/ Ekonomik felaketin politiği

Ekonomi
22 Nisan 2009 Çarşamba

Hergün, bu veya başka bir ülkede ekonomik düzelmenin en iyi nasıl sağlanacağı hakkında bir başka ekonomistin, gazetecinin veya hükümet görevlisinin yazdıklarını okuyorum. Söylemeye gerek yok ki önerilen bütün  çareler birbiriyle çelişiyor. Buna rağmen bu üstadların neredeyse tamamının bir hayal ülkesinde yaşadıklarını düşünüyorum.

Gerçek şu ki, dünya, epey bir zaman sürecek ve şimdi olduğundan çok daha kötüye gidecek  bir depresyonun henüz başlangıcındadır. Hükümetler için öncelikli mesele düzelmenin nasıl olacağı değil, istisnasız olarak hepsinin karşı karşıya kaldıkları şekilde, kitlelerin yükselen kızgınlığının üstesinden nasıl gelecekleridir.

Günümüzün ekonomik gerçekleriyle başlayalım. Son 10-30 yıl boyunca dünya çapında hemen herkes – hükümetler, şirketler, kişiler – gelirlerinin üzerinde bir yaşam sürdürdüler ve bunu borçlanma ile yaptılar. Şişmiş kazançlar ve şişmiş tüketimle dünyanın başı döndü. Balonlar patlamak zorundadır. Bu balon şimdi patladı (veya aslında birçok balon patladı). O şekilde devam etmenin imkansızlığı şimdi bilinçlenmeye dönüştü ve birden bire herkes – hükümetler, kuruluşlar, kişiler – gerçek paralarının biteceği korkusuna kapıldı.

Bu korku hakim olunca insanlar harcamayı ve borçlanmayı durdurur. Ve, harcama ve borçlanma önemli derecede azaldığında şirketler üretimi durdurur veya yavaşlatır. Tamamiyle kapanabilirler veya en azından işçi çıkarabilirer. Bu bir kısır döngüdür çünkü kapatmak veya işçi çıkarmak gerçek talepte düşüşe yol açar ve harcama ve borçlanma konusunda daha fazla isteksizliğe sebep olur. Buna depresyon ve deflasyon denir.

Şu an için, hala borçlanma ve para basma durumunda olan ABD hükümeti dolaşıma bir miktar yeni para atma niyetinde. Bu, eğer hükümet korkunç bir miktarda atsaydı ve akıllıca atsaydı işe yarayabilirdi. Fakat büyük olasılıkla bunu akıllıca yapmayacaktır. Ve büyük olasılıkla, işe yarayacak bir miktarda para atmak, başka bir balon yaratacak kadar bir miktar olacaktı. Ve bu sefer de dolar diğer para birimlerine oranla gerçekten çok daha hızlı düşebilirdi ve böylece dünya ekonomisinin son desteğini de aşağı çekebilirdi.

Hükümetler, birincil kaygıları iç huzursuzlukla baş etmek olunca ne yapar? Gerçekte iki seçenekleri var: Protestocuları vurmak veya sırtlarını sıvazlamak. Protestocuları vurmak ancak belli bir noktaya kadar işe yarar. Şu sebeple ki, bunu yapacak güçlerin bunu yapmayı isteyecek kadar iyi maaş alıyor olmaları gerekir. Ve ciddi bir ekonomik küçülme olduğunda bunu düzenlemek rejimler için çok da kolay değildir.

Böylece rejimler nüfusu sırtını sıvazlamaya başlar. Nasıl? Her şeyden önce korumacılıkla. Herkes başka ülkelerin korumacılığından şikayet etmeye başladı. Fakat şikayetçilerin kendileri de aynı şeyi yapıyor. Ve daha da fazlasını yapacaklar. Bütün serbest pazar ekonomistleri bize korumacılığın ekonomik durumu daha da kötüleştirdiğini anlatırlar. Muhtemelen doğrudur fakat, şimdi olduğu gibi, sokaklarda iş bekleyen insanlar varken, bu, siyasi olarak konu dışıdır.

Hükümetlerin, huzursuzluk ortaya çıktığında halkın sırtını sıvazlamalarının ikinci yolu sosyal-demokratik sosyal yardım tedbirleridir. Fakat bunun için hükümetlerin paraya ihtiyacı vardır. Ve hükümetler parayı vergilerden elde ederler. Bütün serbest pazar ekonomistleri bize, ekonomik bir küçülme esnasında vergileri (her türlü) arttırmanın genel ekonomik durumu daha da kötüleştirdiğini anlatırlar. Bu doğru olabilir ama kısa vadede bu konu dışıdır. Şimdi olduğu gibi, bir küçülmede vergi gelirleri azalır. Hükümetler, bırakın artan harcamaları karşılamayı, mevcut harcamalarla bile baş edemezler. Böyle olunce, öyle veya böyle vergi salacaklardır. Veya para basacaklar.

Nihayet hükümetlerin halkın sırtını sıvazlamalarının üçüncü yolu, sağlıklı bir dozda popülizm yapmalarıdır. Ülkeler içinde ve dünya genelinde nüfusun en üstteki %1’lik kesimi ile en alttaki %20’lik kesimi arasındaki gerçek gelir farkı son otuz yıl içerisinde muazzam arttı. Bu fark şimdi 1970’te mevcut olan daha “normal” düzeye düşecek. Bu da hala çok büyüktür ama skandal düzeydeki boyutundan biraz daha azdır. Böylece şimdi, ABD’de ve Fransa’da olduğu gibi, bankacılar için “gelir kapakları”ndan söz eden hükümetler olacak. Veya Çin’de olduğu gibi insanlara ahlaksızlık ve rüşvet suçlamasıyla dava açılabilir.

Bu karanlık tablo ne kadar sürecek? Hiç kimse bilemez veya emin olamaz, fakat muhtemelen birkaç sene sürecek. Bu esnada hükümetler seçimlerle karşı karşıya kalacak ve seçmenler iktidardakilere iyi davranmayacak. Korumacılık ve sosyal-demokratik yardımlar hükümetlere, bir kasırgada bodrumların gördüğü işlevi görürler. Bankaların kısmi millileştirilmesi bodrumlara sığınmanın bir başka yoludur.

Biz insanların üzerinde düşünmesi ve hazırlıklı olması gereken şey, bodrumdan çıktığımızda, bu ne zaman olacaksa, ne yapacağımızdır. Temel soru yeniden inşa etmeyi nasıl yapacağımızdır. Gerçek siyasi savaş bu olacaktır. Manzara, alışık olmadığımız bir çevre olacaktır. Ve bütün eski söylemlerimiz kuşkulu olacaktır. Fatkına varılması gereken kilit husus, yeniden inşanın bizi çok daha iyi bir dünyaya da, fakat aynı zamanda çok daha kötüsüne de götürebileceğidir. Her iki durumda da dünya çok farklı bir yer olacaktır.

Immanuel Wallerstein

15 Subat 2009

Çeviri: Dani Altaras