Bahaus kenti

Engin MAÇORO1933 yılında Hitler tarafından kapatılan Bauhaus Tasarım Okulu ve totaliter rejim kurbanı ‘Bauhaus Mimarlığı` , ironik bir biçimde, 20. yüzyılın ilk yarısında kurulan Tel-Aviv ‘in mimari kimliğinin özünü oluşturuyor

Perspektif
9 Ocak 2008 Çarşamba
Farklı disiplinlerden insanlara Tel- Aviv’i sorduğunuzda, size O’nun hakkında birbirinden farklı şeyler söyleyeceklerdir. Örneğin, bir sosyolog Tel-Aviv ile ilgili olarak, toplu göçlerden, İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinden, uzun süren devlet baskılarının halkların özgürlük isteklerini tetiklediğinden ve bu tipte kentlerin oluşmasında etken olduğundan bahsedebilir. Tel-Aviv’i bir mimara sorarsanız, size O’nun ile ilgili şu iki kelimeyi edeceğinden eminim: Bauhaus Kenti…
Tel-Aviv ve Bahaus arasındaki bağlantı aslında çok güçlü; ancak basit değil. Konunun derinliğini daha iyi kavrayabilmek için ilk olarak Bauhaus’tan ve Bauhaus ekolünün dünya üzerindeki etkilerinden bahsetmek gerekir. Bauhaus 1919 ‘da Weimar-Almanya’da, Walter Gropius tarafından kurulmuş tasarım, mimarlık ve zanaat okuluydu - ilk modern mimarlık okulu sayılmaktadır. Bauhaus’ta 7 tane atölye (taş, ahşap, seramik, metal, cam, renk, tekstil) mevcuttu. Bu atölyelerin başında dönemin önde gelen mimarları, heykeltıraşları ve ressamları (Bauhaus ekolünde "usta" olarak tanımlanmaktalar) bulunmaktaydı. Okula her giren öğrenci 6 ay sonunda çırak unvanını alır, çırakların bir kısmı okula devam etmeyi hak edip 3 yıl sonra kalfa olarak mezun olurdu. Kalfaların usta kademesine ulaşmalarının süresi ise belirsizdi. Okul asıl olarak temel tasarım eğitimi vermekteydi, Gropius ve ustaların çoğunluğu mimar kökenli de olsa (her ne kadar o yıllarda bir mimar, tasarımın her alanında boy gösterse de…) okul mimarlık adına fazla ürün vermemiştir.  Ancak 1927 ‘de Hannes Meyer’in (Meier)  ustalar kadrosuna katılmasıyla, mimarlık aktif olarak Bauhaus’un içine girmiştir. Meyer 1928 ‘de Gropius’un istifasının ardından okulun başına geçmiştir. Bauhaus’ta ikinci dönem başlamıştır. Mimar Hannes Meyer sosyalist görüşlü bir Yahudidir ve o dönemlerde sosyalist mimarlık teorileri üretmektedir
Modernitenin, modern düşüncenin totaliter rejime karşı durduğunu ve onun için bir tehlike olduğunu da hesaba katarak Hitler’in, Albert Speer’in yardımıyla canlandırmaya çalıştığı totaliter mimarlıkla, hatta rejim ile ters düşen Bauhaus,  1933’te Nazi hükümeti tarafından kapatılmıştır. O dönem okulun başında, modern mimarlık tarihinin en önemli isimlerinden Mies van der Rohe bulunmaktadır. Büyük Usta okulun kapatılmasının ardından çoğu Bauhaus mimarının yaptığı gibi A.B.D.’ye yerleşir. Hannes Meyer çoktan Rusya’dadır; geriye kalan kalfa mimarların Yahudi olanları ise İsrail’e göç eder. Elbette daha ortada İsrail devleti yoktur, ancak çeşitli bölgelerde yerleşkeler bulunmaktadır. Aslında Avrupa’dan İsrail’e göçlerin bir kısmının okul kapanmadan önce de gerçekleştiğini söyleyebiliriz.
Bauhaus, mimaride enternasyonal stilin (uluslararası akım) başlamasında, geniş anlamda modernizmin Dünya’ya yayılmasında büyük rol oynamıştır. Bauhaus modern mimarinin şekillenmesinde başrol üstlenmiştir. Dönemin modern mimarisi, "Biçim, işlevi izler" sloganına dayanır.  Bauhaus mimarlığında (Bunu okulun direkt olarak ürettiği mimarlık değil de, dolaylı yoldan ürettiği, yarattığı yeni düşünce tarzı ve bu akıma bağlı mimari stil olarak kabul edelim) ve dolaylısıyla dönemin modern mimarisinde biçim ikincil plandadır, işlev önceliklidir.  Dönemin modern mimarisini (daha sonra modernizm adı altında toplanan): Betonarmeyi-yani kolon kiriş taşıyıcı sistem prensibini- bütün mimarlık ürünlerinde kullanmayı ilke edinmiş, her biçimin işlev ile gerekçelendirildiği, bezemelerden uzak bir stil olarak tanımlayabiliriz. Buna ek olarak, bu dönemde, cephelerde beyaz renklerin kullanıldığını, büyük cam yüzeylerin, bant pencerelerin, camla köşe oluşturmanın tercih edildiğini, serbest mekânların sıkça tasarımda yer aldığını vurgulamak durumundayım. Nitekim Bauhaus’un 1925’te taşındığı Dessau’daki yapısında bu özelliklerin neredeyse tümünü gözlemlemekteyiz. Az önce saydığım özelliklerin büyük bir kısmının Tel-Aviv’i oluşturan mimari dokunun temelini teşkil ettiğine daha sonra değineceğim.                            
Kafa karıştırıcı biçimde farklı dönemlerde değişikliğe uğramış, farklı isimler almış hatta farklı ülkelerde değişik isimlerle anılan bu mimari akım (enternasyonal stil, modernizm hatta bir dönem Bauhaus mimarlığı vb.) farklı birçok akımı da içinde barındırmaktadır. Bu yazının temasına uygun olarak, yazının devamında dönemin modern mimarisinden Enternasyonal Stil olarak söz edeceğim.
Bu noktada Tel-Aviv’in neden mimarlar tarafından Bahaus Kenti olarak tanımlandığını daha iyi anlayabiliriz. Tel-Aviv dünya üzerinde, enternasyonal stil’de yapılmış binaların en fazla ve yoğun olduğu kenttir. Kaynaklara göre sayı 1500’ün üzerindedir. Ayrınca kentin bir diğer adının Beyaz Şehir olduğuna kaynaklarda rastlıyoruz. Tel-Aviv’in bu isimle anılmasında, yazının daha önceki kısımlarında anlatılan mimari stilin bu kentte var olmasının etkisi vardır. Kenti ziyaret edenleri aslında hep yanıltan; yöreye özgü, iklimle şekillendiği zannedilen, sade, beyaz mimari… Hâlbuki kökleri bambaşka... Buradaki enternasyonal stilde yapılmış yapıların çoğu aslında doğrudan Bauhaus mimarlığı olarak tabir edebileceğimiz akımın yöresel bir uyarlaması; bu sebeple de Tel-Aviv mimarlık tarihçileri için bir hazine.  Yine yazımın daha önceki paragraflarında da değindiğim gibi, bu mimari dokunun oluşmasında 1930’larda Avrupa’dan İsrail’e olan göç dalgasının, hatta doğrudan, Almanya’dan kaçan 17 Bauhaus kalfasının etkisi göz ardı edilemez.                                                          
Bauhaus mimarlığının yöresel uyarlamalarına örnek vermek gerekirse: Tel-Aviv’de 20. yüzyılın başında yapılmış konutlara dikkat edersek, pencere boyutlarının Avrupa’daki enternasyonal stilin aksine, daha dar ve uzun olduğunu görebiliriz. Bu tamamen iklimsel gerekçelerle şekillenmiştir. Buna ek olarak, İsrail’in özellikle kuruluş aşamasındaki ekonomik yapılanmasını göze alırsak, sosyal konutların, hatta kibutzların, kent ölçeği ve yaşam şekli anlamında ne kadar önemli bir yer tuttuğunu hatırlayacağız. Yazının daha önceki kısımlarında değindiğim gibi, Bauhaus’ta sosyalist bir takım görüşler, ekonomik teoriler bir şekilde mimariye yansıtılmıştır. Modern mimarlıkta, hatta modernizm çatısı altında, bu tip denemeler dahi yapılmıştır. (Hannes Meyer’in okula mimari katkısını ve etkisini göz önünde bulundurarak, ardından gelenleri etkilediği yönünde yorumlar yapılabilir). Aslında Tel-Aviv’de enternasyonal stilde yapılmış sosyal konutlar, kibutzlar, hastaneler ve çeşitli kamu kuruluşları, kısaca sosyal yapılar - bir uyarlamadan öte- Bauhaus’ta teorik olarak tartışılmış konuların doğrudan deneyselleri hatta deneyimselleridir. Bu noktada aslında her teorisyenin böyle bir hayali olduğunu ve geçmişte bu hayalin çok az yerde gerçekleşme şansı olduğunu vurgulamalıyım. Özellikle o dönem için müthiş bir mimarlık ortamı oluşmuş olsa gerek. Aslında Bauhaus Mimarlığı sadece bir stil olarak değil, bir işlevsel teori olarak da Tel-Aviv’de karşımıza çıkıyor.
Bu ve bu gibi açılardan bakınca, mimarlığın, insanların içinde yaşayacakları kabuklar tasarlamak kadar basit bir şey olmadığını hatırlamış oluyoruz. Yaşadığımız kentlerin de oluşmasının buna benzer basit bir tanımı olmadığını kabul etmeliyiz. Onları oluşturan, arkalarında yatan düşünceler ve ilişkilerdir. Bu ilişkiler bazen insanda küçük bir tebessüm yaratır, adeta bize göz kırpar. Hatta bazen bir mesaj verir gibidir. Almanya’da yaşamına son verildiği sanılan Bauhaus mimarlığı bize Tel-Aviv’den göz kırpıyor; eğer Tel-Aviv’e yolunuz düşerse onu bulun, o hâlâ orada...

Kaynakça:
1.- Lupton E.i, Miller  J.A.,   ABC of the Bauhaus and Design Theory
2.- Benedict Tachen, Bauhaus 1919–1933
3.-
http://architecture.about.com
4.- Fotoğraflar için: http://www.schlijper.nl/portfolio/thewhitecity