Bu mahallede yaşam olsa

Ankara Yahudilerini yakından tanımak, sorunlarını öğrenmek, Yahudi mahallesinin tarihini ve bugününü konuşmak için Ankara Yahudi Toplumu Başkanı Can Özgön’ün kapısını çaldık. 35 kişiye düşen nüfuslarını ve Ankara Yahudilerinin tarihi yaşatabilmek, sinagogu ayakta tutabilmek için üstlendikleri ağır sorumluluğu konuştuk.

Karel VALANSİ Toplum
13 Şubat 2019 Çarşamba

Ankara Yahudilerinin tıpkı şehrin kendisinin gibi üstlerine oturtulmuş bir ‘yeni’ algısı vardır. Ankara şehri Cumhuriyet ile bütünleştiğinden, Cumhuriyet ile kurulmuş gibi algılanır. Oysa Ankara ticaret güzergahı üzerinde kurulu çok eski bir şehir. Ankara Yahudilerin tarihi de Roma dönemine kadar uzanıyor. Romaniyotlar dediğimiz Yahudilere daha sonra Sefaradlar eklenmiş. Ankara hiçbir döneminde çok kalabalık bir Yahudi nüfusuna sahip olmamışsa da şehrin önemli bir parçası oldukları muhakkak.

 

Ankara ziyaretimde, şehrin Yahudilerinin yaşamlarını, sorunlarını, özlemlerini yakından anlayabilmek için Ankara Yahudi Toplumu Başkanı Can Özgön ile bir araya geldik.

Can Özgön Bursalı bir aileden geliyor. Babası zamanında Ankara’ya çalışmaya gelmiş. Tutununca eşini, daha sonra kendi babasını, kardeşini getirmiş. Can Özgön esas mesleğinin kimyagerlik olduğunu, ODTÜ’den mezun olduğunu belirtiyor ancak 41 yıl ticaretle uğraşmış. “Hayatım boyunca elektrikçi olan babamla çalıştım. 7-8 yaşımdan beri babamın yanında tezgâhtarlığa gittim. Alaylıyım yani. Şişhane, Bankalar Caddesi, Yanıkkapı’yı ezbere bilirim. 1990’da gıda işine girdim. Kültür mantarı, hindi, piliç üretip sattık. Bir avantajım vardı. Ankara’da açılan büyük otellerin aşçılarının hepsi yabancı olur. Ben de dil biliyordum, böylece beni tercih ettiler. Gıda işinin zorlukları vardı ve 2013’te kendimi emekli ettim.”

Can Özgön, Ankara Yahudi Toplumu için 1994 yılından beri bilfiil çalışıyor. 2004 yılından beri de başkan olarak görev yapıyor. Sıfatların bir önemi olmadığını söylüyor, önemli olan bu işe gönül verilmesi. Yardımcısı Musa Yolak ile birlikte sorunları tespit ediyorlar, çözüm yolları buluyorlar, “Çok faal bir yer değil ama sorumlulukları var” diyor.

 

Yahudi Mahallesi


Ankara Yahudi Toplumu

Önce Ankara’daki Yahudi nüfusunu konuşuyoruz, “Ankara cemaati son zamanlarda ne fazlalaştı, ne eksildi. Aşağı yukarı 35 kişi var diyebilirim. Tabi aralarında sinagoga gelen, toplum sorunlarıyla yakından ilgilenen var, ilgilenmeyen var. Bir sıkıntı çıktığında kendi aramızda çözmeye çalışıyoruz.”

35 kişi kalınca kişi başına düşen sorumluluk da artıyor haliyle. Maddi konularda destek bulmak zaruri hale geliyor, İstanbul’un [Türk Yahudi Toplumu] maddi konularda desteği var. Büyük bir şey olduğunda İstanbul’dan yardım talep ediyoruz. Bir şey istediğimde hiçbir zaman itiraz etmediler. Tabi ben de sıkmadan, detaylarını ortaya koyarak talep ettim.” 

Özgön maddi konularda Avrupa Birliği’nin projelerine başvurmaya sıcak bakmadığını sözlerine ekliyor, “Avrupa Birliği’nin proje desteği olabilirdi belki ama ben işi ticari düşünmem bu bir gönül işidir, vefa borcudur. Hem başvurmak zor, hem de onlara  mahkum olmak istemiyorum. Kontrolün bende olması lazım çünkü burası ticari bir işletme değil.”

En önemli sorunları kişi sayısı, “Toplamda 35 kişiyi buluyoruz ama minyan [bazı dualar için gereken 13 yaşını aşmış en az on Yahudi erkeğin gerekliliği] meselesi olduğunda sayı çok sıkıntı yaratıyor. İstanbul’dan haham getirterek yılda iki kere, Roş Aşana ve Kipur’da, sinagogu açmaya çalışıyoruz.”

Top topu 35 kişi. Ankara Yahudi Toplumu her zaman sayıca bu kadar az değildi. Özgön anlatıyor: “Yaşım gereği sinagogun olduğu mahallede yaşamadım, eski dönemini bilmiyorum. Ama hayatım sinagogda geçti. O dönem Mazeke Tora vardı. Avram Kohen kurmuştu gençler için. Orada İbranice okuma ve yazmayı öğrendim. Noktalı okumayı bilirim.”

1948’de İsrail’in kurulmasıyla büyük göç vermiş Ankara. “Öncesini bilemem ama Ankara’dan göç 1948’de arttı. Eşimin ikiz teyzeleri 17 yaşında tek başlarına gittiler Ankara’dan mesela.” 1960’larda ise 150 aile yaşarmış Ankara’da, yaklaşık 600 kişi. “Kızılay’daki esnafın hepsi Yahudi’ydi o dönem. Kızılay Caddesi vakti zamanın en popüler caddesiydi. Atatürk bulvarındaki bütün mağazaları Yahudiler işletirdi; Şen Triko’lar, Vog’lar, BKBB’ler… Bu mağazaları bilmeyen, alışveriş etmeyen yok gibiydi. Şimdi ise hiçbir şey yok. Cemaat de yok, dükkan da yok.”

1960’larda şehrin genişlemesiyle göç önce Yahudi mahallesinden şehrin öbür semtlerine doğru başlamış. Samanpazarı, Hamamönü’nden Sıhhiye’ye doğru kaymış. “Yahudiler farklı semtlerde oturmaya başlayınca Samanpazarı’nda kimse kalmadı. Yahudiler genelde ev satın almaz, kirada otururuz. Bence mahalledeki evlerin sahiplerinin çoğu zaten Yahudi değildi. Kiracıları olan Yahudiler taşınınca mahalle de bitti.”

Ankara Yahudileri daha sonraki göçü 1980 darbe öncesinde yaşamış. “O dönem daha çok İstanbul’a göç oldu” diye anlatıyor Özgön. Daha sonraki yıllarda da göç olmuş. Sebepleri ise eğitim, evlilik veya iş hayatının kalbinin İstanbul’da atması, Öğrencilik yıllarımda İstanbul ve İzmir’den Ankara’ya çok fazla Yahudi talebe gelirdi. İstanbul’daki özel üniversitelerin açılmasından sonra gelmez oldular. Ankara hep göç verdi, hiç almadı.” Şu an Ankara’da yaşayan en genç kişi kendi kızı, 21 yaşında üniversite öğrencisi.

Ankara Yahudi Toplumunun kalbi Yahudi mahallesinde bulunan sinagogda atıyor. Eski bir bina olması sorunları da yanında getiriyor. “200 yıllık bir sinagog. Birkaç sefer renovasyon geçirdi. Sonuncusu 1994 yılında yapıldı. En büyük problemimiz çatı. Özellikle tavanı korumak çok önemli. Sinagogun ilginç bir tavanı var; el işi işlemeler, pentürler... Tüm çatıyı değiştirmek büyük rakam tuttuğundan, her sene bir yerini onarıyoruz. Geçen sene tuvalet kanalı çöktü. Bütün kanalı değiştirdik. Her yer zaten yıkılmışken, tuvaletleri de yeniledik.”

Sinagogun bulunduğu sokak kaderine terk edilmiş durumda. Boş halde, kendi haline bırakılmış köşkler, kapısına zincir vurulmuş evler. Bir dönemin sohbetlerini, gülüşlerini, yaşanmışlıklarını hatırlatsa da, yıkıldı yıkılacak görüntüsüyle bir kültür bölgesi olabilecekken unutulmuş durumda.

Bu eski yapılar aynı zamanda tehlikeli de. Bu evlerden ikisi birkaç sene önce çökmüş ve sinagogun içinde yer alan midraşın duvarını yıkmıştı. Özgön duvarı yeniden yaptırabilmek için verdiği uğraşıyı anlatıyor, “Midraşın üstüne iki ev yıkıldı ve midraşın duvarını yıktı. Dört sene sırf o moloz kaldırılsın da duvarı yeniden yapabileyim diye uğraştım. Türk Yahudi Toplumu Onursal Başkanı Bensiyon Pinto’nun çabalarıyla, bir ekip geldi ve hem yıkılan evleri kaldırdı hem bizim duvarı yaptı, dört senenin sonunda.”

Mezarlıklar bir diğer sorunları. Birçok kez saldırıya uğramış, mezar taşları kırılmış. “Mezarlıklarla çok uğraşıyorum, gelip kırıp döküyorlar. Mezara saldıran ne yapıyor? Mermeri kırıyor. Bu hırsızlık değil. Mermer bir işine yaramaz artık, alamaz-satamaz. Birinden, ‘Pis Yahudi’ diye duymuştur, cahil, karşısına Yahudi mezarlığı çıkınca saldırıyor. Şimdi bir şansımız var, mezarlığın karşısında Altındağ Emniyet Müdürlüğü var artık.” Mezarlık konusu açılmışken, gömü için fazla yer kalmadığından mezarlığın artık çok kıymetli olduğunu sözlerine ekliyor. 

Ankara Yahudilerinin artık okulları yok. Eskiden sinagogun hemen yanından bulunan okul yıkılmış. “Şimdi orayı otopark diye kullanıyorlar ve çok tehlikeli. Mesela yılbaşında orada ateş yakmışlar bizim sinagogun duvarının dibinde, çatıya da değmiş. Orada bir yangın çıksa tüm mahalle yanardı.” Özgön, sinagog etrafında bir bekçi olmadığından güvenliği sağlamak için kameralar takıldığını sözlerine ekliyor.

Başta sinagog olmak üzere giderleri yüksek, peki gelir getirecek bir mülkleri var mı diye sordum. “Ankara cemaatinde mülk var ama getirisi yok. Sinagog, içindeki midraş ve yanındaki eski okul arsası. Gelir getirecek bir mülkümüz yok. Üstelik çok yüksek vergi ödüyoruz çünkü arsanın vergisi emlaka göre daha yüksek. Ama orada hiçbir şey yapamıyoruz, kimse kiralamaz.”

Sinagogu ve Yahudi mahallesini ziyaret edince bu güzel sokak nasıl bu hale geldi, neden yok olmaya mahkum edildi diye sormamak elde değil. “Altındağ Belediyesine bağlıyız. Hemen yanında Hamamönü, hemen şuracıkta Hacı Bayram var. Her tarafı yenilediler, renove ettiler. Bir tek bu mahalleyi kendi haline bıraktılar. Bence özellikle yapılmadı. Sit alanı çoğu, eski eserler. İki okul vardı burada. Bu mahallede yaşam olsa, bizim de bir çok sorunumuz çözülecek. Güvenlik için bir bekçisi olacak, sinagogu yaşatabilmek için bir gelir gelebilecek.”

Bu mahallede yaşam olsa…

Bu mahallede yaşam olsa, Ankara’nın eski ve sembolik mahallesi evleriyle, hamamıyla, çeşmesiyle bir kültür hazinesine dönüşecek, yıkılmaktan yok olmaktan kurtulacak.

Bu mahallede yaşam olsa, Ankara halkı bu mahallenin varlığını öğrenecek, bir arada huzurla yaşanabildiğini görecek.

Bu mahallede yaşam olsa, Ankara’da Yahudiler de yaşamış denebilecek.

Çağrım hem belediyeye, hem yetkililere, hem de Ankaralı olup dünyanın dört bir yanına dağılan ve şehirlerine karşı gönül bağı hissedenlere. Siz de bu kültürü yaşatmak için elinizi uzatın.