Görevden Öte Yahudi Soykırımına Karşı İspanya Dışişleri Bakanlığı’nın İnsani Tepkisi

Dünya
20 Aralık 2017 Çarşamba

II. Dünya Savaşı’nın o zor yılları süresince, bu diplomatların bireysel müdahaleleri, ahlaki veya mesleki bir görevin yerine getirilmesinden çok daha ötelere gitti. Aslında, görevleri gereği kendilerine verilmiş olan yetkileri oldukça şaşırtıcı bir şekilde tam anlamıyla uygulayıp, uygulatıyorlar ve Madrid’den aldıkları talimatları (çoğu zaman görmezden gelerek ya da kulaklarını kapayıp), kendilerince yorumlayarak hizmet ettikleri dışişleri temsilcilik görevlerinin, zaten kendilerinin özgürlüğünü korumak ve hayatta kalmalarına garanti olduğunu düşünüyorlardı. Bu yüzden de, etnik kökenlerinden, ikamet yerlerinden veya inançlarından bağımsız olarak bu insanları korumak, saklamak, hatta kaçıp kurtulmalarını ve yeniden ülkelerine dönmelerini sağlamak görevlerini şahsen üstlenmişlerdi. Onlara göre, çoğunluğu kendi ülke vatandaşları olsa da bu insanlar haksızca ve zalimce takip edilen ve hatta ortadan kaldırılan sadece birer insanoğluydu. Acımasızca yok etmeye odaklı Nazilerle ve bazen de bakanlıktaki üstleriyle karşı karşıya gelmeleri, ne kendi güvenliklerini ne de hayatlarını kurtarmaya çalıştıkları insanları tehlikeye atma ne de kariyerlerine zarar vermesi gibi olası riskler onları durdurabilmişti.

Tabi tutuldukları hem yasal hem de fiziki etnik köken zulmü karşısında, birçok Yahudi, İspanya’nın diplomatik temsilciliklerinde, devlet menfaatinin buna bağlı olduğu durumlarda bile, etik ve ahlak kurallarına bağlılığı, dürüstlüğü ve doğruluk yolunda ilerlemeyi seçen dışişleri bakanlığının bu birkaç kamu görevlisinin dayanışmasına ve hayırseverliğine tanık oldu.

Nazi barbarlığına meydan okuyarak, Madrid’den gelen talimatları ‘cömertçe’ yorumladılar ve kendi inisiyatifleriyle, koruma belgeleri düzenlediler, tutukluları serbest bıraktılar, saklanacakları mekânları temin ettiler, kaçmalarını sağladılar, yeniden ülkelerine dönüşlerini planladılar… Sadece özgürlüğün korunması ve yaşamın garanti altına alınması amacıyla bu insanlara hizmet etme işlevlerini yerine getirdiler.

Yaptıkları müdahalelerin büyük bir bölümünü gizli tuttular, asla yaptıkları iyiliklerden bahsetmediler. Çok uzun yıllar sonra olaylardan haberdar olacak olan kendi aileleri karşısında bile sessiz kalmaları görevlerinin bir parçasıydı. Bu durum, yalnızca gizli mantık yürüterek çalıştıkları işten dolayı değil aynı zamanda da hayranlık uyandıran mütevazılıklerinden ötürüydü. Bu sebepten ötürü de yıllar boyunca, insan kurtarma misyonuna müdahil olmaları ve söz konusu görevi de en iyi şekilde yerine getirmeleri bilinmeksizin, isimleri ve kahramanlıkları, hiç de hak etmedikleri bir şekilde, meçhulde saklı kalmıştı. Başkonsoloslar, bakanlar, dışişleri bakanları, konsolos yardımcıları, maslahatgüzarlar veya ataşeler, 1924 tarihli, Primo de Rivera Kararnamesi uyarınca İspanyol Sefaradlarını tam bir sağduyuyla ve sessizce koruyarak görevlerini yerine getirmişlerdi.

Görev tanımları farklıydı, temsil ettikleri makamları da farklı kademelerdeydi. Bazıları diplomat olarak görev almıştı, diğerleri ise sadece dışişleri bakanlığı mensubuydu. Bazıları Alman güçleri tarafından ele geçirilmekte olan Avrupa’nın işgalinden önce veya tam savaşın ortasında göreve gelmişlerdi. Konsoloslar, başkonsoloslar, bakanlar, dışişleri bakanları, konsolos muavinleri, kâtipler, maslahatgüzarlar veya ataşeler, o zamanların Nazi Almanya’sına meyilli görünen, İspanya Devletinin çıkarlarını gözetmekle yükümlü oldukları kadar, Nazilerin Yahudi karşıtı önlemleri karşısında, kendi yurttaşlarını da korumaktı görevleri… Başarması oldukça zor olan bir dengeydi. Tabi tutuldukları hem yasal hem de fiziki etnik köken zulmü karşısında, çoğunluğu Sefaradlar’dan oluşan birçok Yahudi, İspanya’nın diplomatik temsilciliklerinde kamu görevlilerinin bu dayanışmasıyla ve hayırseverliğiyle karşılaşıyorlardı. Bu görevli kişilerin hepsi, devlet menfaatinin buna bağlı olduğu durumlarda bile, etiğe ve ahlaka bağlılık, dürüstlük ve doğruluk yolunda ilerlemeyi seçmişlerdi.

Bu sergide alan, Ángel Sanz Briz, Miguel Ángel de Muguiro, Sebastián Romero Radigales, Padre Ireneo Typaldos, José Rojas y Moreno, Manuel Gómez-Barzanallana, Julio Palencia, Eduardo Gasset, Bernardo Rolland, Alfonso Fiscowich, Eduardo Propper, Alejandro Pons, José Ruiz Santaella ve Carmen Schrader, Antonio Zuloaga, Luis Martínez Merello, Fernando Canthal, ‘Jorge’ (Giorgio) Perlasca, Santos Montero Sánchez veya ‘Samuel Skornicki’ adlı bu 18 kahramana, günümüze kadar haberimizin olmadığı, insanlık görevini yerine getiren diğerleri de dahildir. Hatta bu araştırma ve sorgulamalar sayesinde, kendi aileleri o zamanlarda yaptıkları işin boyutundan şimdilerde haberdar olabilmiştir.

İspanya tarihinin bir dönemine işaret eden, bu üstün kişilerin gerçekleştirdikleri faaliyetler, öncelikle derinlemesine incelenmesi lazım gelen, sonrasında da kahramanlarını onurlandırmak amacıyla bilgi halinde sunulması gereken bir olguydu.

Tıpkı daha sonra yaşanacak olan tarihi dönemlerdeki gibi Yahudi Soykırımı süresince mücadele eden bu kurtarıcıları farklı amaçlar harekete geçirmekteydi. Bazılarını, bir hukuk ilkesi temelinde veya vatanseverlik gururuyla kendi yurttaşlarını korumak isteği, diğerlerini, derin inançlar ve Hıristiyanlık veya sadece insanlık ilkeleri harekete geçiriyordu. Birçoğunu ise, daha önceki diplomatik ve konsolosluk görevlerinde yakınlaştıkları Sefarad topluluğuna duydukları sempati ve de hepsini hiç kuşkusuz ki, takdire şayan değer ve erdemleri harekete geçirmişti.

Bu kahramanların çoğu, özellikle konu kendi vatandaşları olunca, insan yaşamını ve özgürlüğü savunmanın hissettirdiği memnuniyetten daha büyük bir zafer beklentisi içinde değildi.

Birçoğunu içinde bulunduğu bu anonimlikten ve bilinmezlikten çıkarıp, haklı ve layık oldukları şükranı onlara sunarak ve daha da önemlisi, çabalarını tanıyarak bu çabayı takdir etmemiz gerekir. Yukarıda da bahsedildiği üzere, bu olgu, İspanya’nın yakın tarihinde oynadıkları övgüye değer rolün incelenmesi amacını taşır. Ve hiç kuşkusuz, bu serginin de amacını oluşturmaktadır.

Bundan tam üç yıl önce, İspanya Dışişleri Bakanlığı’nın bahsedilen dönem süresindeki tutumunun, küresel bakışını yakalamak amacıyla, benden inceleme yapmam istendiğinde İspanya Dışişleri ve İşbirliği Bakanlığı bu olguyu zaten böyle kabul etmişti. Farklı kısmi çalışmaların konusu olan hatta bu şekilde derinlemesine bilgi alınan, belirli birkaç vakanın ele alınıp incelendiği kesindi. Bunların yanı sıra, bakanlık bünyesinde daha ayrıntılı ve derinlemesine inceleme ihtiyacını doğuran diğer dönemler ve soyutlanıp aynı zamanda da biraz sınırlandırılan belgelerin ana hatları da söz konusuydu.

Birçoğuna daha önce hiç başvurulmamış hem ulusal hem de yabancı arşivlerin, büyük ve kapsamlı bir yelpazede muhafaza edilen (birçok farklı türde) sayısız belgenin iki yıl boyunca incelenmesine işte bu şekilde başlanmıştı. Bu belgeler, İspanyol vatandaşlarının o zamanlar yaşadıkları işgal altındaki Avrupa ülkelerinde yer alan farklı büyükelçilikler ve konsolosluklar, Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri veya İsrail’deki birçok farklı belgelendirme merkezleri, İspanya’da ise hem Genel İdare Arşivleri’nde hem de dışişleri bakanlığı arşivlerinde ve son olarak da hayatlarını kurtardıkları kişilerin ve diplomatların ailelerinin özel koleksiyonlarında yer alıyor.

Onlara karşı hissettiğimiz şükran borcu ise, Dışişleri Bakanlığımızın bu diplomatlarının ve memurlarının, ırk, sınır, milliyet ve dinle sıfatlandırmadan, binlerce insanın hayatını kurtarmaya çalıştıkları azimli çabalara ve layık olduğu takdire ‘Görevin Ötesinde’ sergisiyle dönüşmüştür. Anılarını canlı tutmak, bu görevlileri anmamızı, tartışma götürmez övgüyü ve layık oldukları saygıyı almalarını sağlayacaktır.

José Antonio Lisbona

Sergi Düzenleyici - Küratör