OKUR MEKTUBU: Yahudi Kültürü Avrupa Günü’nden bana ne kaldı…

7 Ekim Pazar günü gerçekleşen Yahudi Kültürü Avrupa Günü’ne katılan Murat Dönmez’in etkinlik üzerine kaleme aldığı yazısına yer veriyoruz

Toplum 0 yorum
17 Ekim 2012 Çarşamba

Geçtiğimiz Pazar yapılan etkinliklere tamamen tesadüf eseri katıldım, Bir gece önce uykum kaçtı kalktım, gazeteyi aldım başladım okumaya, küçücük bir yerde “Yahudi Kültürü Tanıtma Günü Avrupa ile aynı anda İstanbul’da gerçekleşecek” yazısını okuyunca zaten önceden gitmek isteyip de iptal edilmiş olan bu etkinliği kaçırmamam gerektiğini düşündüm.

Sabah kalktım kısa bir kahvaltının ardından uçarak Şişhaneye gittim, önce İtalyan Sinagogu’nda buldum kendimi, içeriye girmek için “mi acaba?” diye sordum, nedeni kapıların duvar gibi olması ve 3-5 tane geri püskürtücü görünümlü edalı güvenlik idi.  Çekindim biraz, sonra kapıya geldim, havalı bir şekilde bakıştık ve “Sinagog’a girmek istiyorum” dedim. Buyurun deyince kapı açıldı, içeride bir koca kapı daha, “Kimlik lütfen” dediler, verdim (aracımı park ederken unutmuştum dönüp aldım ne olur olmaz diye). Merdivenlerden çıkarken 10 tane görevli bayan ve gözler üzerimde, adımlarım titredi. İçimden “ne oluyoruz yahu!” dedim. Buyur ettiler “Hoş geldiniz” dediler. Sağda solda görüntüsü çok hoş pastalar börekler gördüm “alayım” dedim ama yine içimden “görgüsüzlük etme bu kadar göz varken sen boğazına düştün, ayıp  Murat” dedim.  İçeri girdim 15-20 kişi ya var ya yok, yine gözler üzerimde “bu da kim dercesine bir bakış” otursam mı oturmasam mı bilemedim, sonra cesaretimi topladım solda sütun aralığında oturdum “ürkek bir kedi gibi”. Sonra görevli bayan geldi “hoş geldiniz” dedi. Ben hemen kendimi toparlayarak ama titrek bir ses ile “Program akışı var mı?” diye sordum. “Dışarıda masalarda var alabilirsiniz,” deyince kalkayım dedim, kalkınca bir daha gözler üzerime çevrildi, oturdum. Sonra kalktım ufak avluya çıktım, bir su sebili gördüm, doldurup içtim sonra tekrar doldurup içtim, yerime geçer gibi yaptım kapıdan çıkıp bir program aldım elime başladım okumaya, sunumu izledim, pek kalabalık değildi ve açıkçası çok başarılı bulmadığım bir sunumdu.

Daha sonra Neve Şalom’a geçtim, yine güvenlik, yine ağır koca kapılar, üstüme üstüme geliyorlardı, koridorlardan geçtim, sinagogu açmamışlar neden acaba dedim. Casus gibi kenardan kenardan merdivenleri çıktım, kimse bir şey demedi, sinagogun içine ulaştım. Gözlerim ayrıldı yerinden, inanılmaz ferah, geniş, sade ama sadeliği kendisine bir görkem katmış kutsal mekan, dua etmek geldi içimden. Oturdum, kendimce bir şeyler mırıldandım. Kalktım her yerini gezdim, bazı yerlere dokundum, resimler çektim. İndim ve paneli dinledim, o arada İrvin Mandel bir söz etti, çok kısa bir süre önce benim benzerini içimden geçirdiğim, “Tanrı, kendini çok iyi koruyor” gibi bir şeyler söyledi, cuk oturmuştu bu söz. Çıktım.

Tekrar İtalyan Sinagoguna gittim Maftirim Korosunu izlemeye başladım, üstelik ürkekliğim de gitmişti, en öne gittim oturdum. İlahiler o kadar etkileyiciydi ki elim ayağım yerinde durmuyor, bilmediğim ve hatta anlamadığım halde eşlik etmeye çalışıyordu. Bir ara o kadar coştum ki koristlerin birinin elinden sözlerin bulunduğu kapaklı dosyayı alıp orada kendime yer etmek istedim. Bazı yerlerde gözlerim doldu, sonlarında ayakta dinledim. Muhteşemdi hepsinin diline sağlık.

Sonra Matsa Fırını, Schneidertempel, Aşkenaz Sinagoguna gittim.

Aşkenaz Sinagogunun kubbesinden gözümü alamadım, inanılmazdı, çekiciydi… Bir süre bakakaldım ve kubbeye çıktığımı hissettim, içeride söylenen şarkılar da bana eşlik ediyordu kubbeye yükselirken, zor çıktım.

Koşa koşa Neve Şalom’a ulaştım tekrar; Bar-Mitsva başlamıştı, ben daha önce hiç görmemiştim, izledim etki ile. Temsili olmasına rağmen usta oyuncular gibi rol yapıyorlardı, “yakında oğlumda yaşına girecek ona da yapayım olur mu acaba?” diye düşündüm. “Neden olmasın? Gelirim söylerim ve yaparım,” Tanrı izin verir, o sadece insanların iyiliği ve kendisine biat etmeleri için var nasılsa; ama “insanlar Tanrıdan daha ketum, izin vermezler” dedim içimden. Tören bitti ve ben gittim.  Çok sevmeme rağmen Ayhan Sicimoğlu’na işim vardı gidemedim.

Görüşlerim:

Daha çok katılım olmalıydı ama yoktu,

Cemaatin sıcaklığı iyiydi, çok sevdim.

Türbanlı bayanlar ilgimi çekti, beğendim.

Güvenlik iç sıkıcıydı, girmeden dönenler mutlaka olmuştur.

Cemaat dışında diğer inançlara sahipler azdı.

Tanıtım biraz etkisiz içine kapanık kalmıştı, Yahudi kültürü bir yerde Yahudi’ye tanıtılmış oldu.

Etkileyici olmakla birlikte, organizasyonun yapısında bir eksiklik veya eziklik vardı ben öyle hissettim.

Neve Şalomun ön kapısı açılmalıydı ve tüm etkinlikler sokağa taşmalıydı,

Ama inanın çok mutlu oldum, çok huzurlu döndüm, daha önce Kadim şehrim Antakya’da sinagoga gitmiş olmama rağmen heyecanlandım. Emeği geçen herkese Canı gönülden teşekkür ederim, umarım her sene daha güzel ve büyüyen bir organizasyon olur. Daha nice güzel ve farklı organizasyonlara davet edilebilmek ve katılabilmek üzere hoşça kalın.

1 Yorum