/Genelkurmay Başkanı Musevi olsa ne olur?

Dünya
3 Haziran 2009 Çarşamba

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hafta sonu ‘tabu yıkan’ bir açıklama yaptı.

“Yıllarca bu ülkede bir şeyler yapıldı.

Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu.

Acaba kazandık mı?

Bunların üzerinde durarak bir düşünmek lazım.

Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi.”

İlk kez bir Başbakan bu kadar açık bir itirafta bulunuyor.

Türkiye en yetkili ağızdan bir nevi tarihsel yüzleşme yaşıyor.

Varlık Vergisi’ni, 6-7 Eylül olaylarını yok saymak mümkün mü?

O halde Başbakan’a tepki göstermek, güneşi balçıkla sıvamaya çalışmak olur.

***

Türkiye’nin etnik korkularının, en azından belirli kesimlerde, bugün de devam ettiği görülüyor.

Hrant Dink ve Rahip Santaro cinayeti, Zirve Yayınevi katliamı bunun şiddete dönüşmüş halleri...

Bir de korkunun kamu bürokrasisine yansıyan yönleri var.

Şöyle ki herhangi bir azınlık mensubunun üst düzey kilit konumlara gelmesi istenmez.

Mesela, kimliğinde alenen Musevi ya da Hıristiyan yazan bir büyükelçi, bir müsteşar ya da vali görmek pek mümkün olmaz.

Aynı durum Türk Silahlı Kuvvetleri’nde de görülüyor.

Bildiğim kadarıyla kimliğinde Musevi ya da Hıristiyan yazan tek bir orgeneralimiz olmadı.

Yakın zamanda olması da pek mümkün değil.

Oysa Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Harp Akademileri konuşmasında Atatürk’ün Türkiye halkı tanımlamasına özellikle vurgu yaptı.

Başka bir deyişle, vatandaşlık üst kimliğinin etnik ya da dini bir gruba dayanmadığını, TSK’nın da bunu böyle algıladığını ortaya koydu.

***

Buna karşılık Ergenekon sanığı emekli orgeneral Şener Eruygur’un eşinin internete düşen ses kaydı, etnik korkunun” ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor.

Mukaddes Eruygur, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın “Yahudi olduğunu söylüyor ve ekliyor;

“Bizde babadan gelir. Yahudi’de annelerden geliyor.

Onu zaten yüz yüze de konuştular. İtiraz etmedi.

Cümle âlem biliyor. İsrail’in buradaki askeri ataşesinden duyduk.”

Dikkat edin! Bir kuvvet komutanı, kendi Genelkurmay Başkanı’nı fişliyor.

Genelkurmay Başkanı’nın annesinin kökeni nedeniyle yüz yüze sorguluyor.

Askeri disiplin kırılıyor.

Küçük düşürücü bir tavır sergileniyor.

Bakış açısı bu olunca, Şener Eruygur’un ofisinde Büyükanıt’ın eşi, kardeşi ve damadı ile ilgili fişlemelerin nedeni de anlaşılıyor.

Büyükanıt’ın, göreve gelmesinin engellenmesi için yapılan propagandaların kaynağı da kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Benzer bir yıpratma kampanyasına, Orgeneral İlker Başbuğ’un kippa ile Ağlama Duvarı önünde dua ederken çekilmiş fotoğrafının servise konulmasında da şahit olduk.

Bu resmi servis edenler, Başbuğ’un Mescid-i Aksa’da yaptığı duanın resimlerini ise gizlemişlerdi.

***

Oysa Genelkurmay Başkanı Türkiye halkı mensubu ise, onun etnik ya da dini kökenine sondaj yapmanın ya da varsa böyle bir bağı engel görmenin izahı yok.

Anayasamız da bu tarz ayrımcılığın bir suç olduğunu kabul ediyor.

Bu, Başbakan’ın ifade ettiği gibi faşizan bir yaklaşım...

İnanç özgürlüğüne de laik devlet anlayışına da ters düşüyor.

Genelkurmay Başkanı Musevi ya da Hıristiyan olsa ne olur?

Türkiye hiçbir şey kaybetmez.

Özgüvenini ve kendisine saygınlığını kazanır.

Toplumsal barış güçlenir.

Kavgaların yerini hoşgörü alır.

Demokratik laik yaşam standardı gıpta edilecek şekilde yükselir.

İşte o zaman dünyaya gerçek bir model olur...

 Erhan BAŞYURT

Bugün, 27 Mayıs 2009