Diaspora Yahudileri

Sara YANAROCAK1516`da Venedikte kullanılan Getto sözcüğü, büyük olasılıkla çevredeki bir demir dökümhanesinden türetilmişti. Aynı yıl kentte Yahudi yerleşimi için bir bölge ayrıldı; kentin geri kalan kesimiyle hiç bağlantısı olmayan bu bölgeye Hıristiyan nöbetçiler yerleştirildi. Burası İtalya`daki gettolar için

Kavram
9 Ocak 2008 Çarşamba
Haçların Gölgesinde İtalya Yahudileri -  Gettolar (3)
Getto, eskiden bir kentin Yahudilere zorunlu oturma bölgesi olarak sokak ya da mahallesine verilen addır. Yahudilerin toplumdan zorla tecrit edilme uygulamasının ilk örneklerinden biri, 1280’de Müslüman Fas’ta, Yahudilerin “millah” adı verilen mahallelere yollanmalarıyla yaşandı. Bazı Müslüman ülkelerinde ev ve kapı büyüklüklerine kısıtlamalar getiren katı getto sistemleri uygulandı. Yahudi ayrımcılğı 14. ve 15. yüzyıllarda Avrupa’nın her tarafına yayıldı. Frankfurt am Main’ın gettolarını ve Prag’ın Judenstadt’ı (Almancada “Yahudi Kenti”) ünlüydü. Polonya ve Litvanya’da Yahudiler, Birçok kent ve kasabada nüfusun çoğunluğunu oluşturarak kadar kalabalıktı. Buralarda tümüyle Yahudi mahalleleri oluştu. İlk kez 1516’da Venedik’te kullanılan getto sözcüğü büyük olasılıkla çevredeki bir demir dökümhanesinden türemişti. Bu dökümhanede savaş topları imalathanesi vardı. Adı ise Getto Nuavo idi. (Getto Vecchio) ise “eski getto” adı verilen bu gettoya ise daha sonra Türkiye’den gitme Yahudiler de yerleştiler. Aynı yıl kentte Yahudi yerleşimi için bir yer ayrıldı; kentin geri kalan kesimiyle hiçbir bağlantısı olmayan bu bölgeye (Getto Vecchio) Hıristiyan nöbetçiler yerleştirildi. Burası İtalya’daki gettolar için örnek oluşturdu.
1555 yılında ise Roma’daki Yahudiler, Tiber nehrinin sol tarafına yerleştirilerek orada ki Yahudi gettosunu oluşturdular (Lungotevere). Gettonun etrafında Yüksek bir duvar örüldü ve şehrin geri kalan bölümünden tamamen izole edildi. Bu getto insan nüfusu açısından İtalya’nın en büyük gettosu haline geldi. Gettolar giderek İtalya’nın bütün kentlerinde inşa edilmeye başlandı. Çünkü kilisenin gücü baskısı ve artık kent idarelerinden daha üstün ve baskındı. Yahudiler hem gettolarda yaşamaya mecbur edildi, hem de yakalarına Yahudi olduklarını belirten sarı renkte rozetler takmaya başladılar. Yahudilerin iş hayatlarına tecavüzler atarken, onları kilise törenlerine gitmeye zorlayıp, din değiştirme baskısını gitgide artırarak hayatı yaşanmaz hale getirdiler.
Gettolar genellikle duvarlarla çevrilir ve getto kapıları geceleri ve Şabat günleri gibi özel dini günlerde kilitli tutulurdu. İsa’nın çarmıha gerilmesinde, Yahudilerin suçlu olduğuna inanılması böyle günlerde antisemitik saldırılar olasılığını arttırıyordu. Getto içinde Yahudiler özerktirler; kendi din, adalet, sosyal yardım, eğlence ve dinlence kurumları vardı. Yatay yayılmaya genellikle izin verilmediğinden, evler alışılmamış ölçede yüksek yapılır, bunun sonucunda aşırı kalabalık, yangın tehlikise ve salgın hastalıklar, sağlıksız koşullar ortaya çıkıyordu. 1789 Fransız ihtilaliyle ortadan kaldırılmaya başlanan gettolar, 19. Yüzyılda Batı Avrupada tamamen ortadan kaldırıldı. Bunların sonuncusu 1870’de Fransızların Roma’nın Fransızlar tarafından işgaliyle ortadan kalktı. Rusya’da İmparatorluğun batı yörelerinde Çerta Osediosti olarak bilinen kısıtlanmış yerleşim alanları 1917 Sovyet Devrimi’ne değin korundu.
1948’de İsrail’e yapılan büyük göçe kadar Yemen gibi bazı İslam ülkelerinde de gettolar vardı. 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin yeniden oluşturduğu gettolar, Yahudilerin yok edilmek üzere toplandığı kamplardı. Varşova Getto’su bunların en fazla bilinen örneği oldu.
Yakın zamanlarda getto terimi, kentte yalnızca bir azınlık grubunun yerleştiği bölgeler için kurulmaya başlandı. ABD’de göçmen gruplar ve Siyahlar, yasal önlemlerden çok ekonomik ve toplumsal baskılar sonucunda gettolarda yaşamaya zorlandı. Çağdaş yasalarla gettoları ortadan kaldırmak ve onların oluşmasını önlemek amaçlanmakta, ama ilk gettoların ortaya çıkmasına yol açan toplumsal önyargılar 1960’larda kabul edilen çeşitli medeni haklar yasalarının uygulanmasını engellemektedir.

Matbaacı Soncino Ailesi
Soncino’lar 15. ve 16. yüzyılda İbranice kitaplar basan ilk matbaacı ailesi olarak tanınırlardı. Adlarını kuzey İtalya’da Lombardi’deki Sonsino (Soncino adlı kasabadan) almışlardı. 1454 yılında Almanya’dan buraya gelip yerleşmişler ve soyadı olarak kasabanın adını almışlardı. Bir olasılıkla bu isim onlara muhtemelen kasaba belediyesi tarafından verilmiş olabilir. Bu matbaacı ailesi altı kuşak boyunca bu mesleği sürdürmüş olup, namları tüm İtalyan şehirlerine ve özellikle Selanik, İstanbul ve Kahire’ye kadar yayılmıştı.
Yaklaşık 130 İbranice kitap, buna yakın bir sayıda İtalyanca ve Latince kitap basıp yayınlamışlardı. En önemli İbranice yapıtları ise içinde 400 tane illüstrasyon resim bulunan Eski Ahit (Tevrat) kitabı idi.
15. yüzyılın sonuna kadar kurdukları matbaa ibranice kitap basan tek kuruluş olma özelliğini taşıyordu. 16. Yüzyılın başlangıcında ise tek rakipleri Venedikte matbaa şirketi kuran Hıristiyan Daniel Bomberg oldu. O da son derece yüksek kalitede İbranice kitaplar basmaya başladı. Onun da en önemli eseri Talmud kitabının komple basımıdır.
Matbaacılık 1454 yılında yaşayan ve matbaanın babası sayılan Jan Gütenberg’den çok daha önce Yahudiler tarafından başlatılmıştır. İlk önceleri sadece İbranice olan bu baskılar, Tora’nın, Talmud’un ve dini metinlerin basılması son derece çoğaldığından ve çok ucuz olduğundan, daha önceleri pahalı elyazmalası kitapları alamayan halk arasında bir devrim yarattı. İnsanların ulaşılmaz olarak gördükleri bu kutsal metinler herkesin evlerine girdi. Matbaanın Yahudiler tarafından icad edilmiş olması, İşaya peygamberin kehanetlerinin gerçek hayata geçirilmesi oldu.

“Kutsal dağımın hiçbir yerinde
Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.
Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa
Dünya da RAB’bin bilgisiyle dolacak”
İşaya 19:9

Norsa Ailesi
Norsa (veya Nurzi) ailesi 15. Yüzyılda Mantua’da yaşayan çok zengin ve güçlü bir Yahudi ailesiydi. Ailenin tüm fertleri ünlü din bilginleri ve çok varlıklı bankerlerden oluşuyordu. Mantua Dükalığında, Gonzaga hanedanı hüküm sürerken, Yahudi tüccarları ve bankerleri Mantua’ya gelip ticaret yapmaları için cesaretlendirmişti. Cemaat refah içinde yaşıyordu, özellikle müzik ve tiyatro konusunda sanat merkezi haline gelmişti.
16. yüzyıl başladığı zaman Rönesans karşıtı hareketler başlatılınca cemaat çok acı çekmeye başladı. Norsa ailesinn evi ve servetine dük tarafından el kondu. Evi yıkıldı ve o arazi üzerine Santa Maria kilisesi inşa edildi. Kilise, Fransız ordusuna karşı elde edilen Mantua kenti zaferinin anısına yapıldı.