Altın Buzağı

Tufan ERBARIŞTIRAN Perspektif
31 Ekim 2018 Çarşamba

Yahudi tarihinde ‘Altın Buzağı’ olarak bilinen bir konu vardır. Tevrat’ta (Şemot: 32-19, 20, 23) yazıldığına göre, Tanrı’nın isteğiyle Sina Dağına çıkan Musa kırk gün boyunca orada kalmıştır. Sürenin uzaması nedeniyle, özellikle Erev Dav adlı pagan temelli bir kavmin isyanı sonucunda 3000 kişilik bu grup Harun’u zorlayarak bir Altın Buzağı yapmasını istemiştir. Musa’nın gelmesiyle başlayan olaylar sonucunda, Tanrı’nın emriyle söz konusu pagan grup öldürülmüştür. 

Burada önemli bir saptama yapalım. “Seni Mısır’dan çıkaran Tanrın budur ey Yisrael!” İşte işin can alıcı noktası burasıdır. Dikkat edilirse, “Tanrınız yerine Tanrın” denilmektedir. Demek ki doğrudan tam ve kesin bir inançla tek Tanrı’ya bağlanan bu topluluk için - genelleme yapmak anlamında - eleştiri geçerli değildir. Yani Bene-Yisrael’e mensup olmayanların tanrısı değildir… Yahudi tarihinde İbn Ezra, Rambam, Rabi Yeuda Alevi gibi hahamlar, bu olayın tamamen putperestlik olmadığı konusunda görüş bildirmişlerdi. Böyle olsaydı Harun, Tanrı tarafından Koen Gadol görevine atanmazdı. Bene-Yisrael içindeki küçük bir grubun inanç yolundan sapması, topluluğun tamamına yönelik bir eleştiri içermez…

Altın Buzağı olayı resim sanatında da kendini gösterdi. Bu olayın çarpıcı sonuçları kadar, görselliği de sanatçılara ilham vedi. Söz gelimi, Ekspresyonizmin tanınmış sanatçılarından, Emil Hansen’in (1867-1956) tablosu çok ünlüdür. Hansen eserlerinde, genellikle düşsel ve fantastik öğelere yer vermiş, egzotik, parlak renkler kullanmıştı.

Emil Hansen, koyu Katolik inanca sahipti. Paganların, yerlilerin, şeytana tapanların, erotik ve kişilik travması yaşayanların danslarını ve yüzlerindeki duyguları resmetmişti. Tanrı inancını kabul etmeyenlerin ruhlarındaki şeytanımsı duyguların, insan yüzlerine nasıl yansıdığını resimlerinde görüyoruz. Tanrı’dan uzaklaştıkça karanlıklara karışan, tüm insani duyguları ve değerleri yitirenlerin yansıtıldığı maskelerin ardındaki bozulmuş kişilikleri sezinleriz. Psikolojik travmaların yarattığı, dinsel açlığın meydana getirdiği bu türden insanların hayvansal güdüleri çarpıcı bir biçimde karşımıza çıkar.       

Emil Hansen

Hansen, resimlerinde şiddet içeren, fantastik ve sürrealist bir anlayışla izleyenleri ilk bakışta şoka sokan bir tekniğe sahiptir. Resimlerinde, her ne kadar tarihsel, felsefi ve psikolojik tema gözlemlense de, aslında dinsel bir temele dayanır. Onun din dışı (aslında Tanrı’dan uzaklaşma anlamında) olarak resmettiği figürler, renkleri ve görüntüleri itibariyle hayli kışkırtıcı olduğu kadar şeytanımsı bir atmosfer de içerir. Altın Buzağı olayında dans eden pagan temelli kişilerin vahşi görünümleri, içlerindeki hayvansı ilkel güdüler, bu resimlerle karşımızdadır. Özellikle yüzlerdeki vahşilik, çirkinlik hemen göze batar. Resimlerde dans figürleri öldürmeye yönelik, şiddet teması içeren, ruhsuz ve imansız kişileri tanımlamaktadır.

Hansen’in diğer bir resminde ise, çılgınca dans eden, erotik bir tablo vardır. Cinselliği içeren bu görüntüde, fiziksel temas yerine, mistik ve trans haline gelen bir pagan grubun, bir zikir törenini andıran hareketleri yansıtılır. Arka planda kalan ve küçük bir bölümü görülen dağın, Sina Dağı olduğunu düşünebiliriz. Resimde dans edenleri alkışlayan, el çırparak onlara eşlik edenleri de görüyoruz. Sarı renk genellikle resimlerde delilik, psikolojik bozukluk, şizofreni hastalıkları için kullanılır. (Van Gogh’u anımsayabiliriz...) Yüzlerdeki çarpıklık, belirgin bir dezenformasyon içermektedir. Tam anlamıyla kendinden geçiş travması söz konusudur. 

Altın Buzağı başka ünlü ressamlar için de ilham kaynağı olmuştur. Henri Matisse (1869-1954), doğa ve ışık üzerine zenginleştirdiği resimlerinde adeta görsel bir şölen yaratır. Doğadaki ışığın yansıttığı atmosferden çok etkilenmiştir. Bazı resimlerinde fovist bir teknik de gözlemlenir. 

 

 

Matisse ‘Dans’

Matisse, resimlerinde ışık oyunları, doğanın renkleri ve ışık-gölge birlikteliği gibi konularda öncü olmuştur. Zarif bir üslubu vardır. Figürler, çizgiler genellikle estetik bir teknikle tuvalde yer alır. Paylaştığımız bu resminde de, yine figürlerin önceki resimlerde gördüğümüz (Emil Hansen), cinselliği çağrıştıran, kışkırtıcı ve pagan geleneklerini andıran vahşi güdümlü bir yapılanma yoktur. Zarif bir teknikle figürler, el ele tutuşarak dans etmektedir. Her ne kadar figürlerin çıplaklığı söz konusu olsa da, burada cinsellik yerine daha geniş anlamda bakacak olursak, sanatsal bir görüntü vardır. Kadın-erkek birlikteliği ile oluşturulan bu dans temasında, erotizm yerine belirli bir inancın temsili vardır. Her iki dans arasında farklı bir bakış açısı söz konusudur. İlkinde paganlığın yaratmış olduğu vahşilik, erotizm ve primitif bir görüntü ile karşılaşırız. İkincisinde ise, daha sanatsal ve estetik bir teknik vardır. Matisse, bu tablosunda, hiç kuşku yok ki, paganlığı ve Altın Buzağı olayını öne çıkarırken, daha çok işin sanatsal boyutunu ele almıştır.

Yahudi tarihindeki Altın Buzağı olayı, birçok açıdan yazar, şair ve ressamlara ilham kaynağı olmuştur. İşin dinsel yönü bir yana, bu olaydan çıkarılacak dersler sonucunda, psikoloji ve pedagoji gibi bilimler de yararlanmıştır.

Son sözü yüce Tanrı’ya bırakalım.

“Onlarla ve tanrılarıyla anlaşma yapma.” (Şemot-32)