İş dünyasinin duayen ismi: Jak Kamhi

Jak Kamhi, Türkiye`ye ilkleri getiren iş adamı olarak tanınmasının yanı sıra, Türkiye`nin dış dünyaya açılmasında ve önemli siyasi adımlar atılmasında etkin rol oynayan kişilerdendir. Geçen ay, Üstün Hizmet Madalyasını aldı. Jak Kamhi, ilklerini, iş hayatını, siyasi ve politika yaşantısını anlatırken gen

Ekonomi
9 Ocak 2008 Çarşamba
Bugünlere nasıl geldiniz? Jak Kamhi Türkiye'de iş dünyasına ilkleri getiren bir duayendir. Bize bunlardan bahseder misiniz? 
Hayat tesadüflerle doludur. İnsanın başına devlet kuşu konar derler. Bu çok doğru bir sözdür. Annem ve babam bu olanağı bana vermiştir. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya'dan ve Avusturya'dan kaçanlar yalnız Musevi kökenliler değildi, Hıristiyan kökenli vatandaşlar da vardı. Biz, ailece Beyoğlu, Tepebaşı'nda Gül Apartmanı’nda üçüncü katta otururduk. Bu apartmanda otururken Almanya'dan ve Avusturya'dan gelen insanlarla tanıştık, arkadaşlık ettik. Babam onlara yakınlık gösterirdi. Bu kişiler yalnız insanlardı. Savaş bittiğinde Türkiye Almanya'ya karşı savaş ilan etmişti ve bütün bu insanları kamplara götürme kararı çıkmıştı, bu karar yalnız bir gece sürdü. Babam, o gece, komşularımıza yardımcı oldu. Bu kişilerden biri, yüksek okul eğitimimi bitirdiğim zaman açtığım danışma büroma gelip bana ''yıllar önce ailenizin bize göstermiş olduğu yakınlıktan ötürü size katkıda bulunmak istiyorum'' dedi.  Almanya'da birçok kurum ve kuruluşlar var, biz size onların temsilciliğini vermek istiyoruz, bizim ekibimizden, bir arkadaşımız sizin yanınızda bedelsiz çalışarak sizi yönlendirecek dedi. Bu tekliflerini kabul ettim. Bir süre sonra, kendimi Almanya'daki birçok şirketin Türkiye temsilcisi olarak buldum. AEG markasını aldım. Almanya'ya gittiğim zaman ülke savaştan çıkmış ve yeni baştan kuruluyor, yeni teknolojiler geliştiriliyordu. Örneğin alüminyum pencereler yapılıyordu. O yıllarda Türkiye'de alüminyum pencerenin ne olduğu bilinmiyordu. Bu konuyu araştırdım. Ne olduğunu ve nasıl yapılabileceğini öğrendim. Alüminyum pencere yapımının başlamasında ilk adımı attım. Daha sonra ilk eternit fabrikası, fittings fabrikası, sunta fabrikalarının kurulmalarında danışmanlık yaparak yeni teknolojileri ülkemize getirmeye başladım. Lise yıllarımda bir gün Beyoğlu'ndaki Fransız "Hachette" Kitapevi’ne gittim. Orada  Geri Kazanılmış Kauçuktan Nasıl Hammadde Yapılır? adlı bir kitap gözüme ilişti. II. Dünya Savaşı’nda Türkiye'ye hammadde getirmek çok zordu ve bazı fabrikalar da kapanmak üzereydi. Bu zor durumdaki fabrikatörlerden biri babamın arkadaşıydı. Kauçuk hammaddesi noksanlığından şikâyet ediyor ve fabrikasını kapatacağını söylüyordu. Bu kişiye gidip niçin ham madde olarak eski kauçuk mamullerinden  yapılabilen rejenere yani geri kazanılmış kauçuğu kullanmadığını sordum. Bu olanak hakkında hiç bilgili değildi, bana kitabı aldırttı, hatta rejenere imalinin  yapılmasına yardımcı olmamı istedi, böylelikle fabrika kapatılmaktan kurtarılmış oldu. 
Daha sonraki yıllarda, bir müteahhit aldığı ihalede özel profilli pencereler yaptırmak istiyordu. Ancak Türkiye'de döviz yoktu. Danışmanlık büroma gelerek ne yapmalıyım, bu işi nasıl çözeriz diye fikir aldı. Ben de bunun üretimini Türkiye'de yapalım dedim. Konuyu Almanya'da, İtalya'da araştırdım. Oradaki sistemi bilen bir danışman mühendisi beraberimde buraya getirdim. O hususi çelik profiller ile Samsun Tekel Fabrikası'nı donatmayı başardım. Böylelikle Türkiye'de bir ilk olarak özel profil çelik konstrüksiyon ve alüminyumu üretmiş olduk.
Ardından, birçok ilkler devam etti. Küresel gaz tankları,  Türkiye'de ilk teleskopik gazometre, o yıllarda Balkanların en geniş açıklığına sahip olan İETT Levent Otobüs Garajı, ilk Honda marka motosiklet, ilk buzdolabı, çamaşır makinesi, ilk Hybrit National Japon markası siyah beyaz televizyon, ilk Sony renkli televizyon... Bunları hep biz ürettik. Profilo yaptığı ilklerle bu ülkeye önemli hizmetler verdi.

Başınıza devlet kuşu konduğu
zaman onu yakalamak gerekiyor.

Aile şirketlerinde çalışıp daha sonra farklı iş kollarına yönelimler oluyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 
Profilo'yu kurduğum zaman bir şartım olmuştu. %50 üstünde hisse sahibi olacaktım. Benimle birleşmek isteyen kardeşimi ve eniştemi de hissedar olarak aldım ve bu şekilde şirketi kurduk. Yıllar sonra, çocuklarına sen gel bu işi al dediğin zaman, sahip olduğum hisseler 3 oğlum ve eşim arasında bölünerek, azınlık hissesine dönüşecek ve bu hisselerle, gerektiğinde tek başına karar verme imkânı olmayacağından, hiç biri şirketi yönetme yükümlülüğünü almak istemedi. Bugün Profilo Holding'in yönetimini ehil yöneticilerle devam ettiriyoruz. Çok iyi yöneticiler yetiştirdik. Oğullarımın hepsinin ayrı işleri var. Cefi'nin Marinası var. Hayati Kamhi'nin, kendi şirketleri ve önemli bir gemi inşaat şirketi var, ayrıca elektronik üretimimizde yeni buluşları ile önemli katkıda bulundu. Küçük oğlum ise güvenlik şirketi kurdu. Hepsi kendi işlerinde çoğunluk hisse sahibidirler.
Bugün köylerde, çiftliklerde, ziraat işlerinde de aynı sorunlarla karşılaşılıyor. Örneğin bir babanın çiftliği vardır. Baba işten çekildiği zaman çiftlik çocukları arasında parçalanıyor. Böylelikle parçalanma devam ediyor. Siz mutlak sahipliği başkalarına devredemediğiniz sürece ister istemez başka bir yola kaymanız gerekiyor.
Üstün hizmet madalyası ile ilgili ne söylersiniz?
Tesadüflerle dolu hayatımın bir sürecinde, 1974 yılında Türkiye Kıbrıs'a müdahale etmişti. Enosis ismindeki bir teşkilat adada birçok katliamlar yapmakla kalmadı. Peşinden Yunanistan, Kıbrıs'ı  ilhak etmek üzere Samson adında birini gönderip, Enosis grubu ile müdahalede bulundu. O süreçte Cumhurbaşkanı olan Makaryos'u da hapse attılar. Buradaki amaç Türkler'i kovmaktı. Ordumuzun müdahalesi sayesinde Cumhurbaşkanı Makaryos kurtuldu. Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan ve Türkleri yönetime ortak eden Kıbrıs Anayasasına rağmen adada azınlık muamelesi gören ve katliam tehlikeleri ile karşı karşıya kalan Türklerin güvenliğini sağlamak üzere, Türkiye'mizin garantörlük hakkına istinaden müdahalesi ile adanın kuzeyinde yaşayan Türk kökenlilerin hayatları güvence altına alınmış oldu. Güney kısmı ise Makaryos'a ve Rumlara iade edildi.  Bu harekât aslında Türkiye'nin Rumlara yapmış olduğu en büyük iyiliklerden biridir. Yoksa Rumlar, Korsikalılar ve Basklar gibi kendi özerklikleri için ayaklanacak, yıllar boyunca katliamlar cereyan edecekti. Haklı müdahalemiz, Avrupa ve Amerika'da çok yanlış ve kötü bir şekilde algılanıyordu. Bu yanlış değerlendirmelerden dolayı Türkiye' ye ambargolar koymuşlardı. O yıllarda Başbakan Sn. Ecevit, bu müdahalenin gerçek sebeplerini anlatmak üzere 10 kişilik bir iş adamı grubunu Fransa, İngiltere ve ABD’ye gönderme karar vermişti. Ben de, Freddy Burla ile birlikte bu grubun içersinde yer aldım. Ülkemiz hakkındaki menfi düşüncelere karşı, ülkemiz insanının doğru tanıtılmasına dönüş çalışmalarım bu şekilde başladı.
Avrupa'da, Fransa ve İngiltere'de Rothchildlerin katkıları ve  heyetin çabaları yararlı oldu. Amerika ve İsrail devletinden, Bnei -  Brith'ten hep destek gördük. Bu ambargonun kaldırılması konusunda Dışişleri Bakanlığı’nın yerinde müdahaleleri ile birlikte heyetimizin de önemli katkıları olmuştur.
Devamındaki politik çalışmalarımızda Hahambaşılarımız ile cemaat lider ve mensuplarının büyük katkıları olmuştur. Bu çalışmalarımızı Başkan  Jak Veissid ve Başkan Vekili  Naim Güleryüz ile birlikte yönetiyorduk. Sonradan bize çalışmalarımızda çok katkı sağlayacak olan Beşyüzüncü yıl Vakfı Başkanlığı önerildi. Kurulan vakfın yönetim kurulunda, mecliste mevcut değişik partilerin birer temsilcisi, Üniversite hocaları ve gazetecilere  yer verildi. Başkan vekilimiz Sn. Naim Güleryüz'ün çok büyük destek ve başarılı çalışmaları sayesinde de, 500. Yıl Vakfı  amacına ulaşarak, ülkemizin hakiki çehresi ve değerleri ile tanıtılması gayesinde önemli başarılar elde edilmiştir.
Son Başkanlarımız  Av. Rıfat Saban,  Bensiyon Pinto, Silvyo Ovadya'nın özverili çalışmaları sayesinde de gayretlerimizden önemli verimler elde edilmiştir.
Uğraşlarımızda İsrail Devleti’nin ABD’de büyük bir saygınlığı olmasından çok faydalandık. Politik uğraşlarımızın başlama sürecinde İsrail Başbakanı Begin’le tanıştım. Türkiye'yi çok sever ve daima ricalarımızı yerine getirmeye çalışırdı. Daha sonraki Başbakanlar  İtzhak Şamir, Şimon Peres, Yitzhak Rabin, Ehud Barak ve Ehud Olmert de aynı ilgiyi gösterdiler. Bunun sonucu olarak Türkiye ile ilişkilerde sıcak bir bağ kuruldu.
İktisadi Kalkınma Vakfı’nda 12 yıl başkanlık yaptım. AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler dondurulduğunda bunların çözümü için çalışmalar yaptım. Dışişleri Bakanlığımızında değerli uğraşları ve Fransa Cumhurbaşkanı Sn. Mitterand’ın da katkısı sayesinde sorun çözüldü.
Yuvarlak Masa’daki üyeliğim sayesinde de hizmetlerim oldu. Yuvarlak Masa’ya sadece Avrupa'daki büyük kuruluşların başkanları üye olabiliyordu. Bu kuralı ilk defa henüz tam üye olmayan  Türkiye’mizden beni aralarına  alma isteğinde bulunarak deldiler. Yapılan teklifi kabul ettim. ERT Yuvarlak Masa’da 12 sene hizmet verdim. Yılda 2 -  3 defa Avrupa Topluluğu’nun bir cumhurbaşkanı veya bir başbakanı ile bir araya gelip Türkiye'mizi anlatma olanağını buluyordum. Dışişleri Bakanlığı, bu hizmetlerimden ötürü bana Hizmet Ödülü verdi. Bu sene ise  Üstün Hizmet Ödülü’ne layık gördüler. Benim için bu ödülün çok büyük bir değeri olduğunu vurgulamak isterim. Ödül töreni çok onurlandırıcı olmuştur. Devletimizin en yüksek katından, Cumhurbaşkanımızın elinden, Millet Meclisi Başkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcısı, Genelkurmay Başkanı, komutanlar, Hahambaşımız, Büyükelçiler, Cemaat liderlerimiz, Diplomatlar ve Basının onurlandırdığı bir varlık huzurunda ödülü almanın anlamı kelimelerle anlatılamayacak kadar çok büyüktü. Bu tören hayatımın en önemli anlarından biri  olmuştur.

Hem politika hem çok aktif bir sosyal çevre hem de güçlü bir iş hayatı aynı çizgide yürümüyor
İş hayatıyla sosyal hayattaki ilişkiler nasıl etkilenir?
Çok değişik oluyor. Mesela oğlum milletvekiliydi. Siyasete ayırdığı zaman dolayısıyla işini ihmal etti, bir taraftan milletvekili olarak yaptığı hizmetlerden dolayı haz duyarken, diğer taraftan işini ihmal etmesinden ötürü maddi kayıpları oldu. Ben de politik hayata atıldığımdan beri birçok işi ihmal ettim. Ağabeyim ve eniştem olduğu zaman bana sürekli destek oluyorlardı. Ancak onları kaybettikten sonra şirketin kontrolünü de elimden kaçırdım. Hem politika hem çok aktif bir sosyal çevre hem de güçlü bir iş hayatı aynı çizgide yürümüyor. Ben ikisini yaparken sendeledim.
Keşkeleriniz oldu mu?
Herkesin iş hayatında olabileceği  gibi, ben de yanlış atılımlarda bulundum ve bunların zararını gördüm.
Yabancı bir şirket ile şanssız bir ortaklığım oldu. Yüksek Okulu bitirdiğim yıllarda karşıma master yapma fırsatı çıkmıştı. Ancak, mezun olduktan hemen sonra iş hayatına atıldım ve bu fırsatı geri çevirdim. Eğitim, bir insan için en önem verilmesi gereken olgulardan biridir.

Bir genç için en önemli değer GÜVENDİR
Gençlere öneriniz nelerdir?
Üniversite eğitiminden sonra, öğrenme süreciniz bitmez, teknolojiler büyük bir süratle değişiyor. İnsan sürekli kendini yenilemeli, araştırmalı ve bilgilenmelidir. Bilim, araştırma ve iş hayatındaki çalışma temposu ayrı kollar olmasına rağmen insan sürekli çalışıp daha fazla öğrenme aşkıyla dolu olmalılar.
Bir genç için en önemli değer GÜVENDİR. İş yaşamında güvenilir bir insan  olmak gerekiyor. Karşındaki insanda güven uyandırman lazım. Sn. Garih'in söylediği gibi insanın hayatında birkaç tane balon vardır. Bu balonlardan bir tanesi plastiktir. Yere çarpar yerden kalkar bu iştir. Para kazanırsın, para kaybedersin. Güven, aile ilişkileri, dostluklar, sağlık cam gibidir yere düştüğü zaman kırılır.
Ayrıca, her insan sevdiği işi yapmalıdır. Geçmişte birçok kişi al oğlumu yetiştir derdi bana. İşe aldığım bu kişilerin mutlu ve başarılı olamayacağını anladığımda, ‘oğlum sen hangi işi seviyorsan git o işi yap’ derdim. Çünkü hep sevdiği işi yapan, başka bir deyişle işini severek yapan insanların başarılı olduğunu gördüm.
Bunun yanı sıra, işle eğlenceyi ayırt etmek gerekir. Hakikaten başarılı olmak isterseniz hobiniz işiniz olacaktır. Hobi, satranç, briç müzik bunlar zevktir. Hobiniz meşguliyetinizdir.  Mesela benim hobim işimdir. İşkolik bir insanım. İşimi severek yapıyorum, sevmediğiniz bir iş olsa bunu yapamazsınız.