OKUR MEKTUBU

Geçtiğimiz hafta 360 derece köşemizde yer alan Nuray Mert’in ‘İsrail’den kuşbakışı’ başlıklı yazısına istinaden İsrail’den görüşünü bildiren bir okurumuzun mektubuna yer veriyoruz

Toplum
22 Temmuz 2009 Çarşamba

“Değerli Nuray Hanım,

Şalom’daki yazınızı okudum. Saptamalarınızın birçoğuna katılmakla birlikte okuyucunuz olarak bazı hususlarda farklı görüşte olduğumu bildirmek ihtiyacını duydum…

Şöyle ki, İslam âleminde aşırı milliyetçiliğin değil, aşırı İslam’ın tehlikeli boyutlara ulaşmış olmasının sebebi İsrail değildir. Fakat İsrail’i çok endişelendirmektedir.

Batı dünyası, Amerika ve Avrupa’da yarattığı terörle antipati yaratmaktadır. Aynı şekilde Bin Laden’in temsil ettiği ve batı medeniyetine harp ilan etme durumu, bunun yanı sıra Avrupa ülkelerinde Müslümanların hızla çoğalmalarına rağmen o ülkelerin kültürüne adapte olmayı pek kabul etmeyişleri ve sosyal yardım bütçelerine büyük yük olmalarıyla “İslam tehlikesi”’nden bahsedilmektedir.

Bugünkü ABD yönetimi, İslam âleminin görülen tehlikesine farklı bir yaklaşımı denemekte. Fakat Kahire konuşmasında Obama’nın İsrail’in yaşamaya devam etmesi gerektiği ifadesi ile bugünkü İslam’da olan İsrail ve Batı karşıtlığı zaten çelişki halinde ve bunu halletmek zor.

İran’ın İslam âlemi içinde hem Şii-Sünni farklılığını derinleştirmesi tüm İslam dünyasını düşündürmesi gerektiği gerçeği bir yana,  İsrail’e karşı tuttuğu düşmanca tavır, nükleer silahı savunmasından ziyade İsrail’i ortadan kaldırma niyetini gizlememesi, elbet Yahudi dünyası ve İsrail’de -sizin dediğiniz gibi- (varoluş kaygısına) dönüşmesine pek şaşmamak gerekir.

Tavsiyeniz,  olan “varoluşunu en çok tehlikeye atacak olacak şeyin kilitlenme ve panik olabileceğinin hesaba katılması gerekir” çok isabetlidir, fakat İsrail’in  muhtemel tehlikelere kendisini siyasi, askeri ve bilimsel alanda kabul ettirme gayreti, bu ülkenin ne kilitlendiğini ne de paniğe kapıldığını gösteriyor. İsrail sadece intihar etmek istemiyor.

Yahudilerin, kültürleri ve insanlığa katkılarıyla sadece Roma’yı değil, tüm medeniyetlerin kuvvetli dalgalarını aşıp bugünlere geldiği malumunuzdur. Bundan 75 yıl önce tüm Avrupa Yahudileri’nin başına gelenlerin İsrail’in başına gelmemesine çalışmak bir “kilitlenme veya paranoya” değildir. İsrail’i gezdiniz, bu karmakarışık durumda dahi bilimde ve teknolojide ne kadar ileri olduğunu, komşularından ne kadar farklı olduğunu gördünüz. İsrail sadece silaha veya zenginliğe, başkalarını yaşatmak istememeye dayanmıyor, medeni ve ilerici olmaya çalışıyor. O bakımdan Roma’nın akıbetini hatırlatmanız pek yerinde bir benzetme olmamalı.

Filistin Devleti’nin kurulmasını engelleyen, hiçbir zaman basiretli liderleri olmamış Filistin halkındaki Hamas- el Fetih, yani Fundamentalizm-Sekularizm kavgasıdır, işgal veya toprak, hatta yerleşim bölgeleri bile değildir.  İyi niyet olunca İsrail’e tanınacak sınırlar ötesindeki İsrail’in ve Batı dünyasının vereceği garantilerle silahsız, başkalarıyla askeri anlaşma yapmayan Filistin Devleti’nde Yahudilerin de azınlık olarak yaşamasında bir problem görmemek gerekmez mi?

İsrail’i Yahudilerin ülkesi olarak kabul etmemelerinin sebebi, 61 yıl sonra dahi “geri dönme hakki”’nda ısrar edilmesi, yarın İsrail içinde bir Arap çoğunluğu yaratıp (çift milletli bir Filistin) hayali değil midir? Veya İsrail bu riski alamıyorsa, ABD Başkanı Obama İslam dünyasının gönlünü kazanacak diye bu ölüm-kalım riskini almalı mıdır?

Galiba duruma bu açıdan bakmak için İsrail’i iyi tanımak lazım. İleriki ziyaretlerinizde inşallah daha az karışık bir durum olur. Fakat iyimserlik için bugün fazla sebep yok, bunda çok haklısınız.”

 Selim AMADO / İSRAİL