Bu kriz bizim krizimiz!

Ekonomist Prof. Hurşit Güneş, krizin Türkiye’yi ‘teğet’ geçtiğini kabul etmiyor ve yaşadığımız krizin global kaynaklı değil, Türkiye’ye özel olduğunu vurguluyor

Prof Dr. Hurşit GÜNEŞ Köşe Yazısı
20 Mayıs 2009 Çarşamba

Kriz çıktığında uzun süre bu krizin bizimle âlâkası olmadığı savunuldu. Sonra ağızlar değişti; “teğet geçecek” dendi. Sonunda anlaşıldı ki, Türkiye en çok etkilenen ülkelerden biri. Ekonomi çok sağlamsa neden çok etkilendi? Bu elbette mümkün değil. Ancak zayıf ve kırılganlıkları yüksek olan bir ekonomi küresel ya da bölgesel krizlerden çok etkilenir.

Gerçi Türkiye ekonomisi 2001 krizi öncesine göre çok farklı bir yerde. Özellikle finans kesimi daha sağlam, kamu borcu da daha sınırlı, üstelik kur da artık esnek. Ama bu hiçbir kırılganlık kalmadığı anlamına gelmez. Hatta aksine kimi kırılganlıklar çok daha da kötüleşti. Özellikle de dış açıklar. Malum bu maraz Türkiye ekonomisinin oldum olası sorunudur. Yani Türkiye kronik olarak bu hastalıktan muzdariptir. Kimi zaman da bu hastalık büsbütün azar ve krize neden olur.

Türkiye’nin bu krizden etkilenmesi bir yana, önceden de çarklar yavaşlamıştı. Küresel kriz finansal alanda 2008 yılının sonuna (Ekim) doğru belirgin hale gelse de Türkiye ekonomisi birkaç yıldır yavaşlamaktaydı. Kısacası bu kriz bizim krizimiz. Aşağıdaki tabloya dikkat edilirse 2004 yılından bu yana büyüme oranı giderek küçülüyor. Üstelik her yıl daha fazla küçülüyor.

2008 yılında, yani geçen yıl Türkiye ekonomisinin yüzde 1,1 büyüdüğü biliyoruz. Bu oran kişi başına düşen gelirin düştüğünü gösterir. Çünkü bir de nüfus artışı var. 2009 yılına girerken bir de küresel kriz patladı ve o da bizim krizimizin üstüne geldi. Küresel kriz çıkmasaydı 2009 büyümesi yine negatif olurdu. Olasılıkla eksi 2’de filan kalırdı. Ama küresel krizle birlikte 2009 yılında ekonomi belki yüzde 7’ye yakın daralacak.

Bu krizin etkilerinin yoğunlaşmasına ve çözüm üretmenin de zorlaşmasının nedeni dış açık kırılganlığıdır. Türkiye ekonomisinde bir ara dış açık 48 milyar dolara tırmanmış, özel kesim dış borçları 140 milyar doları aşmıştı.

Böylesi bir yapı olmasaydı küresel kriz bizi bu denli sert çarpabilir miydi? Yunanistan’da yahut Bulgaristan’da bu kadar sorun var mı? Diğer bir deyimle, küresel etmenlerle kriz çıkmasaydı, bu astronomik dış açık mutlaka bir krize neden olacaktı.

Gelelim IMF meselesine... Dış borçlar olmasaydı elbette IMF’ye başvurmaya gerek yoktu. Nitekim Başbakan çok direndi. Hala da direniyor. Üstelik dış borçlar olmasaydı, küresel kriz karşısında Türkiye’nin ekonomik daralma kaygısı azalırdı. Çünkü 2008 yılında oluşan dış açık 2003 yılına göre neredeyse 7 kat arttı. Fakat gelişmeler Hükümetin IMF ile anlaşmayı tam olarak reddetmeden yılı geçirmeye çalıştıklarını gösteriyor.

 

Faizleri indirmek çözüm müydü?

Kimi meslektaşım para politikasını eleştiriyor. Diyorlar ki, para politikası daha gevşek olsaydı, kur daha makul bir yerde olur,  bu kadar da dış açık verilmezdi. Bu savın doğruluk payı ise tam değil.

Birincisi, ithalatta zıplama kurun düşük kalmasından çok, başta enerji ve gıda olmak üzere, emtia fiyatlarındaki artıştan kaynaklandı. Kaldı ki faizleri indirseydik, küresel likidite yine akacaktı, çünkü çok boldu. Öte yandan faizlerin inmesi borsaya girişleri engellemeyecekti.

2007 yılında ithalat 2002 yılına göre 4,3 kat arttı. Fakat aynı dönemde ihracat 3,3 kat arttı. Yani ihracatın artışına engel olacak bir kur değerlenmesi yaşanmadı. Gerçi ihracat artışında dünya ticaret hacminin hızlı genişlemesinin rolü var. İthalat ise miktar artışından çok, fiyat artışından yükseldi…

Pekiyi para politikasını gevşetmek hatalı mı olurdu? Bence hayır. Fakat dalgalı kur sisteminde sıcak paranın yoğunlaştığı konjonktürlerde farklı politikalar izlenmeli. Mesela döviz rezervleri daha güçlü hale gelmeli. Sıcak para girişlerine karşı mutlaka Tobin vergisi konulmalı. Nihayet mali disiplindeki gevşekliği sıkı para politikasıyla telafi etmeye çalışmak büyük hata olacağından mali gevşekliğin düzeltilmesine çalışılmalı.

Uzatmayalım, bu kriz yine bizim krizimiz. Biz sağlam olsaydık, kriz bize teğet geçerdi. İşin acıklı tarafı bu krizin kendimizden kaynaklandığını düşünmediğimiz için tedbir de almıyoruz. İşi ABD’den ya da başkalarından bekliyoruz.

 

Prof. Dr. Hurşit Güneş Kimdir?

Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi olan ekonomist Prof. Dr. Hurşit Güneş, aynı zamanda Milliyet Gazetesi’nde ekonomi köşe yazarıdır.