Yaz Öyküleri: Özel Güçler

Sara YANAROCAKBu hafta M.S. 2. - 7. yüzyıllar arasında Babil coğrafyasında yaşayan Yahudilerin siyasi ve dini yaşamlarını incelemeye başlıyoruz. Aşağı yukarı 1000 yıllık bir dönemi kapsayan bu süre Yahudi Diasporasının nirengi noktalarından birini teşkil eder.

Kavram
9 Ocak 2008 Çarşamba

Reneta Sibel YOLAK

250 yıl önce Rusya’da soğuk karanlık bir geceydi. Rabbi  Yehoshua Hershel Tora çalışması yaparken kapı vuruldu. Saat sabahın üçüydü. Rebbe hiç uyumamıştı. Bu saatte kim gelebilirdi?
Gerekten acil bir durum olmasa bu saatte kim kapısını çalardı. Bu alışılmadık bir durumdu. İçeriye görünüşü hırpani, elbiseleri pasaklı, günlerce uyumamış görünen bir adam girdi. Huzursuz çılgın bakışları vardı.
“Rebbe” dedi. Gözleri yorgunluktan ve ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. “Karım üç gündür acı çekiyor. Fakat bebek gelmiyor.Doktorlar diyorlar ki; ameliyat gerekliymiş. Ama hepsi çok endişeli. Lütfen bir şeyler yapın. Bana ne yapacağımı söyleyin” dedi.
Rebbe başını ellerine doğru eğdi. Derin bir meditasyon hali ve dua okuyordu gibiydi.
Bu şekilde birkaç saniye kaldı. Bu arada fakir adam ne yapacağını bilemedi. “gitmeli miydi, bir şey söylemeli miydi?” Rebbe en sonunda kafasını kaldırıp sakince “evine gidebilirsin, bir oğlun oldu” edi. “Karın bir oğlan çocuğu doğurdu. “Mazal tov”
Fakir adam kulaklarına inanamadı. Neden Rebbe bu kadar ciddiydi? Rebbe’nin elini elinin içine aldı ve “çok teşekkür ederim” diye 10 kere tekrarladıktan sonra düşecek gibi geri dönerek  arkasına baktı. Olabildiğince hızlı evine koştu.
Kapıya varır varmaz bebeğin cılız bağırtılarını duydu. Karısı orada duruyordu. Yorgun ama canlı ve hatta gülümsüyordu. Adam mutluluk gözyaşlarına boğuldu. Bu bir mucizeydi.
Daha sonraki gün gecenin  o saatinde rahatsız ettiği için ve tekrar teşekkür etmek için Rebbe’ye gitti. Fakat Rebbe’nin  öğrencileri içeri girmeden önce onu durdurarak, Rebbeye ne olduğunu sormasını istediler. Rebbe başı ellerinin arasında, o meditasyon ve trans halinde ne yapıyordu? Bunu çok merak ediyorlardı.
Odaya giren fakir adam en başta hiçbir şey söylemedi. Tam odayı terk edecekken “oğlunun mucizevi doğumu için bir açıklama istedi.  Rebbe büyük bir ciddilikle açıkladı: “oğlunun çok gururlu bir ruhu var. Cennetin saf ve temiz ruhaniyetini bırakarak dertler, sıkıntılar ve yanlışlarla dolu olan bu dünyaya gelmek istemedi.
“ben onun ruhuyla konuştum. Ona bu dünyaya geldiğinde özel güçler verileceğine söz verdim ki, bu güçler sayesinde Tanrı’ya en üst düzeyde hizmet edebilecek olsun” sadece bu şekilde çocuğun ruhu dünyaya gelmek istemişti.
Rebbe’nin öğrencileri bu açıklamayı duyunca bebeğe büyük ilgi gösterdiler. Kimbilir ne kadar muhteşem biri olacaktı? Bu çocuğun gelişimini takip etmeye başladılar. Çocuk doğduktan 1 yıl sonra annesi öldü. 7 yıl sonra ise babası bu dünyadan  ayrıldı. Çocuk yapayalnız kalmıştı. Bir akrabadan öbür akrabaya taşınırken, Rebbe’nin öğrencileri yapabilecekleri yardımı yaptılar. Zaten Çar Nikolas’ın şiddet dolu yönetimi ve fakirlik dolu döneminde yapılacak fazla bir şey de yoktu. Çar Nikolasın zamanı (lanetli hatıra) olarak bilinir.
Çocuk sadece 10 yaşındayken başka bir çocukla birlikte askere alındı ki, çarın emriyle Yahudi çocukları Hristiyan olarak yetiştirilmek üzere askere alınırlardı. Bu karara uyulması zorunluydu. Bundan sonra Rebbe’nin öğrencileri ile çocuğun tek bağlantısı mektuplarla olmuştu. Müritler ona haftada  bir yazıyorlar, çocuk da ne zaman cevaplayabilirse cevaplıyordu.
Çocuk yazdığı mektuplarda onu nasıl azarlayıp cezalandırdıklarını, domuz eti yemeye zorladıklarını ve Şabat günü kutlamasını engellediklerini fakat o kendi kararı olarak İsrail’in Tanrısından hiçbir zaman ayrılmayacağını yazıyordu.
Bir gün mektuplar durdu. 6 ay sonra, çocuğun arkadaşından din değiştirmeye zorlandığında direndiğini ve öldürüldüğü haberini aldılar.
*Eski zamanlarda özellikle çarlık dönemlerinde Museviler çok çekmişler, ve bir sürü kişi de dinlerini değiştirmeye zorlanarak öldürülmüşlerdi.
*Din bir vicdan meselesidir. Herkes kendi inancını taşır ve yaşar. Başka bir dini zorla kabul ettirmek ne ahlaka, ne insanlığa sığar.
*Büyük dini alimler ve bilginler bir çok olayı hissederler.