Kaybolmaya yüz tutmuş bir dil müzikte yaşamaya devam ediyor

Yaptığı iş sadece aile miras ve geleneğine sadık kalıp, sahip çıkmaktan çok fazla. O da bunun çok farkında. Hiç kuşkusuz geleneksel Sefarad müziğinin en önemli yeni nesil temsilcilerinden olan Yasmin Levy, İstanbul Caz Festivali kapsamında bir konser vermek üzere İstanbul’daydı

16 Temmuz 2008 Çarşamba

Rina ALTARAS

Bugün Pazar. Türkiye’ye Cuma günü saat 11:00’de ayağının tozuyla gelip, soluklanmadan Pazar akşamı yayınlanan İbo Show’a katılmak üzere Bodrum’a giden Yasmin Levy ile telefonun ucunda bir randevum var. Telefonu kocası açıyor. İbranice bilip bilmediğimi soruyor. Ben tek tük birkaç kelime deyince de, sesinde duyduğum bir gülümsemeyle “Şalom” diyerek Yasmin’e geçiriyor ahizeyi.

Sefarad geleneği ile yoğrulmuş bir aile

Önce tabii ki ailesini soruyorum. 32 yaşındaki Yasmin, 1919 Manisa doğumlu Sefarad İsak Levy ile ebeveynleri Türkiye’den göçmüş Kohava’nın ikinci evliliklerinden olma en küçük çocukları. Aşkenaz kökenli annesi de şarkıcı olan Yasmin’in evinde Sefarad geleneği hüküm sürüyor. Yasmin babasını bir yaşında iken kaybediyor. Ancak annesi, babasının hatırasını ve mirasını Yasmin’e dinleterek aktarıyor. İsak Levy’nin sesini halen İsrail’de bulunan kayıtlardan dinlemek mümkün.

Veterinerlikten şarkı söylemeye…

Yasmin müzikle yoğrulmuş hayatında şarkı söylemeye 17 yaşında İspanya’da kendisi de bir şarkıcı olan aile dostlarının zoruyla başlıyor. O zamana değin de piyano çalmıştır. Yasmin çok iyi iki yorumcu olan anne ve babasına layık olamayacağı endişesini taşıdığı için o güne değin hiçbir zaman ağzını açıp şarkı söylemedi. Hayallerinin mesleği ise veterinerlikti. Şarkı söylemesi de uzun bir tartışmadan sonra olur zaten. Yasmin ilk konserini 24 yaşında verir. Bu ilk konser artık uzun soluklu bir müzikal kariyerin başlangıcı olur.

Yasmin’e Ladino konuşup konuşmadığını sorduğumda İspanyolca konuşuyorum diyor. İspanya ve İspanyol müziğinin belli ki, Yasmin’in hayatında yeri önemli. Her ne kadar o tanıtım turnesini gerçekleştirdiği “Mano Suave” de daha doğulu, geleneksel enstrümanların da yer aldığı düzenlemelere yer verdiyse de Yasmin’in gırtlağı çok İspanyol, buram buram Flamenko kokuyor.

Yasmin Levy geleneksel Sefarad ezgiler söylemenin yanı sıra güftelerini ve bestelerini kendi yazdığı şarkılar da seslendiriyor albümlerinde. Geleneksel ezgileri seslendirirken onları doğru yorumlayabilmek adına çok çaba sarfettiğini ve büyük bir sorumluluk hissettiğini söyleyen Yasmin, kendi yazdığı şarkılarda daha serbest hareket edebildiğini ve bu şekilde kendini daha iyi ifade ettiğini belirtiyor.

Kaybolan bir dil tüm dünyanın dinlediği bir müzikte yaşamaya devam ediyor

Yasmin kendi neslinin artık Ladino konuşmadığının, dolayısıyla bu dilin ve buna bağlı olarak bu kültürün kaybolmakta olduğunun farkında. Bu kültürü yaşatmaya devam ettirmenin bir yolu da müzik pek tabii. Yasmin bu dili ve kültürü müziğinde yaşatarak gelecek nesillere de aktarmayı kendine misyon edinmiş durumda ve taşıdığı sorumluluğun öneminin de bilincinde.  Bütün sohbetimiz boyunca heyecanını sesinde hissettiğim, duyduğum Yasmin, Türkiye’ye, babasının doğduğu topraklara, köklerinin bulunduğu yere gelip, şarkı söylemeyi çok uzun zamandır hayal ettiğini ve hayatının dönüm noktalarından birini yaşadığını belirterek bana veda etti.

Siz bu satırları okuduğunuzda Yasmin Levy, İstanbul’da Esma Sultan Yalısı’nda sevenleriyle buluşmuş olacak. Sefarad müziğine Flamenko gırtlağı ile farklı bir yaklaşım getiren, bu sıcak, sevecen sesi dinlemiş olmanız umuduyla…