ABDULLAH AVCI İLE BİR KAHVE ARASI/ “İstikrar her şeydir”

İstanbul Büyükşehir Belediyespor dendiğinde akla gelen ilk isim olan Abdullah Avcı ile 18 Aralık günü sabah saatlerinde samimi bir söyleşi yaptık. SKYTURK Spor Servisi’nden Yıldız Yakar’ın röportajımızı yapmamıza yardımcı olduğu söyleşimizin ayrıntıları…

Spor
22 Aralık 2010 Çarşamba

“GENÇLERİN HEYECANIYLA VE HEDEFLERİYLE TAKIMA BÜYÜK ÖLÇÜDE KATKI SAĞLAYACAKLARINI DÜŞÜNÜYORUM. OYUNCULARIMA GEREKTİĞİNDE BİR AĞABEY, GEREKTİĞİNDE BİR ANTRENÖR, GEREKTİĞİNDE BİR ARKADAŞ OLUYORUM.”

Beş yıldır, Türkiye standartlarına göre uzun süredir İBB’de görev alıyorsunuz. Bir röportajınızda da “Neden on ya da yirmi yıl bu takımda çalışmayayım?” diye bir demeciniz olmuştu. Böyle bir planınız varsa, İBB’de uzun vadede neleri hedefliyorsunuz?

Türkiye’de herkes istikrardan bahsederken; zaman zaman benimle ilgili “Hâlâ neden orada duruyor; artık başka takımlara gitsin,” denen bir ülkede istikrarın ne kadar önemli olduğunu, dünyanın her yerinde de bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Sonuçta, burası bizim çocuğumuz gibi, beş sene önce 2.ligden takımı alıp, başkan, yönetim kurulu ve oyuncu topluluğumuzla çok sağlıklı işler yapıyoruz. Bunları neden söylüyorum; çünkü futbolda her şey bir şampiyonluk ya da kupa değildir. Bugün futbolun gittiği nokta, rakamların bu kadar büyümesi, ekonomide bu kadar büyük bir sektör olması… Gelir gider dengesi düzgün olan, insan kaynaklarından spor yöneticisine, CEO’sundan malzemecesine kadar doğru bir kulüp olup ligin belli yerlerinde iyi yerlere gelerek, Türk futboluna oyuncu kazandırmak, Avrupa kupalarına katılmak, orada Türkiye’yi temsil eden bir kulüp olmak hedefimiz ve böyle olursa neden 20 sene burada çalışmayayım, diye düşünüyorum. Bir kupa alıyorsun, ertesi sene basın ve medya ya da o şehir sana daha farklı yaklaşabiliyor. Ancak, kulüp yapılanması çok önemli. ‘Spor yöneticisi’ diyorum üstüne vurgulayarak, okumuş bunun mastırını yapmış CEO’lar, pazarlama müdürleri olmalı. Sonuçta, bu kulübe bir yatırım yapılıyor ve tamamen görev dağılımı düzgün olan, ne yaptığını bilen bir belli bir standardı olan ve gençlere değer veren bir kulüp olmak temennimiz.

Gençlere verdiğiniz önem herkes tarafından açıkça bilinen bir şey. Daha önceden de A2 ve PAF takımlarında görev almışlığınız var.

Daha önceden genç takımlarla çalıştığım ve altyapılarda görev aldığım için bir portföyüm var. Onların da heyecanlarıyla ve hedefleriyle takıma önemli ölçüde katkı sağlayacaklarını düşünüyorum.

Gençlerle çalışmak zor olmalı… Takımdaki disiplini nasıl sağlıyorsunuz?

Disiplinden önce ben bu işin saygıdan geçtiğini düşünüyorum. Bunun teknik ve taktik yönleri de var; ama biraz da iletişim ve sevgi yoluyla ilerlediğini düşünüyorum. Benim yapım bu, özel bir çabam yok açıkçası. 17 yaşındaki oyuncuyla da 37 yaşındaki oyuncuyla da doğru yapıyorum tercihlerimi. Oyuncularıma kapım 24 saat açık, her şeyi konuşuyoruz. Onun için o konuyla ilgili bir sıkıntım yok. Zaten oyuncularımla gerektiğinde bir ağabey, gerektiğinde bir antrenör, gerektiğinde bir arkadaş oluyorum. Zaten yapılan ortak şeyler ve muhabbetler de buna ortam hazırlıyor.

“ON İKİNCİ, DOKUZUNCU, ALTINCI OLUNCA HERKES ŞİMDİ ÜÇÜNCÜ OLUR MUSUNUZ GİBİ BİR HAVAYA GİRİYOR”

Geçen sene, Bursa şampiyon olduğu için gerek basında gerek de ÜÇ büyük kulüpler dışındaki takımlarda bir heyecan oluştu. Bursaspor’un şampiyon olmasının, İBB’nin vizyonunda bir değişikliğe neden olduğunu söyleyebilir misiniz? Mesela, ilk sezonunuzda 2.ligde şampiyon, ikinci sezonunuzda 12., üçüncü sezonunuzda 9., dördüncü sezonunuzda ise 6. oldunuz.

Evet, şu anda da aynı yerde dolaşıyoruz yedinciyiz… Şimdi, bizim için bunu söylemek çok doğru olmaz; bir Bursa, Trabzon, Eskişehir futbol şehirleri, futbol kültürü olan yerler. Biz, dediğim gibi yeni yapılanan bir kulübüz. Stadıyla, tesisiyle, altyapısıyla daha çok uzun vadede yatırım yapılması gereken bir şeydir.  12., 9., 6. olunca herkes şimdi 3. olur musunuz gibi bir havaya giriyor; bu doğru değil. Artık bir eşik var orada, çünkü orayı zorlamak için kalite standardınızı yükseltmeniz gerekiyor. Biz futbol kalitemizi yükselttik ama yükseklere oynamak söylenildiği kadar kolay değil. Daha zaman alacak bizim için, onun için bir Bursa, Eskişehir değiliz biz. Onun için medya olması, taraftar olması, kamuoyunun desteğinin olması lazım.

Ancak, bazen kamuoyu desteği yarardan çok zarara neden olabiliyor.  Taraftar sayınız da yüksek olsa, bunun aleyhinize işleyebileceğini düşünüyor musunuz?

Tabi. Türk basını, ortadaki her şeye elini attığından güven ortamını sağlamak biraz zor oluyor, bu da bize olumlu ve olumsuz bir şekilde muhakkak yansıyacaktır.

“FUTBOL KONUSUNDA TÜRKİYE’DE 1990 SENESİNDEN BERİ ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ”

Olimpiyat Stadı’nda genellikle Fenerbahçe’ye ve diğer büyük kulüplere karşı kolay kolay puan vermiyorsunuz. O maçlara özel bir hazırlığınız oluyor mu?

Yok, hiçbir maça özel bir hazırlığımız olmuyor. Sadece, oyuncular büyük takımlarla oynadıkları için bilinçaltlarında daha iyi konsantre oluyorlar, bunun önüne geçilemiyor. Mesela, Bursa lider konumundaysa onlara karşı da ekstra motive oluyorlar. Yani, bunu değiştirmeye çalışmamız lazım aslında. Her maça aynı şekilde konsantre olmalıyız; Fenerbahçe ve Beşiktaş’a stadımızda şansımız biraz daha fazla tutuyor, bu yüzden de kamuoyunda yanlış tepkilerini aldım.

Schuster’in “Türk futbolu 60’lardaki gibi” ağır bir demeci olmuştu. Sizce Türk futbolu ilerliyor mu, geriliyor mu? Avrupa futboluyla kıyaslarsak, ligimizi ve futbolumuzu nerede görüyorsunuz?

Avrupa’ya göre standartların altındayız açıkçası. Avrupa’da bazı ligler var, mesela İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Almanya… Biz bu ülkeler arasında beşinci, altıncı sıradayız; bu bir gerçek. Futbolumuzda eskisi gibi mi? Tabi ki de büyüme var. Statlara baktığımızda, insanların futbola bakış açısına baktığımızda o açıdan biraz geride olabiliriz; ama futbol konusunda bizde 1990 senesinden beri çok şey değişti. Tabi çok hızlı ilerlemiyoruz, bir kaplumbağa hızında ilerliyoruz ve ondan zamanla gelişiyoruz. Ancak, 1960 futbolu oynanıyor sözüne katılmıyorum.

Genellikle Türkiye’de, kulüpler sporla alakası olmayan insanlardan oluşuyor. Dediğiniz gibi ‘sportif yöneticilerin’ yetişmesi gerekiyor. İBB, bu yapılanmayı sağlayabildi mi?

Açıkçası, biz çoğu kulübe göre daha ilerideyiz bu konuda. Cam fanus içinde korunmuş durumdayız. Bizim başkanımız sporun içinden gelmiş biri. Tamamen kurumsal kimliğe doğru giden, herkesin kendi işini yaptığı ve futbola çok burnunu sokmadığı bir doku oluştu. Bizde o doku içinde rahat bir şekilde çalışıyoruz.

Belki de bu kadar uzun süre burada bulunmanızın nedeni de bu…

Tabi ki öyle. Bir de şöyle düşün; futbolu futbolun dışından gelen insanlar yönetiyor. Şimdi, ben gidip bir şirketin toplantısına girersem, ne kadar başarılı olabilirim ki. Öyle bir şey olmaz, ondan da dediğim gibi yöneticilerin kesinlikle sporla bağlantılı insanlar olması gerekiyor.

“REAL MADRİD’DE MESUT OYNUYORSA, İBRAHİM AKIN DA BARCELONA’DA OYNARDI”

Takımınızın en yetenekli oyuncularından İbrahim Akın, Beşiktaş forması altında çok sorunlar yaşadı. Buraya geldikten sonra ise bir nevi ikinci baharını yaşadı. Onun için özel bir çabanız oldu mu?

Bazı oyuncular vardır bir şeyi bir kere söylemen lazımdır, bazılarına ise bir saat. İbrahim Akın, benim çalıştığım çok yetenekli oyunculardan bir tanesi. İnsan olarak çok düzgün bir insan. Ancak istikrar konusunda bir sıkıntısı var, bize de geldiğinden beri bu konuda sıkıntı yaşıyordu.  Bu sene ise bunu tamamen aşmış durumdayız. O da bir geçiş dönemi yaşıyor ve 26 yaşında. Her geçen sene, daha da olgunlaşarak iyi hale geliyor. Tabi ki buranın ve bizim ona büyük ölçüde katkısı var.

Galatasaray’ın İbrahim Akın’ı kadrosuna katmak istediği, geçen haftalarda basında yer aldı. Böyle bir şey söz konusu mu?

Kendisi çok yetenekli bir oyuncu, Galatasaray’dan da öyle bir teklif gelmedi. Yani, istikrarlı bir oyuncu olsaydı, Real Madrid’de Mesut oynuyorsa, İbrahim Akın da Barcelona’da oynardı. Ben bunu, Mesut kötü diye söylemiyorum, aksine çok yetenekli. İbrahim Akın’la da oynadığı pozisyonlar benziyor diye, o da Barcelona’da oynardı diyorum.

Geçen hafta, Trabzon maçında etkili bir oyun oynuyordunuz. Ancak, verilen bir penaltı ve çıkan kırmızı kart. İBB adına her şeyi sonlandırdı.

Ben maçtan sonra hakemlere hiç konuşmam; Bülent Hoca da benim arkadaşımdır. Ancak, maça yakışmayan bir penaltı oldu. Hakemlerimiz de hata yapabilir, onlar da ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar; ama medya ortam baskı güven ortamının olmaması insanları hataya zorluyor. Bunun benzerini de bu maçta yaşadık. Bugün, geçmişte ve yarında aynılarını yaşayacağız ve yaşadık. Zor bir maçtı, kötü başlamamıza rağmen iyiye gidiyorduk; ancak penaltı maçın kırılma anı oldu. Ben o maçlara şöyle bakıyorum; iyi mücadele ettik, oyun anlamında iyiydik. Ondan dolayı biz bu maçtan karlı çıktık.

Zaten liderliği zorlayan bir takım olmadığınız için alınan mağlubiyet sizin için büyük bir kayıp olmadı, değil mi?

Trabzon, Galatasaray ve Fener karşısında etkili futbol oynamamız, herkesin bizi ciddiye almasını sağlıyor. Bu da bizim ne kadar iyi işler yaptığımızın bir örneği.

“BİZİM BAŞAKŞEHİR’DE BİR STAT PROJEMİZ VAR”

Son olarak, İBB’nin bir Trabzonspor, bir Galatasaray, bir Beşiktaş, bir Fenerbahçe kadar taraftarı olması çok zor gözüküyor. İBB’nin bir gün bu kulüpler gibi başarılı olduğunu düşünürsek. Sizce taraftar sayısı nasıl arttırılabilir?

Bizim Başakşehir’de bir stat projemiz var, İkitelli-Halkalı’nın orada. 500 bin nüfuslu bir bölge orası. Spor tesisi de var. Sosyal aktivitesi olan bir stat olacak, alışveriş merkezi, sinemasıyla düzgün yapılı bir proje var. Eğer orada doğru bir büyümeyle, oranın takımı olursak seyirci potansiyelimizin artacağını düşünüyoruz. “Boz Baykuşlar” diye de bir taraftar grubumuz da kuruldu, üniversiteli gençler 70-80 tane kombine alarak bizlere desteklerini veriyorlar. Yavaş yavaş çoğalıyorlar, büyük kulüpler kadar büyümemiz zor olsa da, spor ahlakı olan ve çevresi olan bir kulüp olursak, standartlara erişebilirsek, hedefimize ulaşmış olacağız.

Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Sami MORHAYİM