İran nükleer güç olma yolunda

İran`ın 13 Kasım`da IAEA`ya verdiği dosya, işbirliği yolunda atılmış bir adım olarak görünüyor. Ancak uluslararası denetçilere nükleer tesisleri tam inceleme hakkı vermeyen ve nükleer programı konusunda yetkililerle görüşmeyi engelleyen İran yönetiminin nükleer programının sivil amaçlara yönelik olduğunu nasıl kan

Toplum
9 Ocak 2008 Çarşamba
Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (International Atomic Energy Agency, IAEA) Başkanı Muhammed Elbaradei ile AB Dış İlişkiler Sorumlusu Javier Solana, 19 Kasım’da BM Güvenlik Konseyi’ne İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda rapor verdiler. BM’in  daimi beş  üyesi olan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ile beraber Almanya, İran’nın nükleer programı konusunda BM ile işbirliğine yanaşmaması durumunda, ülkeye üçüncü kez yaptırımların uygulanmasına yeşil ışık yakacak.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, son üç senedir İran’nın BM denetçilerine nükleer tesisleri incelemede zorluk çıkardığını, resmi iddialarla tesislerden elde edilen örneklerin test sonuçları arasında tutarsızlık gözlemlediğini, derlediği raporlarda belirtti. Ancak bu raporların hiçbiri İran’nın nükleer silah elde etmeye çalıştığına dair somut bir kanıt içermedi.
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın, uranyum zenginleştirme çalışmalarının tamamen barışçıl olduğunu, İran’nın elektrik üretmek için gerekli teknolojiye ihtiyaç duyduğunu ve böylece petrol ve doğalgaz kaynaklarını ihraç edebileceğini belirtmesine rağmen, ABD ve bazı batılı müttefikleri İran’nın, nükleer silah üretme peşinde olduğunu savunuyor.
Ahmedinecad’ın, 7 Kasım’da İran’nın doğusunda bulunan Birjand’da  binlerce İranlıya yönelik yaptığı konuşma şimşekleri yine üzerine çekti. İran Cumhurbaşkanı, tüm dünyanın gözü önünde, Natanz nükleer santralinde uranyumu zenginleştirmek için 3 bin adet santrifüjun tam kapasite çalıştığını açıkladı. Ahmedinecad, İran’ın nükleer çalışmalarına devam edeceğini bu resmi açıklama ile duyurmuş oldu. İran Cumhurbaşkanı, nisan 2006’da yine 3 bin adet santrifüjün varlığından bahsetmiş, ancak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, yeraltında bulunan Natanz’da sadece 328 adet makinenin çalıştığını açıklamıştı. ABD’li uzmanlar, İran’ın 3 bin adet santrifüj ile bir -  iki sene içinde atom bombası üretebileceği kanısındalar. Zenginleştirilmiş uranyum elektrik santrallerini çalıştırabildiği gibi, rafine edildiğinde savaş başlığı üretmek için gerekli maddeyi de sağlamış oluyor.  Ahmedinecad, Natanz’daki uranyum zenginleştirme programına devam edip, tesisteki santrifüjlerin sayısını 54 bin’e çıkarmak istediğini belirterek, nükleer programının devamı konusunda ABD’ye taviz vermeyeceğini bir kez daha dile getirdi. Son üç yıldır NPT’ye (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması) bağlı olan İran, yakıt elde etmek için uranyum zenginleştirme çalışmalarına devam etmenin hakkı olduğu görüşünde.
İran’nın nükleer enerji programının sivil amaçlara yönelik olması  konusunda şüphe duyan ABD müttefiki Körfez Arap ülkeleri, batılı yandaşlarına destek çıktı.   Suudi Arabistan, Küveyt, Umman, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran’ı da aralarına alacak bir konsorsiyumun Batı ile İran arasındaki tansiyonu düşürebileceği kanısında. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Saud al- Faysal, İsviçre gibi tarafsız bir ülkede kurulacak elektrik santralinin Ortadoğu ülkelerine ihtiyaca göre zenginleştirilmiş uranyum sağlayabileceğini, böylece uranyumun nükleer silah yapımında kullanılmasının önüne geçilebileceğini savundu. İran Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Cevad Vahidi ise, İran’nın, ortak projelere olumlu yaklaştığını, ancak olası bir birlikteliğin ülkesindeki nükleer çalışmaları durduramayacağını sözlerine ekledi. Konsorsiyum, kontrollü bir şekilde zenginleştirilmiş uranyumun dağılımını sağlasa da, Tahran’ın BM kararlarına uymasına yardımcı olmuyor.
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın, nükleer programı konusunda anlaşmazlığa düştüğü elli üst düzey askeri yetkiliyi tasfiye etmesi ile ılımlı nükleer müzakereci Ali Larijani’yi istifaya zorlaması, Ahmedinecad’ın BM karşısında yumuşamaya pek  niyetli olmadığını gösteriyor. Larijani, Batı ile ilişkilerinde daha diplomatik ve sakin bir yaklaşım sergileyip, nükleer programları konusunda Batı’ya daha fazla taviz verilmesinden yanaydı.  Larijani’nin yerine daha genç ve daha radikal Saeed Jalili’nin geçmesi kasım sonunda AB Dış İlişkiler Sorumlusu Javier Solona ile yapılacak görüşmeyi büyük ölçüde etkileyecek.
İsrail Başbakan Yardımcısı Şaul Mofaz, 8 Kasım tarihinde IAEA Başkanı Muhammed Elbaradei’in görevinden alınmasını talep etti.  Mofaz’a göre Elbaradei, İran’ın nükleer hırsına göz yumuyor. Mofaz,   Elbaradei’i çeşitli ülkelerden elde ettiği istihbarat raporlarına rağmen, İran’ın nükleer programını kanıtlayan delillere sahip olmadığını söylemesi sebebiyle eleştiriyor. İsrailli bazı kaynaklar, IAEA başkanının Irak’ta olanlardan etkilendiğini, II. Körfez Savaşı öncesinde Bağdat’ın elinde kitle imha silahlarının olmadığını söylemesine rağmen, askeri harekata engel olamadığını, bu sebeble de İran’a yönelik bir müdahaleye karşı çıktığını savunuyor. Aynı kaynaklar, Elbaradei’in İran konusunda IAEA’ya duyulan güveni sarstığı kanısında.
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Tahran ile görüşmelerin ne geçmişte, ne de gelecekte İran’ın nükleer çalışmalarını durduramayacağı kanısında. Ahmedinecad’ın uranyumu zenginleştirmeye yarayan 3 bin adet santrifüjün tam kapasite çalıştığını söylemesinin ardından, tüm dünya dikkatini İsrail’e çevirdi. ABD, İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine olası bir askeri harekat düzenlemesinden korktuğunu açıkladı. Bu konudaki endişelerin artmasına sebep, İsrail’in 1981 yılında Irak’taki nükleer reaktörü ve 6 Eylül 2007’de Suriye’nin kuzeyinde inşaat aşamasındaki şüpheli bir nükleer santrali bombalaması gösteriliyor. İran’ı  bölgede nükleer tehdit olarak gören Barak, İsrail’in her türlü olasılığı değerlendirdiğini belirtti. İsrail’in haritadan silinmesini öngören Ahmedinecad, İsrail’in güvenliğini tehdit eden açıklamalar yapmaktan kaçınmıyor. ABD Başkanı George W Bush’un da İran’ın nükleer silahları ile İsrail’e saldırmasının III. Dünya Savaşı’nı başlatacağını söylemesi, bölgedeki tansiyonu bir kez daha arttırdı.  İsrailli bazı yetkililer ise, Ahmedinecad’ın 3 bin adet santrifüjün varlığı konusunda yalan söylediğini, İran’ın nükleer bombaya sahip olduğu izlenimi vererek, geri dönüşün olmayacağı mesajını vermeye çalıştığını belirtiyor.  Tahran’ın, uluslararası arenayı daha ağır yaptırımlardan caydırmaya çalıştığı söyleniyor. 
ABD Senatosu eylül sonunda yeni bir önerge onaylayarak, İran Devrim Muhafızları’nı terör organizasyonu olarak kabul ettiklerini açıkladı.  Devrim Muhafızları, 125 bin kişilik iyi donanımlı ordusuyla İran rejiminin bel kemiğini oluşturuyor.  Irak’taki pekçok isyancıyı silahlandırıp, eğiten Devrim Muhafızları,  İran’da inşaattan, bankacılığa, petrol şirketlerinden, sağlık hizmetlerine kadar pek çok alanda faaliyet gösteriyor.  Devrim Muhafızları ayrıca ülkenin nükleer ve füze programından da sorumlu.  ABD ilk kez bir ülkenin askeri organizasyonunu kara listeye alıyor.  Amerikan şirketlerinin veya sıradan bir ABD vatandaşının bile Devrim Muhafızları ve şirketleri ile herhangi bir iş veya ticaret yapması yasaklanıyor.  1974’den beri İran ile herhangi bir ticari bağı olmayan ABD için bu önerge sembolik bir karar niteliği taşısa da, ABD uluslararası arenaya bir uyarı mesajı yollamış oluyor.
ABD baskısı altında, AB şirketleri de İran’a yönelik yaptırımlara hız verdi.  Ekim ayından beri Avrupa’daki en az kırk banka İran ile bağlantısını kesti.  ABD ile tam bir işbirliği sergileyen Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, Fransa ile İran arasındaki 6 milyar Amerikan Doları civarındaki ticareti 4 milyar Amerikan Dolarına düşürdü.  Fransız petrol şirketi Total, İtalyan şirketi Eni ve İngiliz British Royal Dutch Shell şirketi, İran’daki yeni petrol ve gaz teşebbüsleri ile ilgili görüşmeleri durdurma kararı aldı.
Dünya Bankası da İran’da belli projeler için kullanılması öngörülen 5.4 milyon Amerikan Doları değerindeki yardım paketini, ABD baskısı ile askıya aldı. ABD hükümeti ayrıca İran’ın en büyük üç devlet bankasına yaptırım uygulama kararı aldı.  Melli ve Mellat bankalarının nükleer programı desteklediği, Saderat Bankasının ise teröristleri finanse ettiği biliniyor. Yaptırımlar, ABD vatandaşı veya şirketlerinin bu hedeflerle herhangi bir işlem yapmasını yasaklıyor.
BM Güvenlik Konseyi’nin iki daimi üyesi Rusya ve Çin, İran konusunda ABD ile kendi çıkarları arasında sıkışıp kaldı.  BM yaptırımlarını veto etme yetkisini elinde bulunduran bu iki ülkenin İran ile güçlü ticari bağları var.  Çin ülkesindeki petrolün %12’sini İran’dan temin ediyor.  Rusya’nın da Bushehr’de nükleer elektrik  üretimi için bir nükleer reaktör inşa ettiği ve İran’a silah sattığı biliniyor.  Her iki ülke de İran’ın nükleer silah üretmesine karşı olduğunu belirtmesine rağmen, ekonomik yaptırımlara sıcak bakmıyor.
İran en son 13 Kasım’da, olası BM yaptırımlarını yavaşlatmak için, IAEA’ya ayrıntılı bir tasarı dosyası verdi.  Yetkililere göre dosya, santrifujların  uranyum metalini  nasıl biçimlendirdiğini gösteriyor.  İran’dan gelen bu iyi niyet mesajının, ülkenin Dini  Lideri Ayotollah Ali Hameni tarafından gönderildiği, nükleer program dahil olmak üzere her konuda karar verme yetkisine sahip liderin İran eski Cumhurbaşkanı Haşemi Rafsancani’nin etkisinde kalarak böyle bir karar verdiği tahmin ediliyor.
İran’ın pek çok sayfa içinden tek bir soruyu yanıtlaması iyi niyet gösterisi mi yoksa 19 Kasım raporlarını etkilemek ve üçüncü olası yaptırımları yavaşlatmak için uluslararası arenaya atılmış bir yem mi?  Bu sorunun cevabı yine soru anahtarında saklı.  IAEA raporu, İran’ın işbirliği gösterdiğini açıklarsa, Rusya ve Çin  olası yaptırımları yavaşlatmak ve İran’a diplomasi yolunda zaman kazandırmak için veto hakkını kullanmaktan çekinmeyecek. Her iki raporun, farklı detaylar sunması ise, Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ile Almanya’nın tek bir vücut olarak  hareket etmesini zorlaştıracak. 

Kaynaklar:
Jerusalem post, Haaretz, Washington Post, Time, Newsweek, AP, The New York Times, Guardian