Felsefi ve mimari yönüyle: Moshe Safdie

Kültür
9 Ocak 2008 Çarşamba
Mim. Rubi ASA Mim. Hayim BERAHA   Geçtiğimiz haftalarda kentimiz Uluslararası Mimarlık Kongresi'ne ev sahipliği yaptı. Mimarlığın 'star'ları olarak söz edilen bu değerli kişiler arasında, yaşamını kısmen Boston?da, kısmen Kudüs'te sürdüren sayısız eserlerinin arasında eski, ve yeni Yad Vaşem Müzesi'nin de bulunduğu Mimar Moshe Safdie ile söyleştik.   1960'larda yaptığınız Habitat projesi ile tanımladığınız yaşam biçiminin nasıl değiştiğini düşünüyorsunuz?   Herşeyden önce dünya gün geçtikçe daha karmaşık bir hal alıyor. Örneğin, ྅'te Çin'e gittim. Ne bir kule, ne yüksek bir bina, sadece bir kaç araba vardı. Geçen yıl oraları tekrar ziyaret etme şansı yakaladığımda gözlerime inanamadım. Araba kuyrukları, ekspres yollar, tam bir izdiham. Kentleşmenin baskısı, devasa bir boyut ve  ulaşım tamamıyla bunaltıcı ve eziciydi. Bana göre ླྀ'lardaki Habitat konut yerleşim projesi oldukça iyimserdi. Çünkü devir iyimserdi, bizler dünyanın daha iyiye gittiğini sanıyorduk. Şimdi ise hesaplanamayan büyüme, önceden belirlenmemiş bir kentleşmenin içindeyiz. İstanbul gibi şehirler 12ᆣ milyona doğru gidiyor. "Kent: Otomobilden Sonra" adlı kitabımda otomobilin kent içindeki yerini sorguluyorum. Otomobilin olmadığı bir durum yaratmak gerçekçi olamaz ama farklı metodlar geliştirmek gerektiği kesin. Taşımanın arayüzünü tekrar tekrar  düşünmeliyiz. Bununla birlikte yüksek yapılardan oluşan kent merkezinin nasıl olması gerektiği konusu var. Ancak 100 yıldır yeni yeni yüksek yapılardan bir metropol  oluşturmaya başladık. Şimdiye dek kent merkezi 5ᆞ katlı binalardan oluşuyordu. Hala yüksek binalardan oluşan bir kent merkezi planlamayı bilmiyoruz. Şanghay örneğine bir bakın mesela. Esas olan otomobil ve yüksek yapılı kent merkezinin bütünleştirilebilmesidir. Esas sorumluluğumuz bu devasa ölçeğin insani bir çevre oluşturabilmesidir. Mimarlar eleştirel bakış açısı geliştirebilmeli, çünkü bunun yolları var; tasarımcı devasa ölçeği insan ölçeğine taşıyabilir ve daha anlaşılır kılabilir.   Sembolizm şimdilerde daha mı önemli oldu sizce?   Bu konu günümüzde daha önemli oldu. Sinagoglarımız var, kilise ve kamu binalarımız var. Sembolizm aslında bir sanat olarak hep bizimle oldu. Bu binalara şimdilerde daha fazla ilgimiz var. Esas soru sembolizme nasıl ulaştığımızdır. Sembolizme işaretlerden grafiklerden, elektronikten mi ulaşacağız? Bence yapının kullanıcısı ve çevresi ile girdiği ilişkiyi aidiyet kavramı  ile  özel kılabilirsiniz. Globalizm ile zıt olan bir kavramdır bence. Mekanın özünü  bulmaktır esas olan. Son yirmi senelik çalışmalarımda önemli olan bence budur. Belki Habitat?tan sonra Kudüs?e yerleşmem ve bana kattığı bir bakış açısıdır. Birçok gündem olabilir, İstanbul için yapacağın bir bina ile Çin?de yapacağın bina farklı olacaktır.   Globalizm ve mekanın özü kavramları nasıl biraraya geliyor? Mimari  ne  tür stratejiler oluşturabilir?   Doğru bir formül yoktur. Esas olan, mimarın güçlü bir etik çerçeve oluşturması ve değer yargılarının gösterdiği yolda ilerlemesinin öneminin anlaşılmasıdır. Örneğin, 2000 yıl önce Vitruvius işlev,  fayda ve araç  kavramlarının yol göstereceğine inanıyordu. Bu bence geometri veya felsefe ile ilgili değildir. Amaçla ilgili olarak düşünmelisiniz. Louis Kahn "binanın ne olmak istediği" nden bahseder. Mimari, fotoğraf  veya grafik değildir. Bir binanın kurguladığı lisan, yaşam ile nasıl bütünleştiği önemlidir. Neredeyse herşeyin yapılabildiği bu çağda, ne zaman, neyin uygun olduğunu, doğru olanın hangisi olduğunu bulmak çok önemlidir. Mimarlık, limitler ve mekan ile ilgilidir, tamamen özgür olmak ile değil.  Bence genç mimarlar tasarım yaparken zihinlerinin insanların yapıda nasıl  yaşayacaklarını düşünmeye harcamalıdırlar, yaratıcılığın yarısı budur.   Çevrilmiş, soyutlanmış yerleşim alanlarını anlatan "gated community" kavramı hakkında neler düşünüyorsunuz?   Tüm modern ülkelerdeki eşitsizliğin ifadesi. Burada zengin sınıf ile çok yoksul sınıflar arasındaki açıklık gittikçe fazlalaşıyor. Belki de bu tür yerleşimler gelir seviyelerindeki farkı daha görünür kılıyor. Bu konuda mimari için "plural", çoklu toplanma mekanlarını nasıl entegre edeceğimiz önemli. Gelirler arası eşitsizlik oldukça "gated community" olacaktır. Bunu mimarlar çözmeyecek, bu siyasi - politik bir süreçtir. Aşırı yoksulluk, uyuşturucular, suç oldukça insanlar kendilerini korumak zorunda olacaklar. İsrail?de yapılan duvar ile ilgili oldukça kritik düşünüyorum. Bence çok kötü bir durum ama bir savunma yapısı. Bu konu tek yönlü düşünülemez, yoksulluk ve korku  sebep oluyor tüm bunlara.   Diaspora Yahudilerinin mimaride, daha genel olarak da kültür dünyalarında taşıdıkları ortak figürler  hakkında neler düşünüyorsunuz?   Diaspora'da yaşayan Yahudiler genel olarak, dünya kültürünün bir parçasını oluşturmaktadırlar. Dünyayı dolaştım, İran Yahudileri ile, Çin Yahudileri ile temaslarım oldu. Yahudiler esasen bulundukları yerin bir parçası haline geliyorlar. Mimarlık olsun, müzik olsun ama bu bütünleşmenin en iyi örneği Polonya'da yaşayan Yahudilerin sarışın, Hindistan'da yaşayanlarınsa esmer olması. Bu olay sadece genetik entegrasyonu değil, aynı zamanda kültürel bütünleşmeyi de gösterir. Bugün birçok Yahudi mimar var. Bunları bir arada tutan ve birbirine bağlayan bir şey var mıdır? Emin değilim. Aslında tek ortak nokta bu kültürün geniş bir çeşitliliği kendi içinde barındırabilmiş olmasıdır.   Geçmişte Yahudilerin yaşadığı fakat terkedilmiş tarihi mirası... Bu alanlar ile ilgili neler yapılmalı? Ne tür stratejiler geliştirilebilir?   Çeşitli ülkelerde mirasını, örneğin Yahudilerin eskiden kullandığı sinagoglar ve mezarlıkları korumaya çalışan bir sürü Yahudi grubu vardır. Tabii ki Yahudilerin yok edildiği Avrupa?da ya da terkettikleri Türkiye?de bunu yapmak; toplumsal hafızamızı korumanın önemli bir parçasıdır. Bence bu çok önemli  bir iştir. Bu, çocuklarımız ve onların çocukları için de önemlidir. Eğer Anadolu?ya gidip ?burada Yahudiler yaşıyordu? diyebiliyorlarsa, bu cemiyetlerin ne olduğunu görebiliyorlarsa bu çok önemli. Çünkü tarihin kendisi önemlidir. Tarihi kaydetmenin en iyi yolu da nesnelerdir. Örneğin sinagoglar, mezarlıklar gibi. Tabii ki, 2000 yıllık bir sinagog artık arkeolojiktir. Koruma altında olmalıdır. Yapı, çevresiyle birlikte kentsel müzenin bir parçasıdır. Fakat bütün mesele onlara nasıl biraz akışkanlık  katılabileceğindedir.   Yad Vaşem'den bahsedebilir misiniz; bu misyonun sürdürülebilirliği için neler yaptınız?   Yad Vaşem benim için oldukça önemli bir meydan okumadır. Tartışılmaz bir sembolik özelliği var. Sonuçta insanların Holokost'u hatırlamaları için yapılmış bir merkez. Ben böyle binanın sıradan bir bina olamayacağını düşünüyordum, sıradan derken bir tepenin üstünde yerleşen, sadece odaları, galerileri, giriş ve çıkışları olan bir bina olmamalıydı. Dağın tepesini yaran, tepeyi uçtan uca delen bir yapı düşündüm. Bir ucundan dağın içine giriyor ve korkunç hikayeyi dinliyor diğer ucundan ise çıkıp İsrail ve Kudüs'e bakıyorsunuz.  Korkunç  kötülükler oldu ancak yinede biz galip geldik, hayat yine de galip geldi. Mimari ile bizim kazandığımızı ufuktaki İsrail?i göstererek söylemek istedim. Bu duyguyu yansıtmak istedim.  Bununla birlikte binada hiç bir detaya ratlamıyorsunuz. Herşey brüt beton. Ne cam, ne kapı doğramaları, ne de mermer hiçbirşey. Sadece yukarıdan gelen ışık dokuları var. Herşey madde olmaktan çıkıyor ve sizi gittikçe o anın içine alıyor. Ruhani dünya ile ayıran burada artık kipa değil  ışığın varlığı içinde olmak.   Yapıda dinsel  kavramlar ile kurduğunuz analojiyi açıklayabilir misiniz?   Benim için artık suka dinle ilgili bir konu değildir. Suka hasat ile ilgilidir, geçici strüktürler ile ilgilidir. Göçebelik ile ilgilidir. Bu gezgin hayat ile ilgilidir. Yahudilerin öyküsü de bu; ordan oraya durmadan taşınmak. Bu hepimiz için geçerli. İşin tabii dini yönü de var. Dinimiz, geleneğimiz ve tarihimizin gerçeğidir.   Peki İstanbul?u nasıl buldunuz?   İstanbul'u o kadar iyi tanımıyorum. Çok güzel bir kent tarih, su herşey... Çok büyük bir kent, çok trafik, müthiş bir metropol büyük problemleri ama yine de büyük ödülleri olan bir kent....   Moshe Safdie 1938'de Haifa'da doğdu. Ailesi ile taşındığı Kanada'da 1961'de McGill Üniversitesi'nde mimarlık eğitimini tamamladı. Philadelphia'da Louis Kahn ile birlikte bir süre çalıştıktann sonra 1967 Montreal'da Habitat projesini uyguladı. 1970'de Kudüs'te ofisini kurdu. Kudüs kentsel gelişim projesi ve tarihi Kudüs ile ilgili önemli restorasyon projeleri yaptı. Modiin yeni yerleşimi, Yad Vaşem Soykırım Müzesi, Rabin Merkezi ve yurtdışında da Senegal, İran, Singapur ve Kanada?da birçok projeye imza attı. 1978'de Boston'da ikinci ofisini kurdu. Harvard Mimarlık Fakültesi'nde profesör olarak eğitmenlik yaptığı  bu dönemde, İnsanlık Müzesi, Kanada Ulusal Müzesi,  Vancouver'da  kütüphane projelerini, Amerika'da ve İsrail'de aralarında Ben Gurion Havalimanı da olan  birçok kamu binasını tasarladı.