B`nai Brith International Bildiri

17. yüzyılda Hollanda`nın Amsterdam kentinde yaşayan Yahudiler, Diaspora tarihinin altın sayfalarından birini yazdılar. Bu ayrıca küçük bir Hollanda nüfusunun içinde bile yükselinebileceğinin öyküsüdür.Sara YANAROCAK

Kavram
9 Ocak 2008 Çarşamba

OSCE Ayrımcılıkla Mücadele ve Karşılıklı Saygı ile Anlayışı Geliştirme Konferansı
Bükreş, Romanya / 7- 8 Haziran 2007

OSCE’nin (AGİT-  Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) tarihi ilk antisemitizm konferansı 2003 yılında Viyana’da gerçekleştirildi ve bölge için önemli bir dönüm noktası oluşturdu. Uluslararası toplumdan talep ettiğimiz antisemitizm ile mücadele veya en azından tanımlama konusunda -  Holokost’a kadar ve birkaç on yıl sonra bile -  isteksizlik gözlemledik. Viyana’da başlayan daha sonra 2004’te Berlin’de, 2005’te Kordova’da ve günümüzde Bükreş’te yapılan toplantılar konunun artık ciddiyetle ele alındığını gösteriyor ve içimizde bir iyimserlik kaynağı oluşturuyor.
Bu konferansların yapılıyor olması takdir edilmesi gereken önemli bir gelişmeyi gösteriyor. Her sene yapılmaya başlanan bu toplantılar gerçek bir umut kaynağı oluşturmalarına rağmen, son dönemdeki olaylar yapılacak daha çok şeyin olduğunu bize gösteriyor. Geçen sene İsrail ile Hizbullah ve Hamas arasında çıkan çatışma görünebilir bir şekilde antisemitizmi arttırdı. Özellikle İngiltere’de Yahudi Kurum ve Cemaatine karşı yapılan saldırılar arttı. Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde de antisemit saldırıların sayı olarak arttığı belirlendi. Bu sırada Avrupa’da bazı kurumlar, insan haklarını hiçe sayan ülkelerin yaptıklarına gözlerini yumup, İsrail’i boykot etmeye devam ediyorlar. Bu sene kutlanan Altı Gün Savaşı’nın 40. yıldönümü ve seneye kutlanacak olan İsrail’in bağımsızlığının 60. yıldönümü gibi dönüm noktaları, endişe verici eğilimlere hız verebilir.
Hedefimiz kendimizi yeniden adayarak antisemitizm ile mücadele etmek, antisemitizmi etkisiz hale getirmek, ve eğer mümkünse yok etmek olmalıdır. Yahudi düşmanlığının halen, OSCE’nin 56 üye ülkesinde ve OSCE dışındaki bölgelerde kişi ve cemaatleri tehdit ediyor olması ve bu eğilimin bazı bölgelerde yükselişe geçmesi kabul edilemez. OSCE’nin son dört yılda oluşturduğu antisemitizme karşı olan duruşunda bir zayıflama – son yıllarda meydana gelen olaylar ile bu problem daha ciddi bir hale gelmişken – trajik bir hata olur. Asıl şimdi antisemitizmi bağımsız ve düzeltilebilir sosyal bir hastalık olarak tanıtmamız ve engellemek için çabalarımızı iki katına çıkarmamız gerekiyor.
Bu sebeple Bakanlar Kurulu belli dönemlerde antisemitizm ve diğer hoşgörüsüzlük şekilleri karşıtı konferanslar düzenlemelidir. Bu görüşmeler böylece toplanmaktan daha fazlasına teşvik eder; OSCE konferanslarında filizlenen “antisemitizme sıfır tolerans” fikri gelişir ve hoşgörü eğitimi, Holokost eğitimi, yasama ve kanunlar ile koruma gibi gerekli programlar hayata geçirilir.
OSCE, önemli mevkilerde antisemitizm ve hoşgörüsüzlüğün diğer şekillerine dikkat çekilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle OSCE’in, hoşgörüsüzlük konusundaki şahsi temsil şartlarını genişletmeliyiz. Aynı zamanda, bireysel temsilcilerin emeklerine destekleyici ortamı yaratmalı, becerilerini en iyi şekilde kullanarak görevlerini icra edebilmelerini sağlamalıyız.
OSCE, Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı Avrupa Denetleme Merkezi’nin (European Monitoring Centre on Racism and Xenophobia, EUMC) antisemitizm üzerindeki çalışmalarını ilerletmeli ve EUMC’nin belirlediği standartların kullanılmasını teşvik etmelidir.
ODIHR’nin önemli çalışmasını devam ettirebilmesi için yaptığı antisemitizm çalışmalarını ve programını desteklemeye devam etmeliyiz. Antisemitizm ile mücadele için OSCE üye ülkelerinin ODIHR rapor gereklerini yerine getirmeleri gerekiyor.
Diğer hoşgörüsüzlük örnekleri ile karşılaşıp üzülmemize rağmen antisemitizmi, kendine özgü yapısı ve belirtileri ile özel bir ele alış tarzına ihtiyaç duyan ayrı bir olgu olarak kabul etmeye devam etmemiz gerekir.
Sonuç olarak, 2004 Berlin Konferansı’nda açıklanan, 2005 Kordova Konferansı’nda yinelenen önemli temel ilkeyi burada tekrarlamak ve inisiyatifi ele alarak güçlendirmemiz gerekir: Hiçbir politik amaç veya olay antisemitizmi mazur gösteremez. Ayrıca belirtmemiz gerekir ki İsrail’in meşru olmadığını savunma ve İsrail’i şeytan olarak göstermeye çalışma antisemitizmin bir başka versiyonunu oluşturuyor. Tüm demokratik ülkeler gibi İsrail Hükümeti de eleştirilebilir. Fakat Yahudi Halkı’nın kendi topraklarında barış ve güvenlik haklarını savunmaya kendilerini adamalarına itiraz etmek, antisemitizmin açık bir göstergesidir. Aynı şekilde terörizmi kullanarak ve okul kitapları, vaaz, görsel, basılı ve internet yayınları ile kitleleri Yahudilere karşı kışkırtmak ve gözlerini korkutmak antisemitizm’dir. Avrupa’da veya başka bir yerde düşmanlık ve suçluluk karşısında ezbere özür dilemeyelim.
Avrupa Kıtası’nın tarihi göz önüne alındığında OSCE’nin antisemitizm ile mücadele kararı sevindirici ve yüreklendiricidir. Hoşgörü ihtiyacı, sadece üye 56 ülkenin kanunlarında geçerli olsa da, bugün sözlerimiz ve eylemlerimiz ile antisemitizmin karşısında kararlı bir şekilde durmamız önemlidir. Daha güvenli bir Avrupa ve dünya için ortak amacımıza ulaşmak için beraber çalışmaya devam etmemiz gerekir.