Referandumda mantık bir yana, kaygı diğer yana

Köşe Yazısı
18 Ağustos 2010 Çarşamba

Ralf Arditti


12 Eylül’de oylanacak anayasa değişiklikleri üzerine referandum konusunda açmaza düştüm. Terazinin bir kefesine aklımı koydum, diğer kefesine kaygılarımı ve… Terazi önce bir yana yattı, sonra diğer yana, sonuçta kefeler eşitlendi ve karar şimdilik ortada kaldı.

Aklım diyor ki ‘’maddeleri oku!’’ Ne oyluyoruz? Anlayalım.

• Bireysel Özgürlük Maddeleri – ‘Çocuklar, yaşlılar ve özürlülere’ arka çıkıyorlar. ‘Seyahat hürriyet’i üzerine kısıtlamaları kaldırıyorlar. Kişisel verilerin açıklanmasına sınır getiriyorlar.

• Toplumsal İlerleme Maddeleri – Birden fazla sendikaya üye olma özgürlüğü, memurlara toplu sözleşme yapma hakkı… Kanımca en önemlisi İskandinav ülkelerinde olduğu gibi Kamu Denetçiliği (Ombudsman) kurulması.

• Orduyu Denetleme Maddeleri – Yüksek Askeri Şura kararlarının yargıya gönderilmesi yolu açılıyor. Askeri yargının alanı daraltılıyor. Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını Yüce Divan’a gönderme gözdağı veriliyor.

• Anayasa Mahkemesi ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Yapı Değişiklikleri – Anayasa Mahkemesi üyelerinin sayısı artırılıyor. TBMM ve Cumhurbaşkanı’nın üye seçme etkisi genişliyor. Üç bölüm ve Genel Kurul olarak çalışması benimseniyor. Sonuçta kendi kendini devam ettiren ‘hakimler hükümranlığı’ daha geniş bir çevreye açılıyor. 

• 12 Eylül Darbesi Korumadan Çıkartılıyor ve Parti Kapatma Zorlaştırılıyor  Darbeyi yürüten Milli Güvenlik Konseyi hakkında dava açılamayacağına dair geçici madde iptal ediliyor. Diğer yandan parti kapatma için önce TBMM’in içinden seçilecek bir komisyonun parti kapatılması için gerekli ortamın oluştuğuna ve delillerin varlığına dair karar alması ve ondan sonra Anayasa Mahkemesine göndermesi bahis konusu.

Tüm bunları okumak ve hazmetmek bir hayli zaman alıyor. Çoğumuzun böylesine bir sabrı yok veya ilgilenmiyor.

Onun yerine referendum ‘Erdoğan yanlıları ve karşıtları’ çatışmasına döndü.

Oysaki yukarıda özetini çıkarmaya gayret ettiğim ve sonuçlarını anlamaya çalıştığım Anayasa Değişiklik Referandumu belki de son yılların en kompleks siyaset sınavı. Kafamı kurcalayan sorular hukuki terimlerin ötesinde:

“Laiklik elden gidiyor mu?’’ Anayasanın laiklik maddelerine doğrudan tehdit yok. Anayasa Mahkemesinin yapısının değişmesi ve parti kapatmanın zorlaştırılması bu yönde atılmış adımlar gibi görünmekle birlikte geçmişte yürürlükte olan sürecin yanlış emellere hizmet ettiğini de biliyoruz.

“Erdoğan’ın Gücü Artar mı?’’ Güçlü bir Evet (% 55 ve üstü) çıkması durumunda Erdoğan’ın erken seçimlere gitmesi ve % 40’ın üzerini hedeflemesi gündeme gelebilir. Tek başına üçüncü seçim zaferi ve iktidar ülkenin çok uzun zamandan beri alışık olmadığı bir ortamdır.

“Artan Güçle Birlikte Uluslararası Maceralara Yelken Açılır mı?’’ Belki de toplumumuzu en çok rahatsız eden gelişme bu yönde olacaktır. Ahmedinecad’ın İran’ına yakınlaşma, BM kısıtlamalarına tabi olmayan İran ticaretinin giderek artması, Hizbullah ve Hamas ile dostluklar, İsrail ile kapışma ve süregelen düşmanlık belirtileri… Nereye kadar gider?

Bir yanda, diğer ülkelere kıyasla giderek düzelen bir ekonomi, dünyada artan itibar, vatandaş olarak bizleri ilgilendiren yaşam koşullarında iyileşme, demokratikleşme yönünde önemli adımlar… Diğer yanda geleceği belirsiz bir güç gösterisi, medyayı ele geçirme veya sindirme çabaları, Tek Adamın tüm hükümete, iktidar partisine, parlamentoya, cumhurbaşkanlığına, sivil üst bürokrasiye, iş dünyasına, YÖK üzerinden üniversitelere, giderek yargıya hakim olmasının getirebileceği dengesizlik ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin zedelenme olasılığı!

Ortada kaldım. Sonuçta iş “Erdoğan’ı seviyorum veya istemiyorum’’a kaldı. Eskilerin dediği gibi ‘’Es Bueno Para los Judios?’’