Genco Erkal her daim genç

Genco Erkal ve Dostlar Tiyatrosu’nun yeni oyunu ‘Güneşin Sofrasında – Nazım ile Brecht’, geçtiğimiz hafta tarihi bir köşkün bahçesinde tiyatro severlerle buluştu.

Nâzım ile Brecht ‘GÜNEŞİN SOFRASINDA’

Genco Erkal’ı ve Dostlar Tiyatrosu’nu tanıtmaya gerek var mı acaba…

Öğrencilik ve Genç Oyuncular yıllarını hesaba katarsak Genco Erkal 60 küsur yıldır sahnede! İnançlarından, tiyatro sevgi ve saygısından, siyasal ve sanatsal görüşlerinden, devrimci tiyatro anlayışından hiç ödün vermeksizin, düşündüklerini hangi iktidar döneminde olursa olsun sakınmadan söylediği, sanat ve mücadele ile dopdolu geçen, neredeyse tamamı tiyatroya adanmış bir yaşam... 

Olağanüstü kariyerinin başlarından beri, sanırım ilk kez Genç Oyuncular’ın Tavtati Kütüpati’  ya da ‘Çürük Elma’sında (ya da her ikisinde) tanımış olduğum Erkal’ı uzun yolculuğunun neredeyse tamamında izlemiş biri olarak bilirim ki, görsel sanatlarımıza katkısını özetlemek bir değil, birkaç değil, birçok yazı gerektirir.

Bu sebeple, ününü olağanüstü oyunculuğu ile yapmış olsa da, öncelikle üst düzey bir yazar-yönetmen olduğunu, iki Altın Portakal almış bir sinema oyuncusu olduğunu ve tiyatro kökenli pek çok oyucunun aksine, sahnede hep ‘tiyatro oyuncusu’, filmlerdeyse hep ‘sinema oyucusu’ olabildiğini ve senfonik konserlerde birçok yapıtı anlatıcı olarak seslendirdiğini bir kez daha belirtmekle yetineceğim.

Bir de Türk tiyatrosuna sayısız katkısı arasında, 1960’lı yıllarda iki farklı yorumla sahneye koyup yıllarca oynadığı ve o yıllarda neredeyse imzası haline gelmiş olan, geleneksel meddah dışında Türkiye’de batılı anlamda metne dayalı olarak sahnelenen ilk tek kişilik oyun olan ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ni hatırlatmam gerek.

1965’deki ilk oynanışından, ellinci yılı için bu yıl yeniden sahnelenmesine bütün yorumlarını birkaç kez izlemiş biri olarak ‘Deli’yi Genco efsanesinin anahtarı olarak görürüm. Oyunun sıradan, içine kapanık, ancak delirerek önemli bir kişiye dönüşen Poprişçin’i, sanki her yorumda olgunlaşıp gelişir, sanki her sahnelemede Genco, yaşadıklarını, deneyimlediklerini damıtarak Poprişçin’e aktarır. Ve 78’lik Genco, aldığı her yaşı, bedenine değil, felsefesine, dünya görüşüne, inançlarına kattığı için, sahnede 18’lik delikanlılara taş çıkartacak enerjiyle koşar, oynar, şarkı söyler, dans eder…

1969’da kurduğu ve hâlen sanat yönetmeni olduğu Dostlar Tiyatrosu’nun, yıllardır çalışmalarını sürdürdüğü, Beyoğlu Belediyesi’nin mülkiyetindeki Muammer Karaca Tiyatrosu, Beyoğlu’nu eğlence ve sanattan tamamen soyutlayarak AVM’leştirme ve otelleştirme programı kapsamında iki yıl önce sezon ortasında kapatılınca, tiyatromuzun en eski ve en köklü topluluklarından biri sahnesiz kalmıştı.  Kim bilir, belki de amaç Erkal’ın sesini kısmaktı. Ama kolay değildir özgürlüğün, aydınlığın sesini kısmak!

Genco Erkal, repertuarındaki oyunları İstanbul içinde ve dışında turneye çıkararak sezonun sonuna kadar sahneledikten sonra, Nazım Hikmet’in 50. ölüm yıldönümü için uyarladığı

‘Yaşamaya Dair – Bursa Cezaevi’nden Mektuplar’ adlı yeni çalışması için, Eminönü’nde 18. yüzyılda inşa edilmiş aile yadigârı Ali Paşa Hanı rekor sürede 150 kişilik bir açık hava tiyatrosuna dönüştürdü.

Ne yazıktır ki, başka aksilikler, sadece mekânın büyüsünü kullanarak, minimal teknolojik olanaklarla maksimum etki oluşturan bu olağanüstü olayın devam etmesini engelleyecek ve Dostlar Tiyatrosu, bu yıl Ali Paşa Hanındaki oyunlarına son vermek zorunda kalacaktı.

Tabiî ki, hiçbir aksilik, tiyatromuzun bu yılmaz savaşçısını yıldıramayacak, Genco Erkal, İstanbul Kadıköy Lisesinin içindeki, uzun yıllardır kullanılmayan tarihi Mahmut Muhtar Paşa Konağının bahçesini, uzun uğraşlar sonrasında bir açık hava tiyatrosuna dönüştürerek İstanbul’a yeniden 200 kişilik bir tiyatro mekânı kazandıracaktır.

Dostlar Tiyatrosu’nun yeni oyunu ‘Güneşin Sofrasında - Nâzım ile Brecht’in prömiyeri, işte bu özgün tarihî köşkün ön bahçesinde, 7 Temmuz akşamı gerçekleşti.

Genco Erkal, her zamanki alçak gönüllülüğüyle ‘müzikli gösteri’ olarak adlandırdığı “iki ozanın iki yüz kişilik açık hava tiyatrosunun tarihî ortamında keyifli müzikal söyleşisi”, uzun tiyatro serüveninde kendisine can yoldaşlığı etmiş iki eski dostunu, 20. yüzyıl edebiyatının iki doruk noktasını, Nâzım Hikmet ile Bertolt Brecht’i güneşin sofrasında bir araya getiriyor.

Genco, dramatürjisi ve kurgulayışıyla, uyarlamanın çok ötesine ulaşan, keyifli bir müzikal söyleşiyi aşan, devamlılığı, akıcılığı ve bütünlüğüyle müthiş etkileyici bir epik tiyatro metni oluşturmuş.

‘Güneşin Sofrasında’“... öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,/yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,/ hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, / ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, /  yaşamak yanı ağır bastığından” diye başlayıp, Nâzım’ın mapushane yıllarından sürgün yıllarına, Piraye hasretine uzanarak,  ‘Kerem Gibi’den sonra Brecht’e geçiyor. Ustanın, kanunları koyanlar ve koruyanlarla suç dünyasının beraberce, dayanışarak ve paylaşarak kapitalist düzeni nasıl oluşturduğunu sivri bir dille hicveden, insanı en güvendiklerince satılmasına kadar götüren ahlaki yozlaşmayı ve bencilliği zarif bir mizahla yeren ‘Üç Kuruşluk Opera’sından, şiirlerine, oyunlarına uzanıyor; arada ‘Mahagoni Kentinin Yükselişi ve Düşüşü’ operasına uğrayarak finalde tekrar Nâzım’a dönüyor.

Genco Erkal gösterisi izlemek, farklı ve ayrıcalıklı bir deneyim. Defalarca seyretmiş bile olsanız, metinleri neredeyse ezbere bile bilseniz, Genco’nun kimi zaman süper gerçekçi, kimi zaman şiirsel ve koreografik ama her zaman büyüleyici yorumuna kapılmadan, duygulanmadan, gözleriniz yaşarmadan izlemek mümkün değil. Bu gözyaşları sadece Varna’dan İstanbul’a giden gemiye dokunduğunda elleri yanan Nâzım için ya da savaşa, sömürüye, haksızlığa, baskılara başkaldırışlarının bedelini hapislerde çürüyerek ya da yaşamlarıyla ödeyenler için değildir. Bunlar biraz da, yetmiş sekizinde bile bize umutlu ve özgür bir geleceğin türküsünü çağıran Genco’nun getirdiği mutluluk gözyaşlarıdır da…

7 Temmuz akşamı Genco, İstanbul’un her bir tarafından gelen iki yüzü aşkın tiyatro tutkununa bir kez daha eşsiz bir gece yaşattı. Bu olağanüstü geceye, ‘Ben Bertolt Brecht’den beri, iki kişilik gösterilerinde birlikte çalıştığı Tülay Günal’ın da katkısı büyük. Yıllar boyunca bütün partnerlerini seyretmiş bir izleyici olarak Günal’ın Genco’nun bugüne kadarki en iyi ortağı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Etkileyici fiziği, parlak oyunculuğu ve türküden caza geniş yelpazede kullandığı güzelim sesiyle Tülay Günal, Genco ile ideal bir ikili oluşturuyor. Türkçe şarkılarında olsun, kusursuz bir İngilizceyle söylediği “Mack the Knife”ında olsun müthiş başarılı. Hele “Alabama Song” gibi güç bir opera aryasına getirmiş olduğu çağcıl yorumsa unutulur gibi değil.

Kurt Weill, Hanns Eisler, Zülfü Livaneli, Fazıl Say, Timur Selçuk, Cem Karaca, Edip Akbayram gibi ustaların, arada bir martıların da koroya katıldığı müziğini, Yiğit Özatalay (Piyano), Deniz Doğangün (Viyolonsel) ve Çağdaş Engin’den (Klarnet - Saksafon) oluşan orkestra, başarıyla yorumluyor.

İki büyük ustanın metinlerinin kusursuz bir bütünlükle birbirini tamamladığı bu benzersiz kolajı yazıp yönetmekle yetinmeyen Genco Erkal, oyunun mekân tasarımını da üstlenmiş.

Işıkta Tolga Erdoğan ve seste Mehmet Doğan’ın desteğiyle, bahçesi, merdivenleri, girişi, pencereleri, hapishaneye dönüştürdüğü bodrum kapısı, dolanan, oyuncuların kucağına çıkan kedileriyle köşkü oyunun üçüncü karakterine dönüştürmüş.

Yalnız bu yazın değil, bu yılın da olmazsa olmazı. Mutlaka izlenmeli.

Temmuz, ağustos ve eylül aylarında, her perşembe, cuma ve cumartesi gecesi

Moda Cad. 158’deki Kadıköy Lisesi bahçesinde. 0542 609 51 86’dan bilet alınabiliyor. Okul bahçesinde otopark da var.

Hepinize iyi seyirler.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın