Ne yaptıysak da sonuç hep aynı

Hayvanlara eziyet etmek bir insanlık ayıbıdır, suçtur denmiyor da; “Onlara eziyet etmek sadece uğursuzluk getirir, başımıza iş açılır, köpekleri Hayırsız Ada’da bırakmayalım.” sözleri sarf edilebiliyor.

- Yaşam
12 Mayıs 2010 Çarşamba

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri ne yazık ki her kafamızı çevirdiğimizde gördüğümüz sahipsiz sokak hayvanları. Köpekler ve kediler çok uzun zamandır çoğunluktalar ne yazık ki… Ve bu zavallı canlıların adedi Bizans’tan beri değişmemiş durumda. 1910  yılında  İstanbul’daki köpeklerin sayısı oldukça fazlaydı. Bunun üzerine, 19. yy’ın ilk çeyreğinde Sultan II.Mahmut sokaktaki tüm köpeklerin yakalanmasını emrederek Marmara Denizi’nin ortasındaki Hayırsız Ada adı verilen küçük bir adaya bırakılmalarını söylemişti. Hem de aç kalacaklarını, avlanamayacaklarını bile bile..

Padişahın bu emri üzerine, belediye başkanı Suphi Bey’in de yardımıyla toplanan köpekler Hayırsız Ada’ya götürüldüler. Kısa bir süre sonra sayıları  80.000’ne kadar ulaştı. Neden, çünkü kontrolsüz ürediler, ürediler ve yine ürediler. Bu adada su ve yiyecek olmadığından adaya bırakılan köpekler kısa bir süre sonra ölüme mahkûm olmaya başladı. Köpeklerin açlıktan adeta “Kurtarın bizi” haykırışlarının geceleri İstanbul’dan bile duyulduğu söyleniyordu.

İçgüdüsel yaşamak için birbirlerini yiyen köpeklerin tamamı kısa bir süre sonra öldü. Bu köpeklerin ölümünün uğursuzluk getireceğine inanan bazı kişiler bir süre sonra çıkan Balkan Savaşı’nı bu olaya bağladılar.

 

ÖLDÜRMEK ÇÖZÜM DEĞİL

Bilmeyenler için araştırdım. Hayırsız Ada Marmara’nın ortasında yer alan çöle benzeyen bir kayaydı. İçecek bir damla bile su yoktu. Köpekler orada açlıktan ve susuzluktan öldüler ve bu arada bilinçlerini yitirdiklerinden birbirlerini yediler. Adaya hapsolmuş, yardım bekleyen insanlar gibi onlar da adanın yakınlarından bir kayık geçerken hepsi kıyıya geliyorlardı ve yürekleri parçalayan iniltilerini haykırıyorlardı. Nasıl insanlar bir gemi gördüklerinde ateş yakıp karşı tarafın dikkatlerini çekmeye çalışırsa bu zavallı hayvanlar da kayıkları ve insanları  ne kadar uzakta olursa olsun gördüklerinde  bütün saflıklarıyla onları yardıma çağırıyorlardı. Üstelik onlara bu eziyetin insanlar tarafından yapıldığını gayet açık anlamalarına rağmen…

Bu hayvanlar dün nasıl eziyet çektilerse maalesef bugün de iyi olmayan sicilimizdeki kareleri yaşıyorlar. Onları acımazsızca çöp kamyonlarında henüz ölmemişken vahşice yaralayıp, üstelik hiçbir suçları yokken eziyoruz. Yaşam haklarına göstermiş olduğumuz davranışlar hakkımız olmadan gayet ilkel ve gelişmemiş toplum örneğini gözler önüne sererek rahatlıkla gösterebiliyoruz. Peki, neden? Onlar evciller, ne pahasına olursa olsun üstelik biz insanları seviyorlar. İstedikleri sadece karşılıksız sevgi, önlerine koyacağımız bir kap su ve yemek. Tekmelenmek, hor görülmek, vahşice dövüştürülmek, tecavüz edilmek, değersiz bir malmış gibi satılmak, deneylerde kullanılmak, öldürülmek değil. Bu güzel canlılar bu yazdıklarımın hiç birini hak etmiyorlar.

Anlıyorum, belki sevmiyorsunuz, belki korkuyorsunuz, ancak itmek, kakmak, canlarını yakmak; insan toplumunun karşısındaki aciz kalmış canlılara gösterilecek, türümüze yakışacak davranışlar değil. Zaten olmamalı!

Gönüllü insanların yardımı, belediyenin açtığı ilkel barınaklar ve yardım konserleri ile bile hala bazı şeylere dur diyemedik, diyemiyoruz ve sanırım bu gidişle de diyemeyeceğiz. Eksiklerimizi, yanlışlarımızı düzeltmediğimiz sürece her konuda olduğu gibi maalesef bu kadar önemli bir konuda da ilerleme kat edebileceğimizi sanmıyorum. Sadece umut ediyorum…