Şiva Asar BeTamuz orucu ve üç hüzünlü hafta

Dua ve duaların kabulü için çok elverişli olan özel günlerde oruç tutmak, fiziksel dünyadan uzaklaşıp, spiritüelliğe yoğunlaşmak için etkili bir araç vazifesi görür. Şiva Asar Betamuz Orucu 24 Temmuz Pazar günü tutuluyor.

Şiva Asar BeTamuz orucu  ve üç hüzünlü hafta

Yahudi tarihi yaşayan, anlamlı bir tarihtir. Geçmişte meydana gelmiş ve dünyaya spiritüel enerji tohumlarını ekmiş olaylar, zaman içinde sürekli olarak meyve vermeye devam etmekte.

Yahudi halkının tarihini şekillendiren en acı olaylar, 17 Tamuz ve 9 Av’da gerçekleşir. Tanrı ile ve akranlarımızla ilişkilerimizde yapılan derin yanlışlar, ulusal felaketlere yol açar ve bunun sonucunda bu günler birer yas, oruç ve iç muhasebe günleri olarak yaşanır.

10 Söz Tabletlerinin kırılması, tapınakta sürekli yapılan korbanların artık yapılamaması, Kumandan Apostemos’un Tora’yı yakması, Kutsal Tapınağa put yerleştirilmesi ve Yeruşalayim’in surlarında gedik açılması, 17 Tamuz (Şiva Asar BeTamuz) gününe; Casusların Günahı, I. ve II. Bet Amikdaş’ın yıkılması, Betar Kalesinin düşmesi, Bet Amikdaş’ın yerine putperest bir tapınak inşa edilmesi de, 9 Av (Tişa BeAv) gününe damgasını vurur ve Yahudi tarihini uzun vadeli olarak etkiler.

Bu yüzden 17 Tamuz (Şiva Asar BeTamuz) ile 9 Av (Tişa BeAv) arası Ben Ametzarim- kısıtlamalar arası- olarak adlandırılan üç haftalık dönem, hayatımızda neşeli kutlamaların azaltıldığı ve yas duygularını yansıtan geleneklerin hâkim olduğu hüzünlü haftalardır.

Üç Hafta’nın spiritüel enerjisi, Tora olaylarının yaşandığı zamanlarda Altın Buzağı Günahı, tabletlerin kırılması ve Casusların Günahı ile yapılanır. Bu olaylar Yahudi halkının gelecekteki günahlarının ve başlarına gelen felaketlerin temelini oluşturur.

Altın Buzağı ve bunun sonucunda On Söz Tabletlerinin kırılması, Yahudi halkının Tora ile olan bağlantısını zedeler. Benzer şekilde, casusların Kutsal Topraklar hakkında verdikleri negatif raporun kabul edilmesi, Yahudi halkının Kutsal Topraklar ile olan ilişkisine ciddi zarar verir.

Zaman içinde Yahudi halkının başına gelen bütün felaketlerin temeli, bu iki günah ve bunların toplumsal Yahudi bilinci üzerinde yarattıkları etkilerle şekillenir; putperestlik eğilimi, Kutsal Topraklara karşı sıkı bir bağlılığın eksikliği ve toplumsal olarak Tora ile ilişkideki zayıflık.

Felaketin başlangıcı

Yahudi tarihindeki bütün felaketlerde, eski zamanlarda atalarımızın yapmış olduğu hataların izi bulunur. Altın Buzağı Günahı ve Casusların Günahı, Üç Hafta’ya ve zaman içinde Yahudi halkının başına gelen belalara zemin hazırlar. 17 Tamuz ve 9 Av’da meydana gelen birçok üzücü olay olmasına rağmen, Altın Buzağı ve Casusların Günahı, yaşanan felaketlerin en temel sebepleri olarak kabul edilir. R. Aharon Kotler, şöyle açıklar:   “Tapınakların yıkılması ve Yahudi halkının topraklarından sürülmelerinin perde arkası, On Yedi Tamuz’dan Dokuz Av’a kadar olan günlerde gizlidir. On Yedi Tamuz’da Altın Buzağı’ya tapılmış, Dokuz Av’da ise casusların raporu olayı meydana gelmiştir. Bu iki büyük olay, nesiller boyu Yahudi halkının gidişatını değiştirmiştir.”

Altın Buzağı’dan önce, (Sina Dağına Tora verildikten sonra) Yahudi halkı, Adam Arişon’un Ganeden’den kovulmasından önce sahip olduğu, spiritüel dünyalarla bağlantıda yüksek bir bilinç seviyesi elde etmişlerdi.

Casusların günahı, Moşe Rabenu dâhil olmak üzere tüm bir neslin İsrail topraklarına girmelerinin engellenmesiyle sonuçlandı. Eğer o zaman Kutsal Topraklara girmiş olsalardı, orada açık mucizelerle dolu doğaüstü bir varoluş deneyimleyecek, dahası Kutsal Tapınak hiç bir zaman yıkılmayacak ve Yahudiler topraklarından sürülmeyeceklerdi. Bütün bu olaylar, Altın Buzağı ve Casusların Günahı’nın neticeleridir.

Tanrı ve Yahudi halkı arasında Sina Dağında kurulan bağ, çoğu zaman bir evlilik bağına benzetilir. Evliliğin şekillendiği zamanlarda ciddi sorunlar çıkar ve bunlar halledilmezse, sorunlar çözülene kadar tekrar tekrar gündeme gelir. Altın Buzağıya tapmanın ve casusların verdiği negatif raporu kabullenmenin yarattığı etki de aynen buydu.

Mısır’dan Çıkış ve Sina Dağında Tora’nın verilmesi, Yahudi halkının doğumu olarak görülebilir. Doğum anında yapılan hatalar, düzeltilmesi hayat boyu sürebilecek kalıcı yaralar bırakabilir. İşte Altın Buzağı ve Casusların Günahı’nın etkileri aynen böyleydi.

17 Tamuz’da neler oldu?

10 Söz Tabletleri'nin kırılması - Yahudiler Mısır’dan çıktıktan yedi hafta sonra, Sina Dağında, onlara 10 Söz’ü söylemeye başlayan Tanrı’nın Yüce Varlığı ile karşı karşıya gelirler (Şavuot). Halk, şahit olduğu bu İhtişam’dan son derece korkar. Bunun üzerine, Moşe Rabenu’ya, Tanrı’nın Sözlerini, kendisinin teslim almasını ve halka da Moşe’nin bizzat anlatması için yalvarır. Bunun üzerine, Moşe Sina Dağında, yazılı ve sözlü Tora’yı almak üzere Tanrı ile buluşur.

Kırk gün ve kırk gece sonunda, Moşe Rabenu, 10 Söz’ün yazılı olduğu tabletleri alıp Sina Dağından indiğinde, halkın (sadece erkekler, çünkü kadınlar bu günaha iştirak etmez), kendilerine bir Altın Buzağı yapıp ona taptıklarını, şenlikler düzenlediğini görür ve 10 Söz Tabletleri'ni kırar. Altın Buzağı günahı sonucunda, Sina’da Tanrı’nın Görkemi ile Yahudi halkı arasında oluşan benzersiz ve özel ilişki zayıflamaya başlar.

Korban Tamid’in durdurulması - Babillerin Yeruşalayim kuşatması sırasında, Kutsal Tapınak’ta sürekli yapılan kurbanlar-korban tamid-, kurbanlık hayvan bulmanın imkânsızlığından dolayı durdurulur.

Gerek Sina Dağında, gerek çöl yolculukları boyunca, gerek İsrail topraklarına yeni girildiğinde ve hatta düşman işgalleri sırasında bile her gün düzenli olarak yapılan bu korbanlar, Yahudilere, günde iki kez, Tanrı ile bağlantılarının Tora kurallarına uymaları ve kendi uluslarıyla bütünleşmeleri ile mümkün olabileceğini hatırlatıyordu. Yeruşalayim’in kuşatılmasının sonucunda uygun hayvan bulunamadığından, günlük korbanın yapılamaması, Yahudilerin Tanrı ile olan benzersiz ilişkilerini ve bağlılıklarını da ciddi ölçüde zedeler.

Kutsal Tora’nın yakılması - Romalıların işgali sırasında zalim kumandan Apostemos, İsrail halkının içinden Tora’yı koparıp atmak, kutsallığını aşağılamak adına alenen bir Tora’yı yakar (Masehet Taanit 28b).

Tora ruloları, Tanrı’nın kendi halkına ilettiği bilgileri, açıklamaları, talimatları içerir. Bir Tora’nın gözler önünde alenen yakılması, Yahudi halkı ile Sina deneyimi arasındaki bağın çöküntüye uğramasını temsil eder.

 Kutsal Tapınak’a put yerleştirilmesi - Kral Menaşe, Tapınakta Kutsalların Kutsal’ına (Kodeş Akodaşim) bir put yerleştirir.

Yeuda krallarından birinin, Tanrı’nın Tapınağı’na bir put yerleştirmesi, Yahudi ulusunun Sina Dağında bizzat yaşayarak deneyimlemiş olduğu Tanrı ile özel bağlarının gittikçe parçalandığının açık bir göstergesidir.

Yeruşalayim’in surlarında gedik açılması - Romalılar, üç yıl süren bir kuşatmadan sonra, Yeruşalayim’in surlarında gedik açmayı başarır. Bu olay sonucunda, tam üç hafta sonra, 9 Av-Tişa BeAv’da II. Bet Amikdaş yıkılır.

Bu gedik, sadece gözle görülen fiziksel bir olay değildi. Yeruşalayim’in surları, ulusun bütünlüğünü, surlarda açılan gedik de ulusal ‘bir’likte oluşan gediği simgeliyordu. Yahudi halkı, Sina Dağında Tora’yı almaya hazırlandığı zaman, tek ulus ‘tek kalp tek insan gibi’ydi. 10 Söz’ü almanın önkoşulu da, bu ‘Bir’likti. Yeruşalayim surlarında, ulusal ‘bir’likte açılan gedik, Sina Dağı öğretilerinden daha da uzaklaşmayı temsil ediyordu.

Şiva Asar BeTamuz Orucu - Bu yıl 17 Tamuz Şabat’a geldiği için, oruç bir gün sonra, 24 Temmuz Pazar günü tutuluyor.

‘Sağlığı elveren’ ve bar/bat mitsva çağına gelmiş her Yahudi, Şiva Asar BeTamuz Orucu’nu tutar. Oruç tutmaktan muaf olan kişiler de sadece temel ihtiyaçlarını giderecek şekilde yer, lüks ve şatafatlı yemekler yemez.

Oruç, bu yıl 24 Temmuz Pazar sabah gün doğmadan başlar, cumartesi akşam yatana kadar yemek içmek serbesttir. Oruç, 24 Temmuz Pazar akşamı yıldızlar çıkınca son bulur.

Şiva Asar Betamuz Orucu’nda, Tişa BeAv’da yasak olan yıkanmak, orucu bozmayacak şekilde (86 gramdan az bir suyla) ağzı çalkalamak, deri ayakkabı giymek, yasak değildir.


Oruç tutmanın anlamı

Rambam’a göre, oruç tutmanın amacı, kalpleri harekete geçirerek farkındalığı geliştirmek ve bu sayede kendi özüne, içindeki Tanrı’ya dönüşü sağlamaktır.

 Oruç günlerinde; neden böyle bir oruç günü olduğunu hatırlamak, anlamını kavramak ve bu oruç zamanını doğru amaç için, iç muhasebesi yapıp kendi özüne dönüş için kullanmak gerekir.

Talmud’a göre hepimiz, geçmiş nesillerde yaşanmış olan bu üzücü olayların sorumluluğunu paylaşıyoruz.

I. Bet Amikdaş’ın yıkılmasının sebeplerinin en önemlileri, o neslin Tora’daki mitsvaları yerine getirmemeleri; getirseler bile gereken şevki göstermemeleri, puta tapmaları, adam öldürmeleri ve cinsel ahlaksızlıktı.

II. Bet Amikdaş’ın yıkılmasının asıl sebebi ise, o nesildeki sebepsiz nefret- Sinat hinam idi. Ayrıca insanların kibri, başarılarının kendi çabaları ve yetenekleri sonucu gerçekleştiğine inanmaları, her şeyin Tanrı’dan geldiğini unutmaları, laşon ara ve uygun şekilde yargılamamaları da II. Bet Amikdaş’ın yıkılma sebeplerindendi.

I. Bet Amikdaş dönemindeki günahları işleyen nesil, 70 yıl sonra kurtularak tekrar Bet Amikdaş’ı inşa etmişti. Ancak, kibir ile sebepsiz nefret, Tanrı tarafından ne kadar ciddi boyutta bir suç olarak kabul edilmektedir ki, o kibir ve nefretin nesli hala kurtuluşun gelmesini beklemektedir.

Yeruşalmi Talmudu’nda belirtildiği gibi, bilgeler; “Kendi zamanlarında III. Bet Amikdaş’ın kurulmadığı her nesil, sanki Bet Amikdaş o nesilde yıkılmış gibi kabul edilir” der.

 Buna göre, her Yahudi, kendi kişisel Bet Amikdaş’ını kurmak, Tanrı’nın Yüce Varlığı Şehina’yı, kendi içinde barındıracak seviyeye gelmek sorumluluğunu taşır. Ancak Tora öğretilerini yaşamının her alanına uygulamaya çalışan kişi, kendi Bet Amikdaş’ını ‘kendi içinde’ kurarak, kendini yeniden yapılandırabilir ve bu şekilde dünyaya mükemmelliği getirme yolunda kendisine düşen adımı atabilir… Bunun için hiçbir zaman ve yaş çok geç değildir, samimiyetle istendiği takdirde kendi özüne, Tanrı’ya dönüş her zaman mümkündür.

Önemli Not: Yazıda kısa bir özet olarak verilmiş olan bilgiler: Gateway to Judaism, El Gid Para El Pratikante(Gözlem) kitaplarından ve www.chabad.org, www.torah.org, www.torahtots.com, www.ou.org, www.ahavat-israel.com, www.jsn.info.com, www.morashasyllabus.com sitelerinden okuyucuya bu konular hakkında fikir vermek amacıyla derlenmiştir. Cemaatlerin farklı gelenekleri ve uygulamaları olabildiği için, yas dönemi ve oruç ile ilgili yasaklar ve kısıtlamalar hakkında en doğru ve detaylı bilgiler için, cemaatin kendi rabilerine başvurması gerekir.

*Katkıları için Rav İzak Peres’e teşekkür ederiz.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın