İsrail’in tek iki seçeneği

Gazeteci Caroline Glick, The Jerusalem Post Gazetesi'nde yer alan makalesinde İsrail’in Filistinlilerle ilgili olarak sadece iki seçeneği olduğunu savunuyor

Dünya
10 Ağustos 2011 Çarşamba

El Fetih lideri Mahmud Abbas, bu hafta İspanya ve Norveç hükümetlerini,  İsrail ile görüşmeleri bir kenara bırakıp Birleşmiş  Milletler Genel Kurulu'nun Gazze Şeridi’nin yanı sıra Yehuda, Şomron* ve Yeruşalayim** üzerinde de Filistin hâkimiyetini tanıması girişimlerine destek olmaya ikna etme amacı ile Avrupa'da bulunmakta.

Filistinliler, ABD'nin desteği olmadan bu girişimlerinin Güvenlik Konseyi'nin desteğini kazanamayacağın ve bu yüzden de hiç bir kanunsal hükmünün olamayacağını biliyorlar.

Ancak yeteri kadar baskı yaratırlarsa sonunda İsrail’in sözü geçen bölgelerdeki kontrolünün çözüleceğine ve İsrail’in var olma hakkını hiç kabul etmeden kendi kontrolleri altına alabileceklerine inanıyorlar.

El Fetih’in bu atılımı ve Hamas ile yaptığı anlaşma İsrail açısından gerçekler ile yüzleşmesinin vaktinin geldiğini berrak bir şekilde ortaya koymakta: Yehuda ve Şomron konusunda  sadece iki gerçekçi olasılık mevcut. Ya Filistinliler Yehuda ve Şomron'un kontrolünü ellerine alacaklar ya da İsrail bu bölgeleri ilhak edecek.

Filistinliler bu bölgeyi kontrolleri altına almaları halinde aynen Gazze'de kurmuş oldukları terör devleti gibi bir terör devleti yaratıp bu toprakları İsrail’e karşı vermekte oldukları savaşta başlama noktası olarak kullanacaklardır.

Filistin kontrolü altında kalacak Yehuda ve Şomron'un bir terör devleti haline geleceği sadece İsrail’in Gazze ve Güney Lübnan çekilmeleri sonrasında edindiği tecrübeye dayanmıyor.

Filistinlilerin kendileri de bu konuda hiç bir sır saklamıyorlar.

‘The Israel Project’ adlı organizasyonun geçen hafta yayınladığı kamuoyu yoklamasına göre Filistinlilerin yüzde 65'i İsrail ile görüşmelerde bulunulması taraftarı olduklarını belirttiler.

Ancak hemen heyecanlanmadan detayları okumalıyız.

Bu ankete göre Filistinlilerin üçte ikisi bu görüşmelerin İsrail Devleti yanında ve Yahudi Devleti ile barış içinde yasayacak bir Filistin Devleti'nin kurulması ile sonuçlanmasını istemiyorlar. İsrail’in yanında kurulacak bir ‘Filistin’in İsrail’e karşı süren savaşlarında bir araç vazifesi görmesi gerektiği kanısındalar. Bu savaşın amacı ‘barış’ anlaşması sonrasında İsrail’den ne geri kalmış ise imha edilip Filistin içine yutulması.

Ortaya çıkan sonuç, Filistinlilerin yüzde 66'sı İsrail ile ‘barış’ görüşmelerinin kasıtlı bir aldatmaca ile yürütülmeli inancında oldukları.

Bunun yanında dörtte üç, Yahudilerin Yeruşalayim'e olan bağlarını reddediyor, yüzde 80'i Hamas tüzüğünde yapılan Yahudilere karşı cihad çağrısını, yüzde 73'ü Hamas tüzüğünde sözü geçen Yahudi ulusunun imhasını destekliyor.

İsrail’in Gazze ve Güney Lübnan çekilmelerinden sonra edindiği tecrübe ne kadar kötü olmuş olsa dahi, İsrail’i bekleyen Yehuda ve Şomron çekilmesi sonrasında olabileceklerin çok daha kötü olacağıdır. Bu çekilme sadece Yehuda ve Şomron'dan saldırılara davetiye çıkarmakla kalmayacak. Diğer Arap ordularının da geriye kalan Yahudi Devleti'ni de istila etmelerine davet çıkaracak. Gazze ve Güney Lübnan çekilmelerinin aksine, Yehuda ve Şomron olmadan, İsrail doğudan gelebilecek bir istilaya karşı kendisini savunması için gerekli arazi derinliği ve topografik avantajdan yoksun olacak. Ayrıca Gazze'den sonra Yehuda ve Şomron'da ikinci bir Filistin terör devletinin kurulması İsrail’in Galil, Negev, Yaffo, Lod, Hayfa ve diğer bölgelerindeki bazı Arap vatandaşlarını da daha evvelden de açıklamış oldukları bu topraklarda otonomi kurma veya Filistin terör devleti ile birleşme sevdalarına da teşvik edici olacaktır. Doğudan gelebilecek sürekli bir istila tehdidi (ve güneyden Müslüman Kardeşler örgütü kontrolündeki Mısır’dan Sina ve Gazze üzerinden) altında yaşayan İsrail büyük bir ihtimal ile  içindeki hain Arap vatandaşlarına karşı gereken önlemleri almaktan çekinecektir.

Zamanın Başbakanı Ariel Şaron'un 2001'de uyardığı gibi durum Çekoslovakya’nın 1930'larda içinde bulunduğu zor durum ile paralel olacaktır. Aynen 1930'larda Nazilerin Çek hükümetini Sudetenland'daki hain Alman azınlığa karşı tavır almaktan caydırdığı gibi, Arap Devletleri de (ve nükleer bir İran) Yehuda, Şomron ve Gazze'deki Filistin terör devletini destekleyerek İsrail’in elinde kalan topraklarında egemenlik haklarını yürütmesini imkânsız kılacaklar.

İsrail’in imhası sadece daha önceden kararlaştırılmış olacak.

İkinci olasılık ise İsrail’in düşman Arap nüfusu ile birlikte Yehuda ve Şomron'u ilhak etmesi.

Yehuda ve Şomron'un Arap nüfusunu içine alması ile İsrail’in Arap azınlığının oranı genel nüfus içinde yüzde 20'den yüzde 33'e yükselecek. Açıkça böyle bir senaryo İsrail’i yeni, karmaşık hukuksal, sosyal ve kanuni yaptırım sorunları ile karşı karşıya bırakacak. Ancak bu durum İsrail’in önüne önemli bazı avantajlar ve fırsatlar da getirecek.

İsrail seçim yasalarını tekrar gözden geçirip, nispi seçim ve temsil sistemi yerine doğrudan bölgesel seçim ve temsil sistemine geçme yoluna gitmeyi gündemine getirecektir. Arap vatandaşlarını da aynen Yahudi vatandaşları tabii tuttuğu kanunlara tabii tutma yoluna gidecektir. Buna sivil inşaat kanunlarından vatan hainliğini kapsayan ciddi kanunlara kadar bir çok yasa dahil olacaktır.

 Her ne kadar sözü geçen kamuoyu araştırması sonuçlarına göre Filistinlilerin yüzde 53'ünün sınıflarda bu şekilde bir antisemitizm aşılanmasını desteklemelerine rağmen Arap öğrencilerin bundan böyle Yahudi nefreti ile aşılanmalarının engellenmesini garanti altına alacaktır.

Bu adımların yürürlüğe koyulması zor olacaktır.

Diğer taraftan Yehuda ve Şomron'un ilhak edilmesi İsrail için kesin avantajlar taşımakta. Örneğin İsrail tüm bu alan üzerinde askeri kontrolü tekrar kazanacak. İsrail 1996'da bu  kontrolün büyük bir bölümünü FKÖ'e bırakmıştı. İsrail’in kabul ettiği FKÖ'nun kuracağı Filistin silahlı güçleri Filistin terör makinesi içinde merkez bir rol aldılar. Bu silahlı kuvvetler Filistin toplumunun İsrail’in imhası yönünde bir doktrine tabii tutulmasında da anahtar pozisyondaydılar.

Bu terör odaklarının dağıtılması ile İsrail vatandaşlarını terör saldırılarından koruma yönünde önemli bir yol kat etmiş olacak. 1967'den beri ilk defa can damarı bu topraklar üzerine hâkimiyetini ilan etmesi ile İsrail kendi vatandaş ve destekleyicilerinin birlikte kucaklayabilecekleri açık bir durum yaratacak.

İlhak aynı zamanda İsrail’in politikacı ve temsilcilerinin serbestçe Filistin milliyetçiliğinin gerçek patolojik yapısını ve Filistin davası yanında yer alan global solun altında yatan gerçeğin hipokrizi ve antisemitizm olduğunu açıkça dile getirebilmelerini sağlayacak.

Hayır, ilhak kolay olmayacak. Ancak diğer seçenek milli intihar.

Tekrar edersek, bunlar tek seçenekler. Ya Filistinliler bir terör devleti yaratıp küçülmüş, savunulması imkânsız Yahudi Devleti'ne karşı savaş açacaklar ya da İsrail Yahudi Devleti'nin alanını büyütecek.

İsrail 1967'den beri sadece bu iki seçeneğin mevcut olduğunu kabul etmeyi reddetti. Bunun yerine ardı ardına gelen hükümetler ve tüm bir ulus olarak hayali üçüncü seçenekler üzerine umutlarını kurdular. Sol için bu seçenek ‘iki devlet çözümü’ fantezisi oldu. Bu ‘çözüm’ İsrail’in 6 Gün Savaşı sırasında Ürdün ve Mısır’dan aldığı toprakların bir bölümünün veya tümünün Filistinlilerin kontrolü altına girmesi, bir devlet kurmaları ve hepimizin müebbede kadar mutlu bir şekilde yaşamamız şeklinde idi.

Filistinlilerin ezici, sürekli ve şiddetli bir şekilde ne büyüklükte olursa olsun İsrail’in yıkılması istekleri karşısında bu Sol fantezisinin üzerinde durabileceği bir ayağı hiç bir zaman olmadı. Rabin hükümetinin Sol’un bu fantezisini bir devlet politikası olarak kabullenmesi üzerine 1993’ten beri bu fantezi peşinde koşulması sonucu 2000'den fazla İsrail vatandaşı hayatını kaybetti.

Sol’un bu üçüncü seçenek fantezisi sadece Filistin terör makinesinin Yahudileri katletmesine kolaylık sağlamakla kalmayıp aynı zamanda da İsrail’e karşı yürüttükleri propaganda savaşlarına da kuvvet verdi. İsrail’in bu var olmayan iki devlet çözümünü takip etmesi uluslararası alandaki pozisyonunu tarihi boyunca var olmamış bir dereceye kadar yıprattı.

Ortadoğu Dörtlüsü’nün geçen haftaki toplantısı bir sonuç bildirgesi çıkartmadan sona erdi. Üyelerinin Yehuda, Şomron ve Yeruşalayim'de bir Filistin kurulması ihtiyacı hakkında fikir birliğine varamadıklarından değil. Bu zaten onlar için aklın yolu. Bu dörtlünün anlaşamadıkları bir Yahudi Devleti'ni kabul edip etmemek. Verilen bilgiye göre, Filistinlilerin Yahudi Devleti'nin var olma hakkını tanımalarının barış anlaşmasının bir parçası olmasını belirtecek kelimelere Rusya itiraz etti.

Bu da zaten fazlası ile açıkça ortadaydı. Bu akılsız iki devlet çözümü İsrail’in meşruluğunu Filistin Devleti'nin kurulması ile bağlamakta. Bir Filistin Devleti kurma sorumluluğunu da İsrail’e yüklemekte.

Her zaman İsrail ve ABD dışında herkesin bir Filistin Devleti kurulmasını kabul ettiği ve İsrail ile ABD dışında kimsenin Yahudi Devleti’nin varlığını kabul etmediği için, kendi meşruluğunu Filistin'in devletleşmesine dayaması ile İsrail kendi kendinin öcüleştirilmesini başlattı. İsrail kendi var olma hakkını yine kendisini yok etme amacına sadık bir terör devletinin kurulması ile bağladığı süreyi uzattıkça dünya milletleri İsrail’in var olma hakkını kabul etmeye kendilerini gittikçe daha az mecbur hissedecekler.

Sağ kanada gelince, onun da liderleri kendilerince hayali üçüncü seçenekleri benimsediler. Ya Ürdün gelip bizi kurtaracaktı ya da Filistinliler bizi sevmeye başlayacaklardı veya başka bir şey.

Sol’un ve Sağ’ın fantezi seçeneklerinin ortak noktaları Filistinlilerin veya Arapların bir bütün olarak sonunda değişebilecekleri doğrultusundaki inançları. İki tarafın da hayali üçüncü seçeneklerinin iddiası yeterli ikna ile veya zaman ile Arapların davranışlarını değiştirebilecekleri ve İsrail’i yok etme amaçlarından vazgeçecekleri yönünde.

Bizim bu 44 senelik fantezi diyarı oyunumuz bizi sadece askeri ve diplomatik olarak zayıflatmadı. Bu tartışmayı politik arenanın iki ideolojik ucuna terk etmemize neden olarak bizi içten parçaladı. Açıkça söylemek gerekirse, genel müzakeremizin yüzde 99'unu radikal Sol’a, yüzde 1’ini de radikal Sağ’a teslim ettik. Sol'un bu müzakere üzerinde olan kontrolü diğer ideolojik muhalefetin yükselen bir oran ile Devlet'ten uzaklaşmasına neden oldu. Bu zaten yeteri kadar kötü bir durum ancak Filistinlilerin tartışmasız aldatmacaları ve İsrail’in imhasına olan sürekli adanmışlıkları aşırı Sol’u mantığın ve gerçekçiliğin sınırından dışarı attı.

İsrailli yoldaşlarını iki devlet rüyasının barış getireceği konusunda ikna edemeyen İsrail Sol’u uluslararası Sol ile İsrail’in var olma hakkını yasa dışı etmeye çalışan ve kendini savunma yeteneğini baltalayan cırtlak kampanyalarında işbirliğine gitti.

Radikal Sol'un Knesset'in kabul ettiği anti-boykot yasası karşısında verdiği isterik tepki durumun acılığına bir örnek. Kısmen hafif bir yasa olarak bu kanun İsrail karşıtı boykotlar teşvik etmeyi sivil bir suç olarak tanımlıyor. İsrail’e karşı ekonomik savaş açmış kişilerin devlet imtiyazlarından yararlanmalarını önleyen ve sivil davalarda maddi cezalara mükellef olabilmelerini sağlayan bir yasa.

Sol'un bu isterikçe yapmakta olduğu yasanın aşağılanması, destekleyenlerin faşist olarak tanımlanması kampanyası ve Yüksek Mahkeme yolu ile iptal edilmesi yolunu araması, Sol'un kendi rüyası peşinde koşarken kendi ülkesine karşı da savaş açabileceğini açıkça ortaya koyuyor.

 Genel müzakerenin ideolojik deliliğin derinliklerine sürüklenmesinin yanında İsrail’in bu fanteziye sarılması önümüzdeki gerçek iki seçenek hakkında aklı-selim bir tartışmaya girmemizi imkânsız kildi. Bu iki seçenek üzerine tartışmanın zamanı geldi, birini seçelim ve ilerleyelim.

 

Kaynak: Israel’s only two options

The Jerusalem Post / 18 Temmuz 2011

* Yehuda ve Şomron: Atık İsrail topraklarında Ürdün Nehri kıyısındaki iki bölge. Yanlış olarak "Batı Şeria" diye anılmakta.

** Yeruşalayim: Arapça El-Quds, Türkçe Kudüs olarak geçen tarihteki ve modern İsrail Devleti'nin başkenti.

Çeviri: David HASDAY