Hoş buldum...

Geçtiğimiz günlerde iki hafta boyunca yurt dışındaydım. Bir taraftan Türkiye’deki yoğun haberleri takip ederken, bir taraftan da farklı ülkelerden değişik insanlarla sohbet edebilme imkânı bulabildim

Dünya
2 Haziran 2010 Çarşamba

Hahambaşı seçimi

Aldığım en güzel haberlerden biri, ikinci bir adaylık başvurusunun seçim kurulunca kabul edilmesi sonucunda, demokrasiye derin bir özlem duyan seçmenlerimizin seçimlere gösterdikleri yakın ilgi oldu. İki adayın yarışması, toplumda adeta bir silkiniş, bir canlanışa yol açtı. 4000’i aşkın insanımız aynı amaç uğruna aynı gün aynı saatlerde sokaklara döküldüler. Çoluk çocukları ile sandık başına gidip, sıkılmadan sabırla sıralarının gelmelerini beklediler. Bu seçimler bana göre, seçimlerden çok daha önemli bir sosyal uyanış ve birliktelik sağladı. Seçmenler, uzun zamandan bu yana ilk defa oylarının belirleyici olacağını, bir işe yarayacağını bilmenin tatmin duygusunu yaşadılar. Küllenen aidiyet duyguları depreşti. Seçmen tarafından baktığımızda görüntü böyle…

Bir de ‘seçilen’ tarafından bakalım. Başarılı bir yedi yıllık görev döneminden sonra Hahambaşımız Rav İsak Haleva’nın tekrar seçileceğini tahmin etmek pek zor değildi. Ancak bana göre Hahambaşımız için daha da önemli olan, tek aday olarak kerhen seçilmiş olmak yerine, seçimin iki aday arasında yapılmış olmasına rağmen taban oylarının büyük bir çoğunluğunu toplayabilmiş olmasının kendisine getirdiği prestij, güç ve toplumsal destektir. Rakipsizlik nedeni ile ‘atanmış’ olmak yerine, rakip veya rakipler arasından ‘seçilmiş’ olmanın görev süresi boyunca toplum nezdinde yaratacağı farklı saygınlık ise, demokratik sistemin en önemli ödülü olacaktır.

Yunanistan

Global krize uzun süre direnmeye çalışan Yunanistan, başaramadı. Sahip oldukları kısıtlı finansal imkânları ve çabaları dibe vurmalarını engelleyemedi. İşin kötüsü Yunanistan’ın dibe vuruşu tüm Avrupa’yı da etkilemiş durumda. Irak Savaşı’nda fikir birliği sağlayamayarak siyasi yönden paramparça olan Avrupa Birliği, Yunanistan krizinde, ekonomik yönden de bir birlik oluşturamadıklarını açıkça ortaya koydular. Yardım kararlarının gecikerek ancak karşılıklı tehditlerle bir sonuca ulaşması, ödenecek faturayı çok daha büyük boyutlara ulaştırdı. Sohbet etme imkanı bulduğum Yunanlı bir işadamı, Yunanistan halkına içirilecek acı ilacın, çok ciddi toplumsal hareketlere yol açmasından ve Yunanistan’ın uzun zaman sürecek bir kaos ortamına sürüklenmesinden kaygı duymakta.

Küresel kriz nedeni ile zaten kırılgan olan ortamın, Yunanistan krizinden etkilenerek öncelikle İspanya, Portekiz ve İtalya’yı da zora sokmasından ve Avrupa Birliğini daha derin bir krize sürüklemesinden duyulan kaygı da açıkça ifade edilmekte. 

Euro/Dolar paritesinin 1,50’lerden 1,25’lere gerilemesinin nedenlerinden de biri olan uluslararası finans kuruluşları ve yatırımcıların Euro’dan çıkma çabaları, farklı stratejiler izlenerek bir süre daha devam edecek. Bu da krizin derinleşerek zorda olan ülkeleri belirsiz bir süre daha, bir mıknatıs gibi dibe doğru çekmeye devam edecek demektir.

Azınlık genelgesi

13 Mayıs günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de yaşayan gayrimüslim azınlıklara mensup Türk vatandaşlarının, devlet önündeki iş ve işlemlerinde kendilerine güçlük çıkarılmaması amacıyla bir genelge yayınladı. Genelge yurt dışında Türkiye’deki gayrimüslim azınlıkların sık sık dile getirmeye çabaladıkları sıkıntılarının, bir bakıma en yetkili ağızdan kabul ve teyidi olarak görüldü. Genelgenin öncelikle son zamanlarda gayrimüslim cemaatler aleyhine yapılan ‘kin ve düşmanlığı teşvik edici’ yayınları önlemesi beklenmekte.

Türkiye Hahambaşılığı ve Türk Musevi Cemaati, genelgenin sevinçle karşılandığını, Türkiye ve Türk milletinin refahına, demokrasinin gelişmesine katkıda bulunacağını bildirdi. Genelgenin orta ve uzun vadede olumlu etkilerini ise ancak bürokrasi ve resmi kurumlarda uygulanması beklenen yeni bir anlayış ortaya koyabilir.

Trafik

Yayaya yanan yeşil ışığa rağmen Türkiye’de karşıdan karşıya sağ salim geçmek bir başarı iken, Avrupa’da ışık olmamasına rağmen ayağınızı kaldırımdan yaya geçidine indirdiğiniz an her iki yönden de gelmekte olan araçların ‘zınk’ diye durmaları beni adeta kıskandırıyor. Türkiye’de uygulamak için özel gayret sarf etmeye çalışıyorum ama neden arkamdan gelenin bana bindirmesinden bu denli korktuğumu bir türlü çözemiyorum.

CHP’de yeni dönem

Kemal Kılıçdaroğlu 1249 delegeden 1189’unun oyunu alarak CHP Genel Başkanı seçildi. Bu değişimin Türkiye’deki siyasi dengelerde değişikliklere yol açacağı ve 2011 ilkbaharında yapılması beklenen seçimlerin sonuçlarını etkileyeceği çok açık. Ancak ülkemizde akşamdan sabaha yepyeni sürprizlerle uyanmaya hepimiz alışığız. Seçimlere kadar önümüzdeki zaman süreci ise bunların onlarcasını yaşatabilecek kadar uzun.

CHP’nin seçimlerde başarılı olabilmesi, sürekli demokrasiden bahseden Kılıçdaroğlu’nun bu süreç içinde parti tüzüğünde reform niteliğindeki değişiklikleri gerçekleştirerek CHP’yi çağdaş ve demokratik bir partiye dönüştürüp dönüştürmemesine bağlı. Bu reformların yanı sıra, toplumun değer verdiği küskünlerin partiye dönmelerini sağlayabilir ve birlik beraberlik içinde olduklarını tabana yansıtabilirse CHP, AKP’nin korkulu rüyasına dönüşebilir.

Tikun Şavout

İzmir’e henüz dönmüşken ayağımın tozu ile bir konuşma yapmak üzere davet edildiğim Ortaköy Sinagogundaki Tikun’a katıldım.  İzmir ile İstanbul arasındaki çok yönlü farklar bir kere daha beni derinden etkiledi. İstanbul’da beş ayrı sinagogda düzenlenen, gece 12’de başlayıp sabah duasına kadar süren diğer Tikun’lara rağbet nasıldı bilemem ama, Ortaköy Etzhaim Sinagogu’nda 50’nin üstünde bir katılım vardı. Beni en çok etkileyen katılanların ve konuşmacıların büyük bir çoğunluğunu 25-40 yaşları arasında gençlerin ve genç anne babaların oluşturması idi. Hele onların arasında elimizde büyüyen ve kısa zaman önce İstanbul’a yerleşen sevgili Gila Kalomiti Benhabib’i görmek, Rav Naftali Haleva’nın eğitiminden edindiği kazanımlarla ananelerimize, tarihimize ne denli yakınlaşmış olduğunu gözlemlemek ve tüm içtenliği ile yaptığı konuşmasını dinlemek beni çok duygulandırdı.

Gece boyunca İzmir’imi ve giderek köklerinden, ananelerinden uzaklaşan gençliğimizi düşündüm. Azaldık doğrudur! Belki de 1500’lere düştük. Kendimizi İstanbul ile mukayese etmek doğru olmayabilir... Ama henüz döndüğüm Marbella’daki 200-300 kişilik yumruk gibi birbirlerine ve ananelerine bağlı küçücük cemaate ne demeli?  Düşününce üzülüyorum! İyi niyetli girişimler ya rağbet görmüyor ya da dejenere edilip uygulanmaz hale getiriliyor. Bir avuç hizmet aşkı ile yanıp tutuşan kardeşlerimizin gayretleri, çok sınırlı insanımızı kapsayabiliyor. Toplumumuz bireylerinin ön planda tutulması, onların birlik ve beraberliklerinin sağlanması, aidiyet duygularının pekiştirilmesi için çaba sarf edilmesi gerekirken, sıfatlandırmak bile istemediğim davranışlar içine girenleri anlayabilmem ne yazık ki pek mümkün olmuyor. 

 

Değerli Okurlar,

Şalom’dan aldığım davet üzerine ayda bir kere sizlerle birlikte olacağım. Bu benim için eski bir nostalji. 1960’ların ortalarında yazardım Şalom’a. Tekrar buluştuğumuza sevindim. Hoş buldum!

Rafael ALGRANATİ