Başlasin mi? Başlamasin mi?

Cem MENASEDünya`da futbol, milyon Dolarların döndüğü ve sadece birkaç senede çok sıfırlı rakamlara ulaşılabilecek bir sektör oldu.

Spor
9 Ocak 2008 Çarşamba
Yakir Mizrahi

İlk hafta maçları oynandıktan sonra günün en ilgi çekici başlığını hiç kuşkusuz Radikal Spor Servisi atmıştı, “Böyle Süper Lig hiç başlamasın” diyerek... Henüz daha birinci haftaydı ve Trabzonspor- Sivasspor karşılaşmasının tamamlanmasına sadece otuz saniye kala sert bir faulün ardından saha karışmış ve maç yarıda kalmıştı. Taraftar sahaya atlayıp, deplasman takım sporcusuna (Mehmet Yıldız’a) tokat atabilmiş, futbolcular kendi aralarında tekmeleşebilmiş ve daha da acısı bir foto muhabiri olayların içerisinde aktif bir rol oynama becerisini ortaya koyabilmişti!..
Pazar akşamı yayınlanan spor programlarında, Pazartesi günü çıkan gazetelerde ve yine aynı gün içerisinde haber servisi yapan çeşitli internet sitelerinde rastladığım kadarıyla, olayların başlangıç noktası hep Trabzonspor’da oynayan Mısırlı oyuncu Ayman Abdelaziz’in rakip takımdaki İsrailli Pini Balili’ye “dini inanışların farklılığı gereği” sert girdiğiyle ilgiliydi. Bu haberlerde, Balili’nin ayaklarının geçtiğimiz sezon da aynı “anlayış” çerçevesinde tekmelerden nasibini aldığı ifade edilmekteydi. Ama yine de İsrailli oyuncu geçtiğimiz sezon olduğu gibi maç içerisinde aldığı iddia edilen onca hakarete ve darbeye rağmen bu konuda iki çift laf konuşmuyor, kimseyi şikayet etmiyordu. Konuşan hep arkadaşları, yöneticileri ve teknik direktörü Bülent Uygun oluyordu. Oyuncunun sert faullerle gerçekten İsrailli olması nedeniyle mi, yoksa zaman zaman yaptığı karşı takımı küçük düşürücü hareketler nedeniyle mi karşılaştığı bir sis perdesinin ardından aralanabilecek olsa da, federasyon derhal bu gibi konularla alakalı olarak yeni bir çalışma başlatmalıdır. Maç boyunca fazla görevi olmayan dördüncü hakemlerin, saha içerisindeki –hele hele taç çizgisi kenarındaki-  oyuncu diyaloglarını daha dikkatli takip etmesiyle bu gibi ırkçı ve belli bir temele oturması imkansız tartışmalar ve de tatsız olaylar en pratik şekilde minimuma inebilir...
Olayın asıl Trabzonspor taraftarıyla alakalı olan boyutu ise çok daha vahim.. Zira tribünden koşa koşa gelerek ceza sahası içerisinde oyuncular arasında yaşanan tartışmaya dışarıdan müdahil olan ve Mehmet Yıldız’a tokat atan taraftarın hatta genel olarak Trabzonspor taraftarının psikolojisini incelemek şart olmuştur artık. Her sözü edilen ortamda “Sabırsız taraftar kitlesi, beklemeye tahammülü olmayan kent, sadece futbolla yaşama bağlanan hayatlar” gibi bilimum öğelerle ifade edilen grup, artık farklı sosyal olaylarda da örnekleri çoğaltılabilecek “cezayı kendi kesme” hırslarından vazgeçmeli... Çünkü bu yersiz hırs, eninde sonunda bumerang misali fırlatana bir şekilde geri dönüyor. Çıkan bu olayı sadece Trabzon’a mal etmeyip, geniş pencereden baktığımızda ise, futbolun ne derece esiri olduğumuzu göreceğiz elbet. Bir iş seyahati için gittiği İngiltere’den yeni dönen bir arkadaşım, oradaki - futbolun beşiği olarak ifade edilen ülke-  spor sayfalarında bile futbolun buradaki kadar yer bulmadığını dile getirmişti. Bizdeyse neredeyse her takıma bir sayfa düşecek şekilde sayfalar tasarlanmakta... Çoğu da masa başında yapılan yalan- yanlış haberler... Böyle olunca, gazeteyi açan her futbolsever takımıyla alakalı bir haber görüyor. Günün her anında tuttuğu takımı aklına getiriyor, ecnebilerin yaptığı gibi zaman zaman umursamaz davranamıyor. Fazlasıyla ciddiye alınan bir oyun da hiç istenmeyen tartışmaları ve sosyal vakaları peşinden sürükleyebiliyor ne yazık ki...
Dikkatli olmakta fayda var, ey futbolu seven insanlar!.. Futbol bir spordur! Futbol bir sosyal faaliyettir! Futbol bir hobidir!.. Yanlış yönlendirmelere, sürü psikolojisine, bu oyunu hayatlarının temeline oturtuyor gibi gözüküp, onunla oyuncak misali oynayan ademoğullarına prim vermeyin!.. Yoksa her şey için çok geç olacak!.. 
PS: Temmuz ayı içerisinde Şalom Gazetesi’ni temsilen katılmış olduğum Maccabiat Oyunları’yla ilgili yazılarımda Basketbol Junior takımımızın son maçında evsahibi İtalya karşısında harikulade bir performans ortaya koyduğunu fakat maçı dört sayı farkla kaybettiğini yazamamıştım. Gruplarında yer alan A.B.D, Kanada ve İsrail gibi takımların değerlendirilmeye alınmaması nedeniyle İtalya’yla Avrupa Şampiyonluğu maçına çıkan takımımız, sahayı başları önde terk etmesine rağmen salondaki seyircilerin alkışlarını ve de takdirini kazanmıştı. İtalyan seyirciler “kaybederken kazanan takım”a destek çıkmışlardı... Çocuklara, koç Yılmaz Karakoç’a ve takım sorumlusu İzzet Salerno’ya geç de olsa tebriklerimizi iletip, “Darısı böyle bir spor kültürü anlayışına” diyelim...