Biz bir aile miyiz?

Köşe Yazısı
5 Ağustos 2009 Çarşamba

İş hayatında “aile” olmak vazgeçilmesi gereken bir özellik mi oldu? “Bu soru da nereden çıktı?” demeyin. Bir yanda aile şirketleri, imajlarındaki ailevi yanları kurumsallıkla dengeleme, hatta aşma, çabasındalar. Diğer yanda, kurumsallık yolunda ilerlemiş firmalar, “biz bir aileyiz” sloganları ile aile olamasalar bile, “aile gibi” olmaya çalışıyorlar.

Aile çok eskidir. Aile olmak, şirket olmaktan çok daha eskiye, özel mülkiyetin tarih sahnesine çıktığı zamana dayanır. Aileye ilişkin duygularımız, bağlılıklarımız, alışkanlıklarımız o kadar eskidir ki, hayatımızı neredeyse otomatik denebilecek derecede kendiliğinden ve derinden etkilerler. Bu “aile olma” etkisinin kökenleri beynimizin en eski zamanlarından kalma davranış kalıplarında bulunabilir.

Aile hem çok eskidir (şirketlerden binlerce yıl geriye gidin), hem de doğrudan duygularımızla ilişkilidir. Ailenin kurum olarak varlığı, ailenin kendisi,  ailenin kurduğu aile işletmesinden daha köklüdür. Sosyal dokunun çok eski ve yerleşik parçası olan aile bir tarafta, birkaç yüzyılın tarihsel süreçte ortaya çıkarttığı bir birim olan şirket diğer tarafta...

Aile neredeyse genlerimizle hareket ederek, “tabiatıyla” oluşturduğumuz bir sistem ise, şirket de oluşturmak ve sürdürmek için yasalara, tüzüklere sözleşmelere ihtiyaç duyduğumuz bir sistemdir. Aile kurma, genlerimizin doğal faaliyet alanının tam ortasına düşer. Türümüzün sürdürülmesi için bir aileye duyduğumuz gereksinim, bir şirkete duyulandan daha fazla olabilir, desem, sözümü çok iddialı bulmazsınız umarım.

Kurumlaşırken, doğal ve eski olanın, yâni alışkanlığın ve duygunun, ağır basmaması için çok özel bir gayret göstermemiz gerekir. Son yıllarda ortaya çıkmış olan kurumsal yönetim ve kurumsallık kavramları, biraz da, bu gayretin sistematikleşmesi olarak görülebilir.

Aile şirket kurduğunda. Bir aile, aile olmanın yanı sıra bir sınaî ya da ticari kurum oluşturduğunda, ailenin kendi önceliklerini eskisi kadar ön planda tutmakta ve aile yapısını korumakta zorlanmaya başlayabilir…

Bazı aileler çoktandır aile olmuşlardır. Aile kimliğini oluşturmuş ve yerleştirmiş bir aile için, kurumsallık başlangıçta pek pürüz çıkarmaz. Pürüz ne zaman çıkar? Başlangıçtaki aile ve kurduğu şirket, büyümeye başlayıp ilişkiler çapraşıklaşmaya, dışarıdan aileye katılanların sayısı artmaya, ailenin her çeşit üyelerinin sayısı çoğalmaya başladıkça, başlangıçtaki aileye ilişkin kurumsal ilkeler yeni duruma yetmemeye başlar. O sebeple, aile kendi kurumsallık özelliklerini revize ettiğinde, sadece bir kurum olarak değil, aile olarak da kendini yenilemeye, hem kendi varlığını sürdürmek için, hem kurumun geleceğini sağlamlaştırmak için ihtiyaç duyar.

Beyindeki CEO’nuz aile işlerinden anlamayabilir. Bir karar verirken beynimizde oluşan aktiviteyi fonksiyonel MRI adlı aygıtla ölçtüğümüzde, hangi beyin sistemlerinin aktifleştiğini, oradan giderek kişinin dürtü/duygu ağırlıklı mı, düşünce/mantık ağırlıklı mı karar verdiğini “görebiliriz”. Duygusal bağımız olmayan bir kimse hakkında karar verirken, beynimizin rasyonel ve mantıklı Dorsolateral prefrontal bölgesi mükemmel çalışır (bu alana beyindeki CEO diye bir isim taktım). Ama kendimizle ya da ailemizden birisi hakkında aynı tip bir kararı verirken duygusallık ve alışkanlıklarla ilgili, içimizden gelen diye tanımladığımız ne varsa, onun kaynağı sayılan Ventromedial alan o kadar aktifleşir ki, diğer (düşünce/mantık ağırlıklı) bölgenin aktivitesini bozar. Dolayısıyla, kendimizle ve ailemizle ilgili rasyonel bir karar vermeye beynimiz pek elvermez.

Aile, işler kendi haline bırakıldığında, duyguların katıksız etkisine giren bir sosyal birimdir. O duyguların katıksız etkisini azaltmak, kendimize bir çeki düzen vermek için, bazen “dışarıdan, bir yabancıya” ihtiyaç duyarız. Duygusal ilişkinin dışına çıkabilmek, ya da hiç girmemiş olmak, karar mekanizmasının iyi işlemesi açısından önem taşır. “Profesyonel” yöneticiler ya da danışmanlar, bu rasyonel karar gereksinimini karşılamaya yönelik, aileden olmayan ve olmaya da niyetli olmayan, kişilerdir. Aile olmaktan vazgeçmeksizin şirket olmanın yolları herhalde bununla bitmez, ama bu düşünce biçimi iyi bir başlangıç sayılabilir.

(Meraklı okurlarıma not: Bu yazıda ortaya attığım fikirler ve psikiyatrinin gündelik hayata ilişkin diğer uygulamaları hakkında daha fazla okumak isteyenler www.yankiyazgan.com da ve son kitabım Akıl Çizgileri’nde ilgilerini çekecek yazılar bulabilirler).

 

Yankı YAZGAN kimdir?

Tıp eğitimini Ege Üniversitesi’nde, psikiyatri uzmanlık eğitimi ise Marmara Üniversitesi’nde alan Dr. Yankı Yazgan, Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında uzmanlaştı. Halen, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Profesör, Yale Child Study Center’da öğretim görevlisi olarak akademik çalışmalarını sürdürmekte olan Yazgan, çocuk/genç ve erişkin psikiyatrisi alanında uzmandır.

Yazgan’ın tıp, nörobiyoloji ve psikiyatri alanında çok sayıda uluslararası bilimsel makalesinin yanı sıra ödül ve projesi vardır. 1979’dan bu yana çok sayıda gazete ve dergide, ekonomik hayata psikoloji ve beyin bilimleri açısından bakış, gündelik ilişkilerdeki davranışlarımızın fark etmediğimiz doğal kuralları ve beynimizin işleyişi temalarıyla yazmış olan Yazgan’ın, Kalp Çarpar Beyin Böler, Kalbinle Düşün Aklınla Hisset, Çocuğunuz Sizden Ne Bekliyor? Düşe Kalka Büyümek, Bebeklikten Çocukluğa ve Ergenlikten Gençliğe gibi birçok yayınlanmış kitabı da bulunmakta.