Kutsal Yeri ve Göğü Kapsarsa-7

Metin SARFATİ Köşe Yazısı
19 Haziran 2019 Çarşamba

Sezar’ın hakkı olanı Sezar’a, Tanrı’nın hakkı olanı Tanrı’ya verin.

 

Siyasa Totalleştiğinde

Araya zorunlu olarak giren iki sayının dışında altı sayıdır süregelen yazı dizisine devam ediyoruz.

Carl Schmitt’in devletin yeri ve göğü kapsaması varsayımından yola çıkılmıştı önceki yazılarda. Bu, devletin toplumla bütünleşerek, bir mono blok oluşturup, insanı nefessiz, soluksuz ve ufuksuz bırakması demek olacaktı.

Bir anlamda Heidegger gibi Schmitt de devletin savaş için var olduğunu ileri sürecektir. Bu doğal olarak sıradan değil, istisnai bir durumda belirecektir. Varlığın hakikati de zaten güncel ve sıradan olanda değil, tersine istisnai ve sınırda olan bir anda kendini ele verecektir. İşte tam bu noktada devlet sırrını ifşa etmek zorunda kalacak, savaş için var olduğunu ortaya koyacaktır. Devlet, üstü örtük bir şekilde olsa da bu kaçınılmaz olduğunu ileri sürdüğünün kaçınılmaz hale gelmesi için elinden geleni yapacaktır, sanki varlığın özü ortaya çıkmalıdır nihayetinde.

İlk bakışta özellikle ‘kutsal devlet’in savunucuları tarafından reddedilebilecek olan bu tez her türden şiddetin kışkırtıldığı, bir şekilde mazur gösterildiği günümüzde doruğa tırmanarak doğrulanmayacak mıdır? Bireyler ama özellikle toplumlar ve devletlerarası şiddet, patlamadan önce bir volkanın içten içe buna hazırlanması sürecine benzer bir süreç yaşayacaklardır önce. Toplumsal veya toplumlar arası düzeyde, nihai patlamaya gitmeden önce var olan tüm ayrılıklar kristalleşecek, kutuplaşma güçlenecektir. Devletin ‘arkadaşları’ ile ‘düşmanları’; ‘bizden olanlarla, olmayanlar’ bu hazırlanma aşamasında farklılıklarının giderek daha çok ayırdında saf tutup, nihai hesaplaşmaya doğru gideceklerdir. İstisnai gibi gözüken durum gözle görünen gerçek olduğunda, şiddetin ateşi herkesi yakacak kıvama gelmiştir artık. Kendinden olanı korumaya soyunan devlet(!) de böylece kendinden olmayanı sonuna kadar kan gölü içinde yok etmenin misyonuna uygun davranacaktır.

Devlet, toplumun tüm dokularına yerleşmiş, onunla bütünleşmiş olduğundan şiddetin yakıcılığına direnecek hiçbir güç kalmamıştır. Spinozyen aklın oluşma imkânı bile mümkün olmayacaktır bu durumda.

Değil siyasadan bağımsızlaşmak, filiz dahi verememiş aklın toplumunda devletin egemenliği sıradanlaşacak şiddet kendini meşru dahi ilan edebilecektir. Devletin şiddet karşıtlığı söylemi ancak ‘arkadaş’ veya ‘bizden’ olarak nitelendirdiklerini kapsarken bunun dışında kalan ‘düşmanı’ alev alev yakacaktır.

Görüldüğü gibi devlet, tek egemen olduğunda birleştirdiğinden çok ayıran, kutuplaştırıp parçalayan, şiddet yaratandır. Bu, antik dönemlerde olduğu gibi modern zamanlarda da farklı olmayacaktır.

Siyasa tek güç olduğunda, totalleşip her yeri kapsadığında artık despotlaşmıştır.

Siyasa-teoloji-siyasa: aşılamayan bir tarihsel döngü mü?

Moşe’nin monoteizmi (tek Tanrılı dini) Asurlular’da devletin totalleşip kaçınılmaz despotlaşmasına bir alternatif olmak, bir sığınak mı yaratmak istemiştir insana; soluk mu aldırmak istemiştir yaşama? Devletin yeri göğü kapsamasına, despotlaşmasına engel mi olmak istemiştir? Tarihin en eski coğrafyalarındaki bireysel ve toplumsal yaşamı çoğullaştırarak tek olanın egemenliğine karşı yeni bir güç mü oluşturmak istemiştir?

Çok kesin bir şey söylenemezse de daha sonra İsa’nın da her türden despotluğa, devletin ve bu kez Yahudiliğin de tek sesliliğine çoğulcu içerikli bir özgürleşme, bir kurtuluş vaadi ile geldiği bilindiğinde ihmal edilemeyecek, gözden uzak tutulamayacak bir tez olacaktır bu.

Monoteizm gerçekten de siyasanın mono yapısına bir sığınak olacaktır önceleri. Ama sonra, önce Yahudilik dini göklerin krallığı ile yetinmeyecek; yeryüzünün hukukunu da inşa etmeye soyunacaktır. Monoteizm bu kez kendisi mono (tek) odaklı bir iktidar oluşturacaktır.

Herhalde teolojik olanın da mono olmasından olacak, bu defa kutsal despotlaşmaya koyulacaktır. Alternatifsiz kalan her güç gibi monoteizm de sanki bir mıknatısla çekilirmişçesine uzayın derinliklerine kadar taşımak isteyecektir gücünü. Hatta yetinmeyecek, yoku var edecek; öte tarafa geçişi de kendi iznine bağlayacaktır. Daniel’le, önce Yahudilikte büyüyecek olan mahşer söylemi kapsayacaktır gökten yere her yanı. Mahşer kapıdadır ve son hesaplaşmada ebediyete kadar cezalandırılabilecektir kutsalın egemenliğini reddetmeye kalkanlar.

Kimi siyaset filozoflarına göre ilginç bir yol izleyecektir teolojik olanın, devletin yolunu izlemesi.

Bu kez de modern zamanlar ile birlikte siyasal düşünceler ve oluşumlar kutsalın totalleşmesine karşı yeryüzünü özgürleştirme arayışı içinde olacaklardır.

Laikleşmenin özünde yer üzeri iktidarını özgürleştirme çabasının anlamı biraz da bu olmayacak mıdır? Kutsalın tümden egemenliğine bir son verme amaçlanacaktır laikleşme ile.

Spinoza örneğin kutsalın korkusunun ve tehdidinin sultasına son vermeye soyunacaktır. Teolojiden arınmış bir politika inşa etmeye adayacaktır filozof kendini.

Monoteizmin tek blok egemenliğinin sonu da olacaktır böylece modern zamanlar. Özgürleştirme amacı içinde gelen monoteizmin zaman içinde despotizme dönüşmesinin önü alınacaktır böylece.

Modern zamanların bu girişimi zorlu olacaktır çünkü politik olan da teolojinin kavramları ile işe koyulmuştur bu kez. Reddetmeye kalktığının kavramları ile teolojisiz dünya oluşturulmaya kalkılacaktır modern zamanlarda. Bu belki de ister istemez böyle olacaktır.

Her şeye rağmen akıl çağı denen zamanda ciddi bir yol alınacaktır kutsalın egemenliğinden kurtulmak için.

Fakat yeni bir şiddet dalgası günümüzde her yeri kaplarken akıllara şu temel soru düşecektir. Kutsal despotizmi ile geri mi gelmiştir ve göklerin krallığı ile yetinmeyip yeniden yeryüzü yönetimine mi taliptir?

Avram’a dönmek veya teolojinin hukukunu aşmak

Devletin tarihsel zamandaki dehşetini aratmayan teolojinin şiddetinin kökenine özellikle Yahudi monoteizmi üzerinden ışık tutulmaya çalışılan bu yazı dizisinde görülmüştür ki Moşe ile başlayan dinin hukuksallaşması veya siyasallaşması sürecinde kutsal göklerden yere indirilmeye çalışılacaktır. Yer üzeri ile yeryüzü birleştirilmeye çalışılacaktır böylece. Ufuk çizgisi dahi yok edilmek istenecektir. Yeryüzünün de hukukunu yazmaya koyulduğunda kutsal başlangıcın ve sonun tek egemenidir artık.

Yeryüzündeki var oluş kutsal tarafından yazıldığında, örneğin Yahudi olmak Moşe’nin yasası ile tanımlanacaktır. Avram’ın sünnet öncesi evresinden radikal bir kopuş olacaktır bu. Artık kanuna (Tora’ya) uymayan Yahudi olmayandır, bizden değildir, Schmitt’in deyişi ile “arkadaş” olmayandır; hatta ötekidir.

Ve düşmandır.

Bu da Maccabiler örneği ile önceki yazılarımızda anlatılacaktı.

Moşe ile teolojinin siyasallaşma ve bundan dolayı yeri ve göğü kaplama sürecidir başlayacak olan. Açıktan politik olanla dinsel olanın füzyonudur. Din artık göklerin düzenlenmesi ile yetinmeyecek asıl bu tarafın yönetimine talip olacaktır.

Kutsal adına mono bir blok oluşturma dönemi başlamıştır artık. ‘Bizimkilerle bizden olmayanlar' birbirlerini yok edebileceklerdir. Diğer monoteizmler Yahudi’ninkini aratacaklardır bu anlamda. Tarihsel olan güncel de olacaktır.

Bu günün dünyasının görüntüsü bunun teyididir.

Yasa için ölmek!

Yasa için ölmek veya şehadet yanılmıyorsak kaynağını Maccabilerde bulacaktır. Yasa, kutsalın yasası olduğu için kutsal adına ölmek onun yasası için ölmek demek olacaktır. ‘Bizden’ yana olanlar bir kriz anında ölmelidirler ve öldürmelidirler tanrı için.

Şehadet dinin ‘totalleşmesi’ yeri göğü kapsaması demektir aslında ve antik dinlerde bilinmeyen bir kavramdır.

Bugün şiddet her anlamda doruğuna çıkarken kutsal için ölme ve öldürmenin yeniden düşünülmesi gerekecektir.

Modern zamanlar ve mesela Mendelsohn aşmaya çalışacaktır bu çıkmazı. Bugün sanki unutulmuş görünmektedir o ve aklın diğer savunucuları.

Diğer şiddet nedenleri bir yana kutsalın her yeri kapsamasının tehlikeleri görmezden gelinecek gibi değildir bugün. İsa, Roma krallığının yerine değil; onun yanında önerecekti göklerin krallığını.

Tek olanın ya ‘bu’ ya ‘o’su yerine, hem ‘bu’nun hem ‘o’nun birlikte var olmasının yollarının düşünülmesinin vakti çoktan gelmiş gibi görünüyor.