Amos Oz: "Mizah anlayişina sahip bir bağnaza hiç rastlamadim"

Nelly BAROKASAmos Oz geçtiğimiz yıl, "edebiyattaki mükemmelliği" nedeniyle Avrupa`nın en prestijli edebiyat ödülü sayılan Frankfurt Goethe Ödülü`ne layık görüldü. Ünlü yazar, İsrail`de siyasi ve toplumsal konularda sık sık görüşleri alınan kişilerden biridir. Kendisi ile bir televizyon kanalında gerçekleşt

Kültür
9 Ocak 2008 Çarşamba
Bir kitabının tanıtımı için birkaç yıl önce ülkemize gelen ve gazetemize de bir söyleşi veren Amos Oz’un kitapları; "Aynı yalnız denizde", "Bir kadını tanımak", "Michael ile Hannah", "Firma" adı altında Türkçe’ye çevrildi.
İsrail Televizyonu birinci kanalının kendisi ile gerçekleştirdiği söyleşide Amos Oz, ekonomik güçlüklerin, toplumsal ve ruhsal bunalımların yaşandığı yerlerde yeşeren fanatizme çözüm bulunması gerektiğini belirtirken, şiddet olaylarına  İslam’ın değil, umutsuzluğun neden olduğunu ileri sürdü..

Bağnazlık konusundaki görüşleriniz nelerdir?

"Bazı filozoflar medeniyetler çatışmasından söz ediyor. Bush’un Haçlı Seferleri bu konuda çözüm getirmekten oldukça uzak. Bence bağnazlık- sadece İslami bağnazlıktan söz etmiyorum- 21.yy’ın en büyük düşmanı. İslam’da bağnazlık olduğu gibi, Yahudilerde ve İsrail’de de kökten dincilik var. Radikal solda bağnazlar olduğu gibi, barış yönünde çalıştıklarını ileri süren Bushvari bağnazlara da rastlıyoruz.
Şimdi söyleyeceğim sizi şaşırtabilir ama bana sorarsanız bağnazlığa karşı en etkin tedbir mizah anlayışıdır. Çünkü ben mizah anlayışına sahip hiçbir bağnaza bugüne dek rastlamadım. Mizah anlayışını kapsüllere yerleştirip kökten dincilere içirmeyi başaracak kişiyi takdirle karşılarım.
Ötekini kendi iyiliği için değiştirme yönünde bir söylem, kendi başına bağnaz bir söylemdir. Bağnazın esas hedefi seni, senin iyiliğin için değiştirmek istemesidir. Bağnaz seni çok sever, o senin ruhunu arındırmayı hedefler, hatta Yahudilerin iyiliği için ülkelerini Alaska’ya taşımayı önerir. Bağnaz, İsrail’in Alaska veya Avusturya’ya taşınmasını önerirken kendi çıkarını düşünmez."

İran’ın nükleer gücü, Londra, Madrid, New York’daki patlamalar, İsrail’deki terör… Bunlar sizce gerçek tehditler değil mi?

"Bağnazlığın hangi ortamlarda yeşerdiğini göz önünde bulundurmak gerekir. Genellikle ekonomik güçlüklerin, toplumsal ve ruhsal bunalımların yaşandığı yerlerde yeşerir. Geride kaldığı, hiçbir umudunun bulunmadığı, kutlamada yer alamayacağı hisleri bağnazlık için gerekli ortamı oluşturur. Bir yandan ekonomik çaresizlik içinde bulunan, diğer yandan da kültürel açıdan köşeye sıkıştırılmış toplumlardan söz ediyorum. Bu öteye itilmişliğe ve soyutlanmışlığa, yani bağnazlığı yaratan  ortama bir çözüm bulunması gerekiyor."

Fransa’da ortaya çıkan ayaklanmalar üzerine, bir filozof "Onlar zavallı değil, İslamcıdırlar" şeklinde bir tanımlamada bulundu. Bu tanıma katılıyor musunuz?
"Bu filozofun hangi kanatta yer aldığını bilmiyorum. Ancak bağnaz düşünmeye eğilimli olduğunu hissedebiliyorum. Eskiden sol kesimde bir düşünür olması, hiçbir şeyi değiştirmez. Şiddetin ortaya çıktığı bu olaylara neden İslam değil, umutsuzluktur.
Yahudilerde olsun, Hıristiyanlarda olsun, şiddeti yöntem olarak benimseyen pek çok bağnazlık örneğine tanık olduk. ABD’de suni döllenme ve kürtaj yapılan dispanserleri havaya uçuranlarla, Bin Ladin arasında bir fark görmüyorum. Eylem aynı derecede fanatiktir, sadece boyutları farklı. Hedef, ‘Benim gibi olmayanı komşuları ile birlikte yok etmeliyim’dir."

İsrail siyasetinde belirgin bir yozlaşma var. Bu durum demokrasiyi kösteklemiyor mu?

"Ben yeni bir genç kuşağın 5ᆞ yıl içinde İsrail siyasetine atılmasının zorunlu olduğuna inanıyorum. Büyükanne ve büyükbabaları kuruluş yıllarında kendilerini bataklıkları kurutmaya nasıl adadılarsa, genç nesil de siyaset alanındaki pislikleri temizlemeyi hedeflemeli. Günümüz gençlerinin büyükbabaları güvenlik gerekçeleri ile gönüllü olmuşlar, babaları ise high-tech’in gelişmesi için çaba harcamışlardır. Gençlerin de siyasete atılarak bu alanda gönüllü olmaları gerekir. Yolsuzlukların sadece kelepçelerle önüne geçilmesi mümkün değildir. İdealist kişilere ihtiyaç var."

İsrail politikasında toplumsal sorunların gündeme getirilmesinden söz ediliyor. Bu açıdan bir seçim yapmanız gerekirse, oyunuzu hangi partiye kullanırdınız?

"Hiç tereddütsüz, oyumu çok inandırıcı bulduğum Meretz’e verirdim. Genç yaşta İsrail’e göç eden, Sderot’tan İşçi Partisi liderliğine yükselen ve başbakanlığa aday olan Amir Peretz’i tabii ki takdir ediyorum. Ama Peretz, İşçi Konfederasyonu gibi bir kuruluştan gelmekte, bu nedenle yoksulların haklarını korumakta başarılı olacağı konusunda şüphelerim var.
İsrail siyasetindeki yozlaşmaya ilişkin bir eklemede bulunmak istiyorum. Ülke siyasetinde bir partiden diğerine tekil geçişleri bir yana bırakırsak, tüm altyapının bir yönden diğer bir yöne, daha ılımlı bir istikamete doğru hareket ettiğini görüyoruz. Eğer İşçi Partisi’ne mensup Eski Başbakan Golda Meir bugün, ‘Filistin halkı yoktur’ gibi görüş ve söylemleri ile ortaya çıksaydı, onu kenarda köşede kalmış aşırı sağ bir parti dışında hiçbir parti bünyesine almazdı. Günümüzde Likud ve Kadima partilerinin liderleri ‘iki halk için iki ülke’, ‘bağımsız Filistin Devleti’, ‘Filistin halkının haklarının tanınması’ gibi düşüncelerini Golda Meir döneminde ortaya atsalardı, aşırı solda yer almış olurlardı.
Yerel seçim sonuçlarına rağmen, aynı yönde bir değişimin Filistinlilerde de mevcut olduğunu düşünüyorum. Filistinlilerin yan yana iki ülkenin varlığından haz duymadıkları gibi, İsrail’e komşu bir Filistin devletinin eninde sonunda kurulacağının bilincinde olan İsrailliler de bundan mutlu olmayabilirler. Şimdi her iki halk arasında karşılıklı anlayışı sağlayacak liderlere iş düşüyor."