Hayaller hatıra oldu

Bir süre önce konuk yazar olarak, bir radyo programına katılmıştım. Söyleşimize ara verdiklerinde, Dario Moreno’nun “Hatıralar Hayal Oldu” şarkısını çaldılar.. Bir yandan bu güzel şarkıyı dinlerken, bir yandan da söyleşiyorduk. Bu arada bana şarkının sözlerini içeren bir soru yöneltildi: “Hatıralar hayal mi oldu?” Belki bilinç dışı belki de biraz şaka olsun diye, “Hayır, demişim. Tüm hayallerim hatıra oldu!”

Program sonrası eve doğru yürürken kendi kendime bu sözleri yineliyordum: “Hayaller hatıra oldu!” Bir süre sonra şöyle düşündüm: Bir ömür boyu belleğimin raflarında dizilmiş, yeri geldiğinde büyük bir heyecanla anlattığım anıların her birini ben yaşamış mıydım? Yoksa kimi hayallerimi, sanki benim başımdan geçmiş gibi anılarımın tozlu sayfalarına mı eklemişim? Doğrusu, bilemedim.

Düşünüyorum:

Gün oluyor yıllar öncesinden bir anı ansızın belleğimde canlanıyor. Bu çocukluğumla, ailemle, çevremdeki bir olayla ilgili olabiliyor ya da artık aramızda olmayan arkadaşlarla… Bu anılar gözümün önüne gelirken, kimi zaman gerçekliklerinden kuşku duymaya başlıyorum: Benim mi başımdan geçmiş bu olaylar, yoksa bana anlatılanları kendi zihnimde süsleyerek yeniden mi kurguladım? Belki kurduğum bir hayal ya da unutulmuş bir rüyaydı gördüğüm, yıllardır belleğimde yer alan… Kim bilir! Bir yanıt bulmakta zorlanıyorum.

Yıllar yılı hayallerini güncelerine özenle yazanları, bunları mektuplarında ayrıntılarıyla anlatanları, şiir, öykü ya da romanlarına esin kaynağı yapanları düşünüyorum. Bu anlatılar, okuyucuları için eskimeyen bir yazın ürünü olarak değerlendirilirken, yazarı için yarattıkları bu ‘hayalleri bir hatıra’ olarak yaşayacaktır. Karşılıksız bir aşkın, gerçekleşmemiş bir umudun, bitmeyen bir beklentinin, büyütülmüş bir korkunun, sanal bir mutluluğun, uzun yıllar sonra yansıyan izdüşümleri gibi…

Şu ana kadar söylediklerimi, yani hayallerin anıya dönüşmelerini, bilinç dışı birer eylem olarak düşünüyorum; oysa bunu, farklı nedenlerle bilinçli olarak yapanlar da var. Kimi yazarlar, ünlü kişiler ya da bireysel öykülerinden kendilerine bir çıkar sağlamak isteyen insanlar, geçmişte kalmış ya da kurgulanmış hayallerini sanki gerçekmiş gibi sunuyorlar. Bir ezilmişlik, baskı, terk edilmişlik, kahramanlık ya da sevgi öyküsüyle, okuyucu veya izleyiciyi kendisiyle özdeşleşmeye, duygudaşlık yaratmaya, ilgiyi çoğaltmaya çalışıyorlar. Ne diyelim, bu da bir kendini tanıtma, pazarlama yöntemi!

İster hatıralar hayal, isterse hayaller hatıra olsun…

Oktay Rıfat’ı anarak, onun dizeleriyle sözlerimizi noktalayalım:

“Hep yaşadığımı hatırlatıyorum kendime / Diyorum ki işin acele / Bir gün ne el kalacak tutmak için / Ne yürümek için bacak / Ne bulutların seyri / ne de bir hatıra dünyamızdan / Çünkü hatıralar kuşlar gibi / Dal ister konacak”

Nereden isterse beslensin, hayallerimizden ya da yaşanmışlıklardan… Anılarımız da kuşlar gibi konacak bir dal isterler. Bu dal bizim belleğimiz, her zaman aydınlık bilincimiz olacaktır.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın