Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim

“Artık kimse kendi olmak istemiyor. İnternet, sosyal medya, Tv programları… Herkes başkası olma derdinde. Kimse aynada kendini gördüğünde mutlu değil. Çünkü sorumluluk istemiyorlar.”

Ayşe ACAR Köşe Yazısı
20 Şubat 2019 Çarşamba

Bir genelleme yaparsak şunu söyleyebiliriz: “Dünyada insanlar üçe ayrılır: Eskiden her şey daha iyiydi diyenler, her geçen gün her şey daha iyiye gidiyor diyenler ve ne dün iyiydi ne de gelecekten umutluyum, diyenler.”

‘Her şey’ kelimesi başlı başına bir problem. İlk iki görüşün ortasında bir yerde (Tıpkı Aristoteles’in önerdiği gibi) durmak daha makul olabilir. “Ne dün iyiydi ne de gelecekten umutluyum” görüşünün ise keyifsiz anlara ait bir beyan olması güçlü bir ihtimal.

Eski zamanların geleceğe oranla daha çok övüldüğü bilinen bir gerçek.

Eskiden her şey daha iyiydi; elmalar, hamamböcekleri, arkadaşlık, sevgi, komşuluk, siyaset, patates püresi, un helvası ve insanlar. Peki, şimdi? Şimdi öyle değil. Özellikle insanlar asla iyi değil. İnsanlar kendilerini iyi hissetmiyorlar, herkes mutsuz.

Marvel’s The Punisher 1. sezonda Curtis, Frank’e bir tespitte bulunuyor:

“Artık kimse kendi olmak istemiyor. İnternet, sosyal medya, Tv programları… Herkes başkası olma derdinde. Kimse aynada kendini gördüğünde mutlu değil. Çünkü sorumluluk istemiyorlar.”

Üzerine doktora tezi yazılası bir tespit. Fakat tez, sinema, edebiyat, gündelik konuşmalar ve hatta akademide karşımıza çıkan bu klişenin canını okumaya dönük olursa ancak literatüre katkı olur.

“Artık kimse kendisi olmak istemiyor,” sanki herkes eskiden kendisi idi! İnternet sosyal medya vs. çıkana kadar herkes kendisi idi, herkes sorumluluk sahibiydi, mutluydu ve ne olduysa artık mutlu değil, kendi olmak istemiyor.

Özdemir Asaf’a ait bir şiir var; Lavinia. Feridun Düzağaç’ın yorumladığı bir şarkı aynı zamanda. Asaf, Lavinia’da:

“Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,

İncinirsin,” diyor.

Yalanlar söylüyoruz sonra inciniyoruz, sonra neden böyle oldu diyoruz, sonra bu döngü biz ölünceye kadar devam ediyor ama neyse ki ölüyoruz ve döngü bitiyor. 

Eskiden daha mı mutlu, daha mı sorumluluk sahibi, daha mı kendimizdik? Dünya ölçeğinde bu soruya yanıt vermek detaylı bir araştırma ister elbette. Fakat Türkiye ölçeğinde en azından bir rapor sonucuna bakmak biraz fikir verebilir. 1990-1991 Dünya Değerler Araştırması, Türkiye Sosyo-Ekonomik Değerler Anketinin Sonuçları ve Değerlendirilmesi başlıklı raporun Üstün Ergüder, Yılmaz Esmer ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından yapılan araştırma sonuçları bugün neler olup bittiğini düne bakarak anlamak açısından son derece önemli bir rapor. Araştırmacılar raporda Türk toplumunu şöyle tanımlıyorlar:

“Riskten ve kişisel girişimden kaçınmak; yakın çevre dışındakilere güvensizlik, kadercilik, çalışmanın bir zorunluluk olarak görülmesi, çalışma süresini yoğun olmayan ve kısa tempoda tutmak, mükemmel ve adil olduğu kabul edilen ilahi bir düzeni sürmek, günlük yaşayıp geleceği planlamayı gereksiz bulmak.” 

1990 - 1991 yılının Türk toplum değerlerinin bugünü nasıl da var ettiğini görmek şaşırtmasa gerek. Dün, bugün, gelecekten ziyade bitmeyen bir gün gibi zaman.

“Artık kimse kendi olmak istemiyor… Çünkü sorumluluk istemiyorlar.”

Sorumluluk almak, ahlaklı olmak ve özgür olmak arasında bağlar kuran en tanınmış filozofların başında Kant gelir. Kant için özgürlük insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliktir ve bu özgürlüğün keyfiyet olarak değil fakat sorumluluk olarak anlaşılması gerekir. ‘Pratik Aklın Eleştirisinde’ Kant, özgürlük, ahlak yasasının ratio essendi’sidir (varlık nedeni) der. Ahlak yasası da özgürlüğün ratio cognoscendi’sidir (bilme/bilinme nedir).

“Kendim” diyebilmek için, böyle bir otonomiden bahsedebilmek için özgürlük ve bunun sonucu olarak ahlakı da kastediyor olmamız gerekiyor gibi. Ahlak kelimesi dilimize Arapçadan geçen bir kelime ve hulk (huy, davranış) kelimesinin çoğulu. Hulk kelimesi aynı zamanda “yaratılış” anlamını da taşıyor. Özgürlüğün bir dışa vurumu olarak yaratılış! Yani sanki önce özgürlük -ki bu sorumluluk demek ve sonra var olmak, kendi olmak ve bunu bilmek!

“Artık kimse kendi olmak istemiyor. İnternet, sosyal medya, Tv programları… Herkes başkası olma derdinde. Kimse aynada kendini gördüğünde mutlu değil. Çünkü sorumluluk istemiyorlar.”

Kimse aynada gördüğünden mutlu değil fakat gördüğü kendi değil sadece kendisini taşıyan bir beden. Yeryüzünde bedenler geziyor, bedenler bedenlerle karşılaşıyor. Hareket eden bedenler hayvanlarda da var. Oysa Kant, insanı diğer canlılardan ayıran şey özgürlüktür diyor.

İnsanın fıtratı yani onu diğer canlılardan ayıran şey yalnızca özgürlüktür. Zira fıtrat “fatr” kökünden gelen “yaratılış” demektir, yokluktan varlığa çıkış. Fatr, yararak, ayırarak varlığa geliş demektir.

Özdemir Asaf’ın bir başka şiiri ile bitirelim:

“Başka-kendilerini görünce şaşıracak.

Kendi-başkalarını onlarla karıştıracak.

Önünden boyuna başkaları geçecek,

Önünden boyuna kendisi geçecek,

Bu ne kadar çok ben deyecek.

Aralarında bir yabancı arayacak.

Kendinde bir yabancı arayacak.

Bu ne kadar çok yan yana ben deyecek.”

 

1 Sözü edilen rapor: https://tusiad.org/tr/yayinlar/raporlar/item/9121-turk-toplumunun-degerleri