Diaspora Yahudileri

Sara YANAROCAK1480 yılında yayımlanan bir bildiriye göre Almanya`nın Passau ve Bavaria kasabalarında Yahudiler`in kilise kutsallarına karşı yaptıkları oniki günah ve tecavüz resimlenerek suç bildirisi olarak her yere asılmıştı

Kavram
9 Ocak 2008 Çarşamba
Haçların Gölgesinde
Kiliseye yapılan tecavüz iftiraları
1480 yılında yayımlanan bir bildiriye göre Almanya’nın Passau ve Bavaria kasabalarında Yahudiler’in kilise kutsallarına karşı yaptıkları oniki günah ve tecavüz resimlemek suç bildirisi olarak her yere asılmıştı.
Dilden dile dolaşan bir anlatıya göre, Hıristiyan birtakım hırsızları parayla satın alan Yahudiler’in, kilisede hazırlanan kutsal ekmek lokmalarının çaldırıp 1 gulden karşılığında satın aldıklarını iddia ediyorlardı. İddialara göre Yahudiler bu ekmek lokmalarını sinagoglara götürüp orada üzerlerini kanla boyuyorlardı. Bu ekmeklerden bazıları ise Yahudiler tarafından Prag ve Salzburg cemaatlerine gönderiliyor, Yahudiler bu ekmekleri fırınlarda yakıyorlardı. Bu yakma işlemi sırasında fırından melekler ve güvercinler dışarıya doğru uçarak çıkarken, ekmeklerin üzerinde bazı çocuk yüzleri beliriyordu. Bu hurafeler doğrultusunda suçlanan Yahudiler’den ikisi hemen tutuklandılar ve işkence gördükten sonra kafaları uçuruldu. Geri kalan Yahudiler’in hepsi asılarak idam edildi. Sinagoga ise el konuldu ve kilise haline getirildi.
Bu tecavüz öyküleri dilden dile daha da hayal gücü katılarak anlatılageldiğinden, sonuç olarak aynen kan iftiraları gibi, bu da Yahudiler’in hayatını gitgide daha da cehennemi bir hale getirdiler. Artık Yahudiler ek olarak gerçek birer Hıristiyan düşmanı olarak da  fişlendiler.
1215 yılında toplanan 4. Luteryen Konsili, resmi olarak Yahudiler’i Hıristiyan düşmanı olarak ilan etti. Yahudiler’in kiliseden çaldıkları bu kutsal ekmeklerin, İsa’nın bedeni yerine kullanıldığı, ekmekler aracılığı ile İsa’nın bedenine tecavüz ettikleri iddia ediliyordu. Birçok yerde bu iddialar vahim sonuçlara ulaşıyor ve Yahudiler tutuklanarak idam ediliyorlardı. İşte Passau’da geçen olay da bunlardan sadece bir tanesiydi.

Utanç Alameti
Yahudiler, İslam ülkelerinde onların kimliklerini belli eden kıyafetler giymek zorundaydılar. Bu kural giderek İslam olmayan ülkelerde de yayılmaya başladı. Sarı renk genellikle Yahudilerin rengi olurken, Hıristiyanlar mavi rengi kullanıyorlardı. Aynı kural ortaçağda da tüm Avrupa’da Yahudiler için uygulanıyordu. 1215 yılında 4. Luteryen Konsilinde bu konu da kesin olarak ele alınmıştı.
Burada en ön planda kanunu haklı gösteren sebep, bu kıyafet ayrımcılığı ile Hıristiyanların Yahudiler’i hemen ayrımsayabilmeleri, böylece onlarla cinsel ilişkiye girme tehlikesinden kurtulmalarıydı. Konsil özellikle bir kıyafet saptaması yapmamıştı. Bu ülkelere ve şehirlere göre farklılık gösteriyordu. Örneğin 13. ve 14. yüzyıllarda Alman Yahudileri’nin sarı ve sivri uçlu şapkalar giymeleri emredilmişti. Bunların adı “Yahudi şapkası” idi. 15. yüzyılda yakaların üzerine yama şeklinde dikilen sarı kumaş parçaları kanun gereği taşınmak zorundaydı. İngiliz kanunlarına göre giysinin üzerindeki sarı kumaştan yama, Musa peygamberin 10 Emir tabletlerinin figürü halindeydi. Bu yama göğüslerinin sol tarafında dikili halde duruyordu. Fransa’da göğsün tam ortasına takılan sarı bir tahta daire kolyesi vardı. Bu zaman zaman sırta da takılan bir utanç tabelası niteliğini de taşırdı. Bu işaretlerden bazı bölgelerde sadece sarı renkli iken, bazı bölgelerde yarı kırmızı, yarı beyaz renklerde oluşuyordu.
Fransa’da halktan alınan vergiler de bu tabela tipi işaretlere göre fiyatlandırılırdı. Yahudiler üstelik bu tabelaları almak için para da öderlerdi.
İspanya’da, Yahudi işareti kırmızı renkteydi. İtalya’da da sarı renk kullanırken, sadece Venedik’te kırmızı vardı. Vatikan’ın yetkin olduğu bölgelerde ise Yahudi erkekler sarı şapka, Yahudi kadınlar ise sarı mendiller taşırlardı.
Bu “utanç işaretleri” o dönemlerden 18. yüzyılın başlarına kadar Yahudiler’e dayatıldı. 18. yüzyılda başlayan Emansipasyon dönemi ile birlikte bu utanca son verildi. Bu dönemden Fransız İhtilâl’i dönemiyle çakıştığından ve insanların eşitliğinden söz edildiğinden Yahudiler de bir ölçüde rahat etmişlerdi.
“Yahudi utancı” işareti Alman Nazi yönetimi sırasında yeniden” hortladı. David’in kalkanını sembolize eden 6 köşeli David yıldızı sarı renkli kumaşlar halinde Yahudiler’in giysilerine diktirildi. Böylece tarih yeniden kendini tekrar etmeye başladı.

Sürgünler
12. yüzyıldan, 15. yüzyıla kadar, batı Avrupa’da yaşayan Yahudiler sürekli olarak bir ülkeden diğerine sürüldüler. Bunun nedeni zaman zaman dinsel olsa da, genellikle Yahudiler’in servetine el koyarak, onların borçlarının ödememek zorunda kalmak temel amaçtı.
Başlarda yer yer küçük kentlerde başlayan bu olaylar zamanla ivme kazanmaya başladı. Hıristiyan tüccarlar ve zanaatkarlar Yahudiler’in ekonomik hayattaki başarılarını kıskanarak, onların aleyhinde iftiralar üretmeye başladılar. Yahudiler tehlikenin yaklaştığını fark ettiklerinde zaten kendiliklerinden de oraları terk etmeye başlıyorladı.
İlk resmi sürgün 1182 yılında Fransa’da kral Philip Augustus döneminde gerçekleşti. Bu sürgün tam olarak kabul edilmedi; çünkü baronlar ve toprak ağaları bu sürgünlere karşı olduklarından, 16 yıl sonra kanun feshedildi. Yahudiler’in geri dönmelerine izin verildi.
İngiltere Yahudileri 1290 yılında sınır dışı edildiler. 1272 yılında Dürüst Edward’ın iddiaları doğrultusunda töhmet altına giren Yahudiler, krallık sınırlar içinde neredeyse hiçbir yerde huzur bulamamaya başlamışlardı.
Bu arada hem ekonomik olarak malvarlıklarına el konurken, hem de kilise tecavüzleri ve kan iftiralarıyla sürekli olarak rahatsız ediliyorlardı.
1255’te Lincoln’lu Hugh olayı ile birlikte Newcastle, Leicester, Derby ve Winsdor’daki Yahudiler büyük felaketlere uğradılar. Yahudi bölgelerine ve evlerine saldırılar giderek arttı.
1290 yılında bunun altından kalkamayan ve halkına laf geçiremeyen Kral, Yahudileri ülkeden sürgün etmeye karar verdi. 5000 kadar Yahudi İngiltere’den atıldı. Mallarına el konuldu. Fransa ve Almanya göçmenleri kabul etti. Ondan sonraki 400 yıl boyunca İngiltere’de hiçbir Yahudi yaşamadı. Bu Oliver Cromwell’in idari döneminde kadar öylece sürdü.
14. yüzyılda Fransa’da yeni sürgün kararları boy vermeye başladı. Kral Philip Yahudiler’in haklarını ve paralarını gasp etmeye başladı. Sürgün kararı 9 yıl sonra, kral 9. Louis tarafından geri çekildi. Yahudiler geri dönemeye başladılar. Diğer bir sürgün kararı 1322’de ve 1359’da yenilendi. 1394’te ise bir kez daha tüm Yahudiler Fransa’dan ihraç edildiler. Bu kovulan Yahudiler Fransız kralı 6. Charles tarafından İtalya’ya, İspanya’ya ve Provence bölgesinde krallıklara gönderildiler. En önemli sürgünler ve katliamlar ortaçağda Almanya’da vuku buldu. Bu ülke çapında genel bir sürgündü. Kutsal Roma İmparatorluğu idaresi bunun önüne geçemedi. Halkıyla çok uğraştığı halde, antisemitizmle başa çıkamadı, kiliseleri ve psikoposları karşısına aldıkları halde, elinden hiçbir şey gelmeyince sürgün kararını aldı. Burada görülen genel panoramada Yahudiler’in hiçbir ülkede teorik olarak kabul görmedikleri, idareler tarafından kabul görseler bile halklar tarafından dışlandıkları gözlemleniyor. Önceleri şiddetle sadece Almanya’da görülen bu hareketlerin, giderek İngiltere, Fransa ve son olarak İspanya ile Portekiz’e yayıldığı görülmektedir. En vurucu ve en önemli sürgün ortaçağda 1492 yılında İspanya’da gerçekleşti. Ardından 1497 yılında Portekiz Kralı II. Manoel, Yahudiler’in ülkeden sürülmelerini emretti. Fikir değiştirenlerin ise, dinlerini değiştirmelerine izin verdi. Bu kişilerin kurduğu cemaatlere, “marranos” adı verilir. Bunların birçoğu daha sonra engizisyon baskılarına dayanamayarak yeniden Yahudiliğe dönmüşler ve başka ülkelerine Sefarad cemaatlerine katılmışlardır.