türkiye’nin yapıcı rol oynayabileceği çok şey mevcut. Kavgacı değil yapıcı olunabilirse akıl ile burada çözülemeyecek hiç bir durum mevcut değildir. Kudüs dahil. Kaldı ki hep yazmışımdır bu şehirde iki şehir var iç içe birinin adı Kudüs ve İsrail'in ebedi başkentidir. Diğeri de şehrin doğusunda yer alan Kudüs bu şehrin de Filistin'in başkenti olmaması için bir engel mevcut değil bu taslağa göre.

RAFAEL SADİ

https://odatv.com/mesele-kudus-degil-mesele...-31012054.html

 

  • SONRA BU SOYKIRIMIN KATILIMCILARI YALNIZCA SS, GESTAPO VE ALMAN ORDUSUNUN ÜYELERİNDEN OLUŞMUYORDU. ALMAN HALKININ İÇİNDE, DOĞU AVRUPA ÜLKELERİNDEKİ NAZİ İŞBİRLİKÇİLERİ ARASINDA DA, SOYKIRIM SÜRECİNE ÇOK YOĞUN BİR GÖNÜLLÜ KATILIM SÖZ KONUSUYDU

Yahudi düşmanlığı daha I. Dünya Savaşı’ndan önce Alman toplumunda kültürel norm olmuştu. Savaşın travmasıyla histeriye dönüştü. Yahudi soykırımı olayına yol açan düşünce sistemi hiç yoktan ortaya çıkmadı. Bu bağlamda, önce Hıristiyan dini içindeki Yahudi düşmanlığını, tarih boyunca bu halka uygulanan katliamları anımsamamız gerekiyor. Reformasyonu başlatan Luther’in Yahudiler üzerine hezeyanları, Hitler’inkileri aratmayacak düzeydedir. Hıristiyan dünyasında olup biten her şeyi bilen Vatikan ve diğer merkezlerin, zamamanında soykırımı bilmezden gelmesi de ibret vericidir. Kudüs Müftüsü’nün, Hitler’le yaptığı toplantıdaki sözleri de...

İkinci önemli katkı kapitalist emperyalizmden ve bilimsel gelişmelerden geldi. 19. yüzyılın ikinci yarısında hızlanan emperyalizmi, emperyalist projeleri doğrulamak için, evrim teorisinden sosyal Darwinizm saçmalığı, mikropların ve aşının bulunmasından da türü temiz (saf) tutma saçmalığı türetildi.

Nihayet kriz içindeki kapitalizmin egemen sınıflarının tutumunu da unutmamak gerekir. Bu egemen sınıfların başlangıçta Nazi partisine mesafeli yaklaştıkları, Hitler’e ve SA’lara güvenmedikleri doğrudur. Ancak Hitler ve Nazi partisi, kendi içindeki ütopik unsurları temizledikten, devleti yönetebileceğini göstermeye başladıktan sonra, 1933’te yapılan o ünlü toplantıda, içlerinde Krupp, Siemes, Bayer, Opel, I.G Farben, Agfa, Telefunken de olmak üzere 33 büyük şirketin temsilcileri, ilk seçimlerde Nazi partisinin sendikaları işçi hareketini ve sosyalist hareketi bastıracak kadar güçlenmesine olanak sağlamak için milyonlarca marklık bir fon oluşturdular.

Bu adamlar (Nazizm esas olarak erkek bir projedir), Yahudi soykırımı sürecinden, köle emeği kullanarak Yahudi kapitalistlerin mallarına, servetlerine, sanat koleksiyonlarına el koyarak yararlandılar. Nazi savaş makinesi de bu kapitalistlerin sermayesiyle, teknolojisiyle onlara büyük kârlar getirerek kuruldu ve beslendi. 

Kamplardaki ölüm fabrikalarının kurulması, işletilmesi de bu sanayiden gelen uzmanlar ve makinelerle, kimyasal maddelerle oldu. Yahudi soykırımını görmezden gelen bu adamlar, Hitler rejimini satın aldıkları gibi, ondan sonraki “sözde demokratik” rejimleri de satın almaya devam ettiler ve hâlâ ediyorlar.

Sonra bu soykırımın katılımcıları yalnızca SS, Gestapo ve Alman ordusunun üyelerinden oluşmuyordu. Alman halkının içinde, doğu Avrupa ülkelerindeki Nazi işbirlikçileri arasında da, soykırım sürecine çok yoğun bir gönüllü katılım söz konusuydu. (Goldhagen, Hitler’s Willing Executioners)

ERGİN YILDIZOĞLU

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1717189/75-yil-sonra-auschwitz.html

 

  • İSRAİL KURULDUĞUNDAN BERİ ARAP İSRAİLLİLERİN BİR KOALİSYON HÜKÜMETİNE GİRDİKLERİ GÖRÜLMEMİŞ BİR DURUM. BUGÜN DE BUNUN DEĞİŞMESİ BEKLENMİYOR

İsrail’deki seçim ve hükümet kurulamama krizinin temelinde Mavi-Beyaz Partisi ile Likud arasındaki çekişme yatıyor. Ancak daha dikkatli bakıldığında esasen mevcut Knesset’te sağcı-aşırı milliyetçi ve Ortodoks Yahudi partileri çoğunlukta. Sağçı Likud Partisinin bu partilerle milletvekili sayısı hükümet kurmak için gerekli 61 sayısının epey üzerine çıkıyor.

Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Likud Partisi’nin mevcut Kneset’te 32 sandalyesi var. Buna 2 Ortodoks Yahudi partisinin (Şas ve Birleşik Torah Yahudiliği) 16 (9+7) ve sağcı Yamina’nın 7 milletvekili eklendiğinde 55 yapıyor. Aşırı Yahudi milliyetçisi İsrail Evimiz Partisinin ise 8 milletvekili bulunuyor. Teoride bu sağcı-dinci ve milliyetçi partilerin sandalye sayısı 63 ve bu sayı rahatlıkla güvenoyu alacak bir hükümet kurmaya yetiyor.

Ancak İsrail Evimiz Partisi Başkanı Avigdor Lieberman’ın, geçmişte birçok kez aynı hükümette yer aldılarsa da, Başbakan Netanyahu ile ilişkilerinin “iyi” olduğunu söylemek çok zor. Ama Knesset’teki sağ blokun hükümet kuramamasının, Lieberman’ın yeni bir Netanyahu hükümetine girmemesinin sebebi (aşırı milliyetçi) İsrail Evimiz Partisi’nin dinci-Ortodoks Yahudi Şas ve Birleşik Tora Yahudiliği Partileri ile askerlik kanunu konusunda bir süreden beri içine düştüğü uyuşmazlık.

İsrail Evimiz Partisi, Ultra-Ortodoks Yahudilerin dini okullarında (Yeşiva) eğitim gören öğrencilere askerlikten muafiyet tanınmasına kesinlikle karşı çıkıyor. Askerliğin erkek ve kızlar için zorunlu olduğu İsrail’de, yasalar 1950’lerden beri din eğitimi gören Ultra-Ortodoks din okulu öğrencilerine muafiyet tanıyor. İsrail Evimiz Partisi bu muafiyeti kaldıran bir askerlik kanunu çıkartmak isterken, Şas ve Birleşik Tora Yahudiliği Partileri yeni askerlik kanununa karşı çıkıyor ve din okullarında okuyan öğrenciler için tanınan askerlik muafiyetini kesinlikle korumak istiyor.

Esasında 2019 yılı başında İsrail Hükümetinin dağılmasına ve Başbakan Netanyahu’yu Kasım ayında yapılması gereken seçimleri erkene alarak 9 Nisan tarihine çekmesine sebep olan anlaşmazlık konusu da bu. 9 Nisan ve 17 Eylül seçimlerinden sonra Başbakan Netanyahu milliyetçi sağ ve dinci Partileri bir araya getiremediği için hükümet oluşturamıyor ve İsrail bir seçimden diğerine gitmek zorunda kalıyor.

Şimdiki Knesset’te (33 milletvekiliyle) en büyük Parti olan Mavi-Beyaz’ın koalisyon hükümeti kurabileceği üç küçük partinin sandalye sayısı da 11’de kalıyor. Buna Arap İsraillilerin oluşturduğu Ortak Liste’nin 13 milletvekili bile eklense bile yine de sandalye sayısı 57’de kalıyor. Yani mevcut Knesset aritmetiği içinde Mavi-Beyaz Partisi lideri Benny Gantz’ın da bir koalisyon hükümeti kurma şansı yok.

Kaldı ki İsrail kurulduğundan beri Arap İsraillilerin bir koalisyon hükümetine girdikleri görülmemiş bir durum. Bugün de bunun değişmesi beklenmiyor. En fazla olabilecek husus Ortak Liste’nin dışardan bir Benny Gantz hükümetini desteklemesi. Ancak 2 Mart Knesset seçiminde Mavi-Beyaz Partisi sandalye sayısını arttırsa bile yine de bir hükümet kurabilmesi zor gibi görünüyor.

OĞUZ ÇELIKKOL

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/oguz-celikkol/israil-secimleri-ve-asrin-cozum-plani-41432778

 

  • DÜNYADA KAN DÖKEN SÖZDE MÜSLÜMAN TERÖR ÖRGÜTLERİNİN ARKASINDA ORTADOĞU ARAP DEVLETLERİ BULUNMAKTADIR

Türk-Yahudi ilişkilerinde iş bununla da kalmıyor. Yahudiler saraydan kız almış, kız vermişlerdir. Muhtedi Yahudiler arasından şeyhülislâmlık makamına kadar yükselenler olmuştur.

Yahudi ve Osmanlı ilişkisi o derece ileriye gitmiştir ki, II. Selim Yahudi asıllı Nurbanu Sultan ile evlenmiştir. Osmanlı padişahı III. Murad bu evlilikten dünyaya gelmiştir.

Yahudiler Osmanlı şehirlerinde istedikleri yerlerde yaşama, istedikleri meslekle iştigal etme, seyahat ve ibâdet etme, dinleri gereği istedikleri eğitim kurumlarını açma ve verme hürriyetine sahiptiler.

Görüldüğü gibi Türk Yahudi ilişkileri yüz yıllarca kavgasız sürmüştür.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, dış işleri görevlilerimiz Yahudilere Türk kimliği vererek Türkiye’ye gelmelerini sağlamıştır.

80 Yahudi’nin hayvan vagonunda Gestapo’nun elinden kurtarılarak kaçırılması çok bilinen bir olaydır.

Yahudi asıllı Alman bilim adamlarının Türkiye’ye gelmeleri ve üniversitelerimize yaptıkları önemli katkılar yadsınamaz gerçektir…

Son yıllarda bir takım güçler ülkemizde bir Yahudi düşmanlığı yaratmaya çalışıyorlar…

Bunu da Türkiye-İsrail üzerinden geliştirme çabasındalar.

Ortadoğu’da üç ciddi devlet vardır. Türkiye – İran ve İsrail…

Diğerleri İkinci Dünya Savaşından sonra masa üzerinde cetvel ile çizilmiş sınırları olan uyduruk devletlerdir. Geçmişleri olmadığı için gelecekleri de yoktur.

Bu devletleri oluşturan uluslar da yoktur.

Terörist olan İsrail değil uyduruk Arap devletleridir.

Dünyada kan döken sözde Müslüman terör örgütlerinin arkasında Ortadoğu Arap devletleri bulunmaktadır.

Emperyalizmin büyük planında Türkiye-İran- İsrail çatışması vardır.

Bu tuzağa düşülmemelidir.

ORHAN SELEN

http://www.anayurtgazetesi.com/yazar/Israil-dusmanligi-yanlistir/35118

 

  • İSRAİL’DE OTURAN BİR TÜRK YAHUDİSİ RAFAEL SADİ, TRUMP PLANI DENİLEN ÖNERİLERİ OKUMUŞ VE BİR PLAN GİBİ MADDELEŞTİRMİŞ

Nurtopu gibi bir Ortadoğu barış planımız oldu.

Sokak sakin ama bölgede siyaset ve siyasetçi yine konuşmaya başladı...

Türkiye’ye bakarsanız ise ortada iki cümle var:

“Kudüs Kutsalımızdır”, “Kudüs kırmızı çizgimizdir”.

Ahmet Hoca sen bi dur önce şu planı okuyalım

Bir de Ahmet Davutoğlu girmez mi devreye...

Sizi bilmem ama konu Ortadoğu ise eğer...

Ahmet Davutoğlu bir köşeden başını çıkarıp iki kelime etti mi...

Anında aklıma “Stratejik Derinlik” kitabı geliyor...

Suriye’de başımıza açılanlar geliyor...

Anında kaçıyorum oradan...

Öyle anlarda içimden bir ses yükseliyor ve haykırıyor:

“Yahu Ahmet Hoca, çıkar şu fikirlerini, giy şu hocalık cübbeni ve anlat bize...

Nedir bu plan? Sadece Kudüs mü...”

Herkesin fikri var, kimsenin bilgisi yok...

İki gündür bu anlaşma neymiş diye arıyorum.

İnanmayacaksınız ama New York Times dahil hiçbir yerde bu planın ne olduğuna dair derli toplu, maddeleştirilmiş bir çalışma bulamadım.

Sedat Ergin de İdlib’e takıldığı için ondan da umudu kestim.

Size garip gelecek ama bula bula tek derli toplu bilgiyi, yine Türkiye’de, Odatv’de buldum.

İsrail’de oturan bir Türk Yahudisi Rafael Sadi, Trump planı denilen önerileri okumuş ve bir plan gibi maddeleştirmiş.

İsrail Yahudi halkının devletidir. Bu da İsrail ile barış yapmak isteyenlerin kabul etmeleri gereken fiili durum ve gerçektir. Bunu kabul etmeyenlerin barış yapma ve refaha kavuşma şansları yoktur deniyor.

Judea ve Samariye, İbranicesi ile Yehuda ve Shomron kısaca Batı Şeria bu Yahudi devletinin bir parçasıdır ve orada yaşayan Yahudiler bulundukları şehir ve yerleşim birimlerinden çıkarılamayacaklardır.

“Batı Kudüs Yahudi devletinin ebedi başkentidir.” (Bu arada planlanan Filistin devletinin başkentinin Kudüs’ün doğusu olabileceği açıkça vurgulanmış oldu.)

Filistin halkının müreffeh bir yaşam kalitesine ulaşması için, bu barış anlaşması taslağı ile 10 yıl içinde Filistin’e 50 milyar dolar ekonomik yardım yapılacaktır.

Dört yıllık müzakereler sürecinde Batı Şeria’da inşaatlar dondurulacak. Yeni inşaat ruhsatları verilmeyecek ancak başlanan inşaatlar etkilenmeyecek.

Mülteci durumundaki Filistinliler İsrail’e değil ama gelecekte kurulacak olan Filistin devletine dönebilecekler. Mültecilerin yerleştirilebilmeleri için bir tazminat fonu kurulacak ve geri dönüş sağlanacaktır.

İbadet özgürlüğü temin edilecektir. Filistin devletinde de aynı özgürlük tesis edilmelidir.

Hamas silahsızlandırılmalıdır. İsrail’e karşı terör ve İsrail’e karşı kışkırtmalar durdurulmalıdır. Tapınak Dağı’nda her dinden insanın ziyareti ve namazı mümkün kılınmalıdır.

ABD gelecekteki Filistin devletinde büyükelçilik açacak. İki devlet arasında müşterek turizm birliği kurulacak.

Filistin yönetiminin bu planı kabul etmesi ve barış masasına oturması için 4 yıl süre verildi.

RAFAEL Sadi anlaşma ile ilgili olarak ilginç bir iddia ortaya atıyor.

Diyor ki: “Bu taslak yürürlüğe girerse Filistin toprakları iki katına çıkacak...”

Bu hesabı nasıl yaptı bilemiyorum... Ama aksi bilgi olmadığı için de bir şey diyemiyorum.

Çünkü ideolojiler ve inançlar dışında bu anlaşmada ne var kimse anlatmıyor.

Arap-İsrail savaşları benim doğumumdan bir yıl sonra 1948’de başladı...

Yetmiş bir yıldan beri hem yaşadığımız Ortadoğu’yu hem dünyayı zehirliyor bu savaş...

Bir bilelim artık ne oluyor ne bitiyor orada...

ERTUĞRUL ÖZKÖK

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/ahmet-hoca-sen-bi-dur-once-su-plani-okuyalim-41436120

 

  • ŞİMDİ TRUMP PLANI KONUSUNDA BİZ NE YAPACAĞIZ? YİNE “EYYY İSRAİL” DİYE GÜRLEYECEK MİYİZ? YOKSA ONUN YERİNE AMERİKA VE İSRAİL’E SESLENİP BU PLANIN ŞARTLARINI İYİLEŞTİRME KONUSUNDA DAHA İKNA EDİCİ BİR POLİTİKA MI İZLEYECEĞİZ?

Evet tek taraflı bir anlaşma planı...

Evet, Filistinliler için bir anlaşma değil, sanki bir işgali meşrulaştırma planı gibi duruyor.

Ama yine de soracağım.

BİR: Bundan 30 yıl önce en kötü anlaşma bile yapılsaydı ve İsrail gibi gelişmiş bir ülke ile komşu olunsaydı bugün Filistinli çocukların durumu daha iyi olmaz mıydı?

İKİ: Bu anlaşma planı Müslüman dünyasını da böldü... Bundan sonra yapılacak her anlaşma görüşmesine Filistinliler masaya daha zayıf oturmayacak mı...

ÜÇ: Böyle bir konuda, ‘şu ülke, bu ülke ne düşünüyor, şu siyasetçi, bu siyasetçi miting meydanında ne nutuk atıyor’a bakmaktansa...

Sokaktaki Filistinli ne düşünüyor ona bakmak daha doğru değil mi...

Bize gelince... Barış Pınarı harekâtında ve Doğu Akdeniz doğalgazı konusunda Filistin bize karşı ittifak içinde yer aldı...

Şimdi Trump planı konusunda biz ne yapacağız?

Yine “Eyyy İsrail” diye gürleyecek miyiz?

Yoksa onun yerine Amerika ve İsrail’e seslenip bu planın şartlarını iyileştirme konusunda daha ikna edici bir politika mı izleyeceğiz?

Yani kendi iç politikamıza mı sesleneceğiz... Yoksa Filistin halkının yararına sonuç getirecek daha etkili ve çözüme katkı sağlayacak adımlar mı atacağız... Kısaca hemen gürleyecek miyiz? Yoksa biraz düşünüp daha temkinli mi gideceğiz...

Dün Afrika dönüşünde Cumhurbaşkanı’nın tepkisini çok dikkatle okudum.

“Anlaşma metnini görüp incelemekten” söz etti...

Gelecek hafta yapılacak İslam Konferansı toplantısına Dışişleri Bakanı’nın katılacağından söz etti...

Nasıl yorumlamalıyız? Esip gürlemek yerine, gürlemeden, daha sakin bir itiraz yoluna gitme ihtimali de var mı sanki.

ERTUĞRUL ÖZKÖK

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/ugur-mumcu-asker-haber-kaynagi-ile-kimde-tanismis-41432819

 

  • BU PLANA VE AÇIKLANDIĞI TOPLANTIYA BAKILDIĞINDA AÇIKÇA GÖRÜNEN, "YÜZYILIN ANLAŞMASI"NIN İSRAİL İLE FİLİSTİNLİLER ARASINDAKİ SORUNA BİR ÇÖZÜM BULMAKTAN ÇOK ABD-İSRAİL İLİŞKİLERİNİ GELİŞTİRMEK İLE İLGİLİ OLDUĞU GÖZÜKÜYOR

Netanyahu'nun konuşmasında vurgulamadığı konu, İsrail'in bu anlaşmayla tarihi anavatanının içinde bulunduğu Yehuda ve Samarya'da (Batı Şeria) bir Filistin Devleti'nin varlığını kabul etmiş olduğu. Netanyahu ve kurduğu koalisyonlara bakıldığında, bu durum özellikle ülkenin sağcıları ve ultra-Ortodokslarını kızdıracak bir ödün. Planda olan diğer bir konu ise İsrail'in bu dört yıl zarfında yeni yerleşim yapmayacağı ve statükoyu koruması gerektiği. Bu sırada kanun dışı olan yerleri kaldırması da bekleniyor. Filistinliler ayrıca Hayfa ve Aşdod'da gümrüksüz limandan yararlanabilecek.

Plana göre bölgesel bir güvenlik komitesi kurulması da isteniyor. Bu gerçekleşirse ABD, İsrail, Filistin ve bölge ülkelerini bir araya getirecek olması açısından oldukça önemli. Ancak bu yedi ülke arasına, tıpkı Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nda olduğu gibi, Türkiye'nin eklenmemiş olması da bir o kadar düşündürücü.

"Yüzyılın Anlaşması" ismi, Trump'ın büyüklük takıntısını belli eden, fazla iddialı bir tanımlamaydı ilk baştan itibaren. Ancak seçilen ismin sevimsizliği, açıklanmasının defalarca ertelenmiş olması veya mimarlarından Jason Greenblatt'ın görevinden istifa etmiş olması çok da önemli değil şu noktada. Başarılı olur veya olmaz, çoktandır buzdolabına kaldırılmış olan, hiçbir bölge ülkesinin dahi önceliği olmayan bu konuyu Trump'ın yeniden gündeme taşımış olduğunu teslim etmek gerekir.

Tabiatı gereği anlaşma ihtilaflı taraflar arasında olur. O salonda Trump'ın yanında Netanyahu'yu görüyoruz ancak Filistin tarafını temsilen kimse yok. Anlaşmada taraflar belli maddelerde anlaşır, onaylar ve imza atar. Burada o da yok. Bu durum, hem söz konusu planın bir anlaşma olmadığını hem de diğer tarafa kabul ettirilmesinin zor olduğunu daha ilk baştan gösteriyor.

Son iki yıldır Filistin tarafı, planı hazırlayan takım ve Trump'ın kendisi ile her türlü diyaloğu reddederken, sahada tek kalınca planı kendi isteğine göre şekillendiren İsrail oluyor. Planda, statüko dört yıl boyunca korunacak derken, aslında, bu süre zarfında Filistin tarafına planı incelemeleri, sindirmeleri ve bunu temel alacak barış görüşmelerine hazırlanmaları emrivaki yapılmış oluyor.

Zamanlamaya bakınca, azil sürecindeki Trump hem dikkatleri konudan uzaklaştırmış oluyor, hem de Filistinliler kabul etse de etmese de bu adımı seçimlerde kendisine oy kazandıracak potansiyele sahip. Üstelik İsrail'deki dostuna 2 Mart seçimleri öncesi son bir destek çıkmış oluyor.

Netanyahu da benzer bir şekilde hakkındaki davalarla uğraşıyor. Son bir senedir geçici hükümetin başında bulunan Netanyahu, yeni seçimlere tam beş hafta kala en önemli Trump kartını kullanmış oldu. Rakibi Gantz'ın da Washington'a davet edilerek desteğini alan bu planın hazırlanmasında Netanyahu ve ekibinin etkisi oldukça belirgin. Üstelik aynı hafta Rusya'da uyuşturucu bulundurmaktan tutuklu İsrailli kızın ülkesine geri dönmesini sağlayarak tüm dünya liderlerine nazı geçen, yeri doldurulamaz bir lider olduğunu seçmene göstermiş oldu. Bu da ona 2 Mart'ta oy olarak geri dönebilir. Tüm bunlar olurken dokunulmazlık talebini geri çekmiş, hakkında dava açılmış, çok mu önemli… diye düşünüyor olmalı.

Bu plana ve açıklandığı toplantıya bakıldığında açıkça görünen, "Yüzyılın Anlaşması"nın İsrail ile Filistinliler arasındaki soruna bir çözüm bulmaktan çok ABD-İsrail ilişkilerini geliştirmek ile ilgili olduğu gözüküyor. Ne demişti Netanyahu? "Trump, İsrail'in Beyaz Saray'daki gelmiş geçmiş en iyi dostudur."

KAREL VALANSİ

https://t24.com.tr/yazarlar/karel-valansi/yeni-bir-vizyon-barisi-getirebilir-mi,25438

 

  • PLAN ÖLÜ DOĞMUŞ VEYA YOK SAYILSA DA, SAHADAKİ “DE FACTO” DURUM İSRAİL’İN LEHİNDE. YANİ PLAN RAFA DA KALKSA, İÇERDİĞİ BAŞLICA NOKTALAR ZATEN BİR “STATÜKO” YANİ BİR FİİLİ DURUM HÂLÂ SÜRÜYOR

Plan Başkan Trump’ın iddialı tabiriyle “Yüzyılın Planı” veya daha kısa ifadeyle, “Barış Planı” diye anılıyor. Gerçekten bu plan, İsrail-Filistin anlaşmazlığını çözecek, bölgede barışın kurulmasını sağlayabilecek mi?

Çok şüpheli, hatta ilk işaretlere göre, tam aksine, yeni bir gerginlik ve çatışma dönemine girilmesi olasılığı daha kuvvetli.

Bunun nedeni açık: Bu plan İsrail’in isteklerini karşılıyor, Filistinlilerin beklentilerini ise hiçe sayıyor.

Aslında ABD daha önce de Kudüs’ün ve Golan Tepeleri’nin statüsüyle ilgili İsrail’in lehinde kararlar almıştı. “Yüzyılın Planı” bunları bir kez daha teyit ettiği gibi, gene İsrail’in lehinde yeni unsurlar içeriyor: Örneğin, Batı Şeria’da kurulan ve yasa dışı sayılan İsrail yerleşim birimlerini İsrail egemenliği altına veriyor.

Bu durumda bu planın bir müzakere zemini ve uzlaşma fırsatı oluşturması mümkün değil. O halde bundan sonra ne olacağı, kimin nasıl hareket edeceği, büyük bir soru işareti.

İlk tepkiler, Filistinlilerin sokaklara döküleceğini, şiddet ve çatışma sürecine girileceğini, meselenin uluslararası siyasi boyutlar alacağını gösteriyor. Ne var ki dış dünya, hatta Arap âlemi dahi, bu konuda bölünmüş durumda.

İsrail’in stratejisi de bundan cesaret alıyor. Plan ölü doğmuş veya yok sayılsa da, sahadaki “de facto” durum İsrail’in lehinde. Yani plan rafa da kalksa, içerdiği başlıca noktalar zaten bir “statüko” yani bir fiili durum hâlâ sürüyor.

Ancak bu, Trump’ın iddia ettiği gibi barış, huzur ve refah dönemi için fırsattan çok, yeni çatışmalar ve gerginliklere neden olacağa benziyor.

SAMİ KOHEN

https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/sami-kohen/trumpin-plani-barisi-saglar-mi-6133606

 

  • ZATEN BU PLANIN TAM DA ŞİMDİ AÇIKLANMASININ SEBEBİ DE, İSRAİL’DE 2 MART’TA YAPILACAK OLAN SEÇİMLERDE BAŞBAKAN NETANYAHU’YA HAYAT ÖPÜCÜĞÜ VERMEK

Durumu daha da zor hale getiren ise, İsraillilerin desteği. Yapılan anketler, toplumun ortalama yüzde 50’sinin plandan hoşnut olduğunu gösteriyor. Zaten bu planın tam da şimdi açıklanmasının sebebi de, İsrail’de 2 Mart’ta yapılacak olan seçimlerde Başbakan Netanyahu’ya hayat öpücüğü vermek. Planın toplumdan gördüğü bu destek de Netanyahu’nun seçimlerde elini güçlendiriyor.

Alon Liel tam da bu yüzden Başbakan’ın seçimi kazanmayı garantilemek için 2 Mart’tan önce harekete geçeceğini ve planı parlamentoya oylamaya sunacağını düşünüyor. Trump ve damadı Kushner bu adımı seçim sonrasına bırakmasından yana. Yani nispeten insaflılar! Ama Liel, Başbakan’ın ABD’ye rağmen önümüzdeki 2-3 hafta içinde bunu yapacağı kanaatinde. Hele ki seçim anketleri durumunu kritik gösterir ise...

Uluslararası toplumdan hiç ses çıkmaması, çıkan seslerin de cılız olması ise bu duruma tuz biber ekiyor. Zaten İsraillilerin yayınladığı mektupta da, “Avrupa Birliği’nin şu ana kadarki zayıf tepkisi bizi son derece endişelendiriyor” deniliyor. Arap dünyası deseniz, zaten bazıları bu planın bizzat destekçisi. Diğerleri ise sesini neredeyse çıkarmıyor.

VERDA ÖZER

https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/verda-ozer/apartheid-2-0-6134286

 

  • BELLİ Kİ ABD ARTIK ALTINDA KENDİ İMZASI OLAN, OLMASA DA BAĞLAYICILIĞI BULUNAN GÜVENLİK KONSEYİ KARARLARINI DA KABUL ETMEYECEK. İSRAİL’İN YANINDA OLACAK. RUSYA VE İRAN BÖLGENİN SİYASİ FAY HATLARINDAKİ KIRILMALARDAN YARARLANACAK

Bu zamana kadar verdikleri siyasi mücadele ve planın içeriği düşünüldüğünde Filistinlilerin önerilen devlete benzeyen bu otonom siyasi yapıyı kabullenmelerinin zor olduğunu söyleyebiliriz. Unutmayalım ilk taksim planı 1937’de Peel Komisyonu tarafından önerildi, Filistin taksimi ancak 1988’de dönemin çok özgün koşulları altında Cezayir’de kabul etti, Güvenlik Konseyi’nin 242 ve 338 sayılı kararlarına referans verdi, 1967 sınırları temelinde sağlanacak iki devletli çözüme ancak 51 yıl sonra evet dedi.

Şimdi bunun çok daha gerisinde, uluslararası hukuka ve BM kararlarına aykırı bir şekilde zeminde gerçekleşmiş değişikliği kabul etmeleri isteniyor. Kabul etmelerini sağlamak için de bir yandan havuç, öbür yandan sopa gösteriliyor. Üstelik kendileri için öngörülen siyasi akıbeti kabul etseler, imkansızı imkanlı hale getirseler bile planın gerçekleşeceğinin, dört yıl sonra oluşan yeni şartlara uyum sağlamalarının istenmeyeceğinin hiçbir garantisi yok.

Şartlar muğlak, zemin kaydan, Amerika oynak ve Arap ülkelerinin çoğu da Filistin denen sorundan bir an önce kurtulma derdinde. İsrail’in kendi muhalefeti kadar bile tepki veremiyorlar. Belli ki ABD artık altında kendi imzası olan, olmasa da bağlayıcılığı bulunan Güvenlik Konseyi kararlarını da kabul etmeyecek. İsrail’in yanında olacak. Rusya ve İran bölgenin siyasi fay hatlarındaki kırılmalardan yararlanacak.

Kimsenin elinde çözümü sağlayacak, Filistinlilerin kazanılmış haklarını koruyacak sihirli bir formül yok. Yine de Türkiye olarak Filistinlilerin haklarını korumak istiyorsak sadece eleştirmekle yetinmemiz, yeni ve yaratıcı çözümler üstünde düşünmemiz bana şart gibi geliyor. Ayrıca ittifak kurabileceğimiz, dayanışma içinde hareket edebileceğimiz aktörlerin sayısı da giderek azalıyor…

MENSUR AKGÜN

https://www.karar.com/yazarlar/mensur-akgun/kabulu-zor-uygulamasi-imkansiz-bir-plan-12678

 

  • EVET, BELKİ BİRKAÇ PROTESTO DÜZENLENİR, BELKİ BİRKAÇ AÇIKLAMA YAPILIR, ARAP BİRLİĞİ VE/VEYA İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI TOPLANIR, BM GENEL KURULU’NDAN DA DESTEK ALINIR FAKAT SONUÇ DEĞİŞMEZ

Belli başlı hiçbir Arap ülkesinin dayatılacak çözümü veto etmesi söz konusu değil. Suudiler Amerika ve hatta İsrail ile ilişkileri normalleştirme peşinde. Bahreyn, BAE İran derdinde. İran deseniz zaten yeterince sorunu var. Suriye paramparça, Irak’ın kendi işi başından aşkın. Mısır Sisi demek, o da Trump’la iyi geçinmek ister. Türkiye de karşı karşıya olduğu sorunlar düşünüldüğünde çok fazla tepki gösteremez.

Evet, belki birkaç protesto düzenlenir, belki birkaç açıklama yapılır, Arap Birliği ve/veya İslam İşbirliği Teşkilatı toplanır, BM Genel Kurulu’ndan da destek alınır fakat sonuç değişmez. Bunu da Trump Yönetimi bizden çok daha iyi bilir. Ayrıca açılımlarının seçim ve kendini kurtarma yatırımı olarak görüleceği için hafife alınacağını düşünmemiş olmaları da mümkün değil.

Bu yüzden en uç noktalarda taviz beklemeleri, bölgesel zafiyetlerden yararlanmaya çalışmaları kaçınılmaz. Nihayetinde istedikleri çözüm değil zihniyet değişikliği, paradigmik bir sıçrama. Bir de unutmayalım ki bu plan dün hazırlanmadı. Kushner’in Jason Greeblatt, Dina Powell ve David Friedman ile birlikte bir plan üstünde çalıştıkları 2017 Kasım’dan beri herkesin malumuydu. Plan şimdi açıklanıyor çünkü açıklanması Trump’a ve Netanyahu’ya da yarayacak.

Amerikan seçmeni Trump’ı en İsrail yanlısı başkan olarak görecek, İsrail seçmeni de Netanyahu’nun politikaları yüzünden “böylesi güzel” bir planın hazırlandığını düşünecek. Ama aynı zamanda plan ne kadar saçma olursa olsun sonuçta Filistin sorununun çözümünde İsrail’e bir eşik daha atlatacak. Keşke yanılıyor olsam, sabah gazeteyi elime aldığımda açıklanan plana bakıp hata yapmışım desem, diyebilsem…

Mensur Akgün

https://www.karar.com/yazarlar/mensur-akgun/trumpin-kendini-ve-netanyahuyu-kurtarma-plani-mi-12642

 

  • TRUMP-NETANYAHU ORTAKLIĞI SALT JEOPOLİTİK ÇIKAR ORTAKLIĞINA DAYANMIYOR, AYRICA SİYASİ SÖYLEMLERİNDEKİ UYUM DA BİRLİKTE HAREKET ETMELERİNİ BİR HAYLİ KOLAYLAŞTIRIYOR

Vizyon planı iki devletli bir çözüme yönelik uygulanabilir, gerçekçi bir vizyon sunmuyor; barışı getirmekten uzak görünüyor. Planın en kârlı çıkanı ise yeniden seçilme şansını artıran Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu. Trump’ın Senato’daki azil süreci yoğunlaşırken Evanjelik oy tabanının isteklerine yönelmesi, dikkatleri üzerinden dağıtmak ve seçime yaklaşırken halk desteğini tahkim etmek için iyi bir fırsat olarak sivriliyor. Netanyahu ise İsrail’de yolsuzluk suçlamalarıyla aşınan siyasi kariyerini büyük bir jeopolitik kazançla örtme derdinde. Ayrıca ikisinin de söylemi birbirine benziyor. Her iki lider de etnik veya kültürel rahatsızlıkları siyasi kazanca tahvil etmede ustalar. Trump-Netanyahu ortaklığı salt jeopolitik çıkar ortaklığına dayanmıyor, ayrıca siyasi söylemlerindeki uyum da birlikte hareket etmelerini bir hayli kolaylaştırıyor.

Filistin halkının toprak, kimlik ve egemenlik yokluğuna tutarlı bir yanıt üretebilecek siyasi program ise ufukta görünmüyor. Küresel liderliğin ABD öncülüğünde otantizme evrilmesi, kendi dini temalarını öncelemesi ve ittifaklarını da bunlar üzerinden şekillendirmesi, Filistin siyasetinin ve toplumunun taleplerinin görmezden gelinmesine yol açıyor. Filistin’de ve İsrail’de umut veren gelişmeler ise demografide görülen değişimin bir süre sonra siyasi kültüre yansıyacak olması ve eninde sonunda temsil imkânı bulması.

GÖKHAN ÇINKARA

https://www.aa.com.tr/tr/analiz/trumpin-baris-vizyonu-kimliksiz-topraksiz-ve-bagimli-filistin/1722610

 

  • TÜRKİYE’NİN ŞU ANDA HAYATİ ÇIKARLARINI KORUMAK AMACIYLA YAPMASI GEREKEN LİBYA İLE İMZALANAN DENİZ YETKİ ALANLARINI SINIRLANDIRMA ANLAŞMASINI OLUŞTURAN ESASLAR ÜZERİNDEN BENZERİ BİR MUTABAKATI İSRAİL İLE İMZALAMASIDIR

Söylemesi ve kabul etmesi çok zor ve acı olabilir; ancak Türkiye konunun diplomatik ve siyasi taraflarından birisi değildir.

Meselenin bir müzakere sürecine dönüşmesi veya Filistin Yönetimi’nin planı toptan reddederek direniş göstermesini sağlama konusunda yapabilecekleri oldukça sınırlıdır.

Türkiye’nin Filistin Yönetimi’ni toptan finanse etmesi ve bir silahlı mücadeleye teşvik etmesi düşünülemez.

Öte yandan 1948 Savaşı’ndan itibaren Arapların bu mücadelede sürekli yenildiklerini ve taleplerinde adım adım gerilediklerini de not etmek lazımdır.

İsrail’in bu coğrafyada var olma hakkı bulunmadığını söyleyerek 1948 savaşına girişen ve yenilen Arap devletlerinin 1956 ve özellikle 1967’de ağır yenilgilere uğradıklarını (1948’de Ürdün’ün başarılı olması hariç) ve 1973 savaşının başlangıcında elde ettikleri başarıyı savaşın sonuna kadar devam ettiremediklerini;

İsrail’in savaşı 1967’de elde ettiği zaferin sınırlarına tekrardan götürmeyi başardığını;

Bundan sonra Mısır’ın Camp David Antlaşmalarıyla İsrail ile barış yaparak işgal altındaki topraklarının büyükçe bir kısmını geri alabildiğini;

Kendi içinde parçalanan Arap Blokunun İsrail’i yok etme tezinden iki devletli çözüm seçeneğine geldiğini ve 1990’ların başlarında uzlaşılan bu iki devletli çözüm seçeneğinin bugün itibariyle haritasının Filistin aleyhine fevkalade olumsuz hale geldiğinin altını çizmek gerekir. Her iki halde de Türkiye’nin yapabileceği fazla bir şey olmadığını belirtmek gerekir.

Öte yandan eğer Türkiye bu konudan dolayı İsrail ile Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korumak amacıyla bir deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması yapmaktan imtina eder ve İsrail ile arasındaki gerginliği artırarak sürdürürse, bu durumda Rum-Yunan tarafının ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey yapmış olmaz.

Aynı önerme Türkiye-Mısır ilişkileri açısından da geçerli görünüyor. Türkiye’nin şu anda hayati çıkarlarını korumak amacıyla yapması gereken Libya ile imzalanan deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşmasını oluşturan esaslar üzerinden benzeri bir mutabakatı İsrail ile imzalamasıdır.

Bunun için de İsrail ile ilişkilerimizin bir an önce normalleştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Aynı normalleşme sürecinin Mısır ile ilişkilerimizde de gerekli olduğuna hiç şüphe yoktur; çünkü Türkiye’nin Libya ile yaptığı mutabakatın somut kazanımlara dönüşebilmesi ancak ve ancak benzeri anlaşmaların başta İsrail ve Mısır olmak üzere diğer kıyıdaş ülkelerle de (Suriye ve Lübnan) yapılmasına bağlıdır.

Böyle bir dönemde Türkiye bir yandan Filistin planı yüzünden İsrail ve plana destek vermesi kuvvetle muhtemel Mısır ile ilişkilerini daha da gerginleştirir ve deniz yetki alanları imzalanmasını imkansız kılar, öte yandan da aslında revize etmesi gereken Suriye politikasında ısrarcı olarak İdlib yüzünden Moskova ile bozuşursa Rusya uçağını düşürdüğümüz zamanki yalnızlıkla yeniden karşı karşıya kalabiliriz.

Üstelik bu defaki krizin faturası ülke içindeki ekonomik sıkıntıların artması ile sınırlı kalmayabilir ve Doğu Akdeniz’de net kayıplara dönüşebilir.

HASAN ÜNAL

https://www.independentturkish.com/node/127076/t%C3%BCrkiyeden-sesler/filistin%E2%80%99e-sevr-dayatmas%C4%B1-ve-t%C3%BCrkiye

Şahsen İsrail'in bitmek tükenmek bilmeyen istekleri konusunda ikna olmamama rağmen, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Japonya ve Almanya’da olduğu gibi Filistinlilerin askeri olarak kısıtlanmasını anlıyor gibiydim. İsrail daha önce kendisiyle savaşan Ürdün ve Mısır’dan sınır bölgelerindeki askeri varlıklarını azaltmasını istiyordu, ancak Filistin’in askeri gücü hem İsrail’e zarar verme bakımından hem de bu ülkelerin güçlerine kıyasla zaten son derece kısıtlıydı. Anladım ki İsrail’in bu yaklaşımı Batı Şeria’ya tamamen egemen olmak için oluşturulmuş ideolojik, politik bir yaklaşımdır. Mesele güvenlik meselesi değildir, Filistinlilerin kimliklerini ve devletlerini yozlaştırma meselesidir.

Bu nedenlerden ötürü ‘Yüzyılın Anlaşması’ olarak adlandırılan ABD ‘barış planının’ İsrail ve Filistin taraflarını tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için uygun bir platform sağladığını düşünmüyorum. Mübalağasız ve objektif olarak değerlendirdiğimde; planın risklerinin ve eksilerinin, olumlu taraflarına göre çok daha ağır bastığını gözlemliyorum. Müzakere en iyi yöntemdir, daha doğrusu Filistinliler için mümkün olan tek yöntemdir. Barışçıl çözüm iki taraf içinde en iyisidir. Eğer barış iradesi varsa önemli olan budur, müzakereler ise detaylar üzerine olur.

Eşit büyüklükte ve değere sahip bazı toprakların değişimi için müzakere yapılmasına kimsenin itiraz ettiği yok. İsrail ve Yeni Filistin’e döneceklerin sayısı müzakere edilebilir, dönmeyecekler için tazminat miktarının belirlenmesi için müzakere yapılabilir. İsrail ya da Filistin’in ani bir güvenlik sorunuyla karşılaşmaması için güvenlik koordinasyonu yapılmasına da kimsenin itiraz ettiği yok. Filistin devletinin belirli bir süreliğine silahlarını sınırlı tutması da konuşulabilir. Kadim Kudüs’teki dini alanlarda Yahudilerin ve Müslümanların serbestçe ibadet edebilmesine imkân tanıyan düzenlemeler üzerinde de müzakere edilebilir. İsrail'in Arap topraklarını işgali sona erdiğinde yeni kurulacak devletteki vatandaşlığın nasıl belirleneceği de tartışılabilir. Arap normalleşmesi biçiminde müzakere etmek için hiçbir itiraz yoktur.

NEBİL FEHMİ (ESKİ MISIR DIŞİŞLERİ BAKANI)

https://www.independentturkish.com/node/127306/d%C3%BCnyadan-sesler/eksileri-ve-art%C4%B1lar%C4%B1yla-y%C3%BCzy%C4%B1l%C4%B1n-anla%C5%9Fmas%C4%B1

 

NETTEN OKUMALAR

 

  • DÜNYANIN KONUŞTUĞU PLANI BİR DE BÖYLE OKUYUN – RAFAEL SADİ

https://odatv.com/dunyanin-konustugu-plani-bir-de-boyle-okuyun-29012055.html

 

  • ERTUĞRUL ÖZKÖK’ÜN SORUSUNU YANITLAYAYIM; FİLİSTİN’İN TOPRAĞI NASIL BÜYÜYECEK – RAFAEL SADİ

https://odatv.com/ertugrul-ozkokun-sorusunu-yanitlayayim-02022023.html

 

  • YAHUDİ SOYKIRIMI'NDAN KURTULANLAR: HOLOKOST SONRASI ACI VE YOKSULLUK

https://onedio.com/haber/yahudi-soykirimi-ndan-kurtulanlar-holokost-sonrasi-aci-ve-yoksulluk-895793

 

  • 75. YILINDA AUSCHWİTZ: İNSANLIĞIN DİP NOKTASI – ALP ALTINÖRS

https://artigercek.com/yazarlar/alp-altinors/75-yilinda-auschwitz-insanligin-dip-noktasi

 

  • HOLOKOST TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ: "KAMPLARDAKİ İNSANLAR BUGÜN ÇOK İYİ BİLİNEN ŞİRKETLERİN DE KÖLELERİ OLARAK ÇALIŞTIRILDI" – ALİ BİLGE

http://acikradyo.com.tr/ekonomi-politik/holokost-tarihine-kisa-bir-bakis-kamplardaki-insanlar-bugun-cok-iyi-bilinen

 

  • HOLOKOST ŞİİRLERİ: YÜRÜRKEN YOLDAŞINIZ SESSİZLİK OLACAK - MARİAN DE VOOGHT

https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2020/02/01/holokost-siirileri-yururken-yoldasiniz-sessizlik-olacak/

 

  • “HAKAN FİDAN’I HEDEF GÖSTERMEDİM, YANLIŞ TERCÜME YAPILMIŞ” - BENAN KEPSUTLU

https://www.independentturkish.com/node/125051/t%C3%BCrkiyeden-sesler/%E2%80%9Chakan-fidan%E2%80%99%C4%B1-hedef-g%C3%B6stermedim-yanl%C4%B1%C5%9F-terc%C3%BCme-yap%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F%E2%80%9D

 

  • 'TÜRKİYE MENFAATLERİNİ DÜŞÜNMELİ VE YÜZYILIN ANLAŞMASI PLANINDA BÜYÜK AĞABEY OLARAK ROL ALMALI' – RAFAEL SADİ (CEYDA KARAN RÖPORTAJI)

https://tr.sputniknews.com/ceyda_karan_eksen/202001301041296221-turkiye-menfaatlerini-dusunmeli-ve-yuzyilin-anlasmasi-planinda-buyuk-agabey-olarak-rol-almali/

 

  • BAY SALOMON’U HATIRLAMAK – YILDIRAY OĞUR

https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/bay-salomonu-hatirlamak-12638

 

  • KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLIĞI: SIRADAN İNSANLAR NEDEN GADDARLIK YAPIYOR? – FATİH BİRİNCİ

https://evrimagaci.org/kotulugun-siradanligi-siradan-insanlar-neden-gaddarlik-yapiyor-7586

 

  • UFAK TEFEK KÖTÜLÜKLER – ELÇİN POYRAZLAR

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/cumhuriyet_pazar/1717670/ufak-tefek-kotulukler.html

 

  • ANTİSEMİTİZM SAĞ SALİM AYAKTA, PEKİ NEREDE? – SLAVOJ ŽİŽEK

https://sendika63.org/2020/02/antisemitizm-sag-salim-ayakta-peki-nerede-slavoj-zizek-575934/

 

  • AVRUPA’YI FAŞİZMDEN KİM KURTARDI? – DENİZ BERKTAY

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/pazar_yazilari/1717926/avrupayi-fasizmden-kim-kurtardi.html

 

 

 

TAKILAN TWEETLER

 

Cemaat Vakıfları@CemaatVakiflari

Sergimizde yer alan son eğitimcimiz, hem Aşkenaz Cemaatine Hahambaşılık yapmış olan, hem Okul Müdürlüğü ile hizmet veren değerli bir din insanı ve öğretmen

 

https://twitter.com/CemaatVakiflari/status/1222769333769768960

 

Muzaffer Karaaslan@KaraaslanMzffr

Ankara'nın merkezinde yok olmaya yüz tutmuş bir mahalle. Yahudi Mahallesi'ndeki evlerin büyük bir kısmı 19. yüzyıla ait ve ne yazık ki çoğunun durumu içler acısı. Bugün mahallenin sokaklarında yürürken içim acıdı. Yok olan şey sadece bir ev değil kültürel mirasımız.

 

 

https://twitter.com/KaraaslanMzffr/status/1223599316981440513

 

Tuncay Yılmazer@gelibolu2015

Yazıdaki üslup rahatsız edici. Holokost tarihin en önde gelen  insanlık suçlarından biridir.Şimdiki İsrail devletinin Filistinlilere zulüm için kullanması bu gerçeği değiştirmez.6 milyon sadece Almanya'daki değil doğu Avrupa olmak üzere işgal edilen yerlerdeki Yahudileri kapsıyor

https://www.karar.com/yazarlar/d-mehmet-dogan/holokostun-semsiyesi-12691

 

Selçuk Uygur@selcukuygur

Bu kadar ahmakça bir Holocaust denial yazısı görmedim. 33 öncesi Avrupa’daki Yahudi sayısı hâlihazırda 9.5 milyon. Bunun 3.5 milyonu Polonya’da, 3 milyonu da SSCB’deki ikisi de uzun süre Nazi işgalinde kaldı. Mutabakat zaten 6 milyon yönünde ve kimse hepsi Alman Yahudisi demiyor.

https://twitter.com/gelibolu2015/status/1224322514001768448?s=12

 

ishak ibrahimzadeh@ishak5723

... Kendisine Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier’in Holokost anmalarında yaptığı konuşmalarda, suçu hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek büyük bir sorumlulukla tekrar kabul edişini dinletebilmek lazım.. .. Holokost üzerinden ‘nefret’in kurgusu yapmak varken anlamak ister mi ?..

https://twitter.com/ishak5723/status/1224425891301941250

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şalom TV GZ

TÜNELİN UCU - İzel Rozental

TÜNELİN UCU - İzel Rozental

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel