Obama’nın ‘değişimi’ Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Konuk yazarımız Soner Çağaptay, Obama yönetiminin değişim vaadinin Amerikan yaşantısına ve Türkiye’ye etkilerini ŞALOM için kaleme aldı

Şalom
13 Mayıs 2009 Çarşamba

Amerika Obama ile ne kadar değişecek?

Dünyanın önde gelen gazetelerinde ses getiren makaleleri yer alan The Washington Institute for Near East Policy Türkiye Masası Şefi olan Soner Çağaptay, ABD Başkanı Obama’nın tüm dünyayı heyecanlandıran ‘değişim’ vaadinin, Amerikan politikalarına ve Türkiye’ye yansımasının nasıl olacağını Şalom için değerlendirdi

 

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama’nın seçim kampanyasında vaat ettiği değişim, Türkiye de dâhil olmak üzere tüm dünyada heyecan yarattı. Peki, Obama, Amerika’da ne ölçüde bir değişim yaratacak ve ülkenin dış politikasını nasıl değiştirecek? Ve Obama’nın değişim sözü Türkiye için neler getirecek?

Obama’nın kabinesi ve Beyaz Saray danışmanları olarak seçtiği isimlere yakından bakmak, Amerika’nın ne kadar değişeceği ve bu değişimin hangi alanlarda en çok hissedileceği konusunda bize ışık tutabilir. Obama aslında iki kabine oluşturdu -devamlılığı temsil eden ‘ulusal güvenlik kabinesi’ ile politikada yeni isimlerden oluşan ‘iç siyaset kabinesi’.

Kırklı yaşlardaki yeni yüzlerden oluşan “iç siyaset kabinesi”, Amerikan politikasına köklü değişiklikler getirecek gibi gözüküyor. Bu kabine, Eğitim Bakanı Arne Duncan, Çalışma Bakanı Hilda Solis, Çevre Koruma Genel Müdürü Lisa Jackson, Sağlık Bakanı Kathleen Sibelius, İskân ve Şehirlerden Sorumlu  Bakan Shaun Donovan’dan oluşuyor. Bu kabinenin bir özelliği de, Washington dışından isimlerden oluşması.

İç siyasette Washington dışı ve yeniliği temsil eden tecrübelerden yararlanmayı tercih eden Obama, böylece özellikle iskân, çevre, eğitim ve çalışma bakanlıklarının alanlarında büyük değişiklikler olacağının da sinyalini vermiş oldu.

Obama, bu yöndeki değişimi, yeni yasalarla desteklemeye başladı bile. Obama ilk imzasını, tüm Amerikalıları kapsayacak sosyal sağlık yasa tasarısı için attı. Bu adım, serbest teşebbüs felsefesi ve ‘her koyun kendi bacağından asılır’  ilkesinin egemen olduğu Amerika’da devrim niteliğinde. Kabinenin gündeminin üst maddelerindeki diğer başlıklar ise Yeşil Amerika hedefi, eğitim sistemindeki yüksek kaliteli okullarla düşük kalitedeki okullar arasındaki farkın kapatılması ve yoksullukla mücadele gibi fikirler. Ancak Obama, Amerika’da kökleşmiş bireyci zihniyet ve bunu savunan güçlerle mücadele etmek zorunda kalacak. Başarılı olduğu takdirde, Amerika önemli bir değişim sergilemiş olacak.

Yerel meseleler kabinesi etkileyici değişimlere öncü olurken, dış politika da ise evrimi işaret ediyor. Ulusal güvenlik kabinesi, başka Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Savunma Bakanı Robert Gates ve Ulusal Güvenlik Konseyi Başdanışmanı Jim Jones olmak üzere bir dizi tanınmış isimden  oluşuyor. Altmışlı yaşlardaki bu ekip, dış ilişkiler ve Washington politikaları konusunda engin tecrübelere sahip ve bu açıdan Washington’da devamlılığı temsil ediyor. Obama’nın ulusal güvenlik kabinesinin kullanacağı siyasi yöntem ve araçlar, Bush yönetimininkinden farklı olacak. Ancak ABD’nin uzun süredir takip ettiği, İran’ın nükleer silahlanmasını engellemek, Rusya’yı müşahede altında tutmak, Kuzey Kore’yi silahsızlandırmak, Arap-İsrail barışını sağlamak, Irak’ta istikrar elde etmek, Afganistan ve Pakistan’da El Kaide ve Taliban’a karşı üstünlük sağlamak gibi amaçları, Washington’un dış politika hedeflerini oluşturmaya devam edecek. Diğer bir deyişle, yeni açılımlar ve davranışlar dışında, Obama döneminde Amerikan dış politikasında her hangi bir devrim olmayacak.

Yeni açılımlar, diyalog ve çok yönlü dış politika olarak kendini gösterecek. Amerika Birleşik Devletleri, Küba gibi, birçok ülkeye zeytin dalı uzatmaya başladı bile. Bunu, İran da dâhil olmak üzere, başka ülkeler de izleyecek. Hedefler değişmese bile, Obama döneminde, Amerikan dış politikasının mizacı değişecek.

Daha büyük bir değişim ise uzlaşmacı davranışlarda yaşanacak. Amerika’nın mücadelelerinden biri, sadece Türkiye’nin değil, ayni zamanda solcu Avrupa’nın, neo-solcu Latin Amerika’nın ve Müslüman Ortadoğu ile Afrika’nın kalbini yeniden kazanmak olacak. Bu noktada, Obama’nin kişisel geçmişi umut verici. Amerika Birleşik Devleti’nin yeni başkanı, birçok kimliği kolaylıkla üzerinde taşıyabiliyor; kendisi siyah ancak Amerikan bağlam ve şartlarında, ayni zamanda da beyaz. Bu durum kendisinin ABD’de, hatta Latin Amerika da dâhil olmak üzere dünyanın başka bölgelerinde ırk duvarlarını yıkmasına yardımcı olacak.  Obama’nın,19 Nisan’da çok farklı ırkların bir arada yaşadığı Trinidad ve Tobago’da gerçekleşen Amerika Ülkeleri Örgütü Zirvesi’nde çok sıcak karşılanmasına şaşmamak gerek.

Obama, ayrıca, küresel farklılıklar arasında de köprü oluyor. Ebeveynleri hem İsveçli hem de Kenyalı. Bu da onu, dünya üzerinde hem kuzeyli hem de güneyli yapıyor. Dahası, Obama, Atlantik üzerinde de bir köprü kurabilir. Amerikalılar olduğu kadar, Avrupalılar da onun sol eğilimli, pragmatik politikalarının cazibesine kapılıyorlar. Tüm bunların yanı sıra, Obama, ailesindeki, Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslamiyet olsun, tüm dinlere olan inancını gösteriyor; 20 Ocak’taki yemin konuşmasında belirttiği gibi dinlerin bir arada var olabileceğini vurguluyor.

İster Washington’da evinde olsun, ister Nairobi, Port of Spain, Stockholm veya İstanbul’da olsun, Obama, Amerika’nın dünyadaki temsilcisi. Bu, Obama için olduğu kadar Türkiye için de iyi bir durum çünkü Türkiye de birden fazla kimliği bünyesinde barındıran bir ülke. 11 Eylül’den bu yana Türkiye, hem Avrupalı, hem batılı hem de Müslüman bir ülke olma konusunda sıkıntılar yaşıyor. Şimdiye kadar Washington, Türkiye’nin bu kimliklerinden birini, Müslümanlığı, diğerlerine tercih etmesini  ister gibiydi. Ancak artık Türkiye, önce Batılı sonra Müslüman olan bir ülke olarak Avrupa’da yer bulabilir. Obama Türkiye’ye böyle bakıyor. Nitekim 6 Nisan’da Türk parlamentosunda yaptığı konuşmada da bu vizyonu vurguladı. İşte bu durum, Obama yönetiminin Türkiye için öncülük ettiği en büyük değişim.