Yaratıcılığı yaratmak

Teknoloji haberlerini okumayı severim. Pratik zekâlı insanlara hayran olduğum için, pratik buluşlar da hoşuma gider; evinize bir tıkla bir şeyler getiren akıllı telefon uygulamaları, yüz yüze diz dize sohbetin bir tık ötede olduğu uygulamalar, en yakın nöbetçi eczaneyi gösteren uygulamalar gibi… İnsana İstanbul trafiğinden nefes aldıran, hayattan birkaç dakika çalmasına izin veren yeniliklere de bayılırım. İster pratik buluşlar deyin, ister tembelliğe teşvik… Yani teknoloji haberlerini biraz da hayatımı kolaylaştırmak için takip ederim.

***

Birkaç gün önce The Next Web yazarı Matthew Hussey’in bir makalesinde okuduğum haber beni ilk defa ufak bir hayal kırıklığına uğrattı. Hussey makalesinde Google’ın ‘yaratıcı’ bir bilgisayar yapmaya çalıştığını yazarken, Google Brain takımından Douglas Eck’in yeni müzik parçaları üretebilen bir bilgisayar sistemi yaratmaya uğraştığını yazdı. Neyse ki yazısının ilerleyen bölümlerinde yaratıcılığın insan için gerekli olduğunu, makineler için olmadığını anlatarak, benim gibi olayı garipseyen okuyucuların kalbini yumuşatıyor Hussey.

***

‘Yaratıcılık’ kelimesinin anlamı hayal gücümüzü, iç dünyamızı, duygu durumumuzu yenilikçi fikirle bir gerçeğe dönüştürmek ise, bir makine bunu nasıl yapabilir? Kutunun dışında düşünmenin, yaratıcı bir fikrin hayat bulmasının hep o kişinin hayat tecrübesi ile ilgili olduğunu düşünürüm. Katıldığım bir yaratıcı yazarlık atölyesinde öğretmenim, en iyi yazarların hayatında acılar tecrübe etmiş yazarlar olduğunu söylemişti. Bu lafını hiç unutmadım. Bazı romanların bitmesini istemeyişimiz, karakterlerin kalp kırıklıklarına kadar hissedebilmemiz, herhâlde bundandır. Ya da bazı tablolara bakarken sadece karmaşık renkli bir yün yığını görürken, bazısının renklerine bakmaya doyamayışımız… Tablo hangi duyguyla yapılmış olursa olsun, ressamın iç dünyasından bir parçayı fırça darbeleriyle tuvale yapıştırdığı bir gerçek.  Müzikten, resme, yazı yazmaktan yemek yapmaya kadar kişinin yaratıcılığını gösterebileceği çeşitli alanlar var. Bir kayıptan sonra yapılan bestenin de, mutluluktan uçarak yapılan bir pastanın da ortak noktası duyguların da yaratıcılıklarına olan katkısı.

***

Müzik yapabilen bir bilgisayar yerine roman yazabilen bir bilgisayar yaptıklarını düşündüm. Yazarlara gerek kalmadan yazılan romanlar nasıl olurdu? Belli algoritmalar programa tanımlanarak mı yazılırdı?  “Ana karakterler kavuşsun mu?” Evet. “Birkaç farklı şehir attıralım mı?” Evet. “Biri öldürülsün mü?” Hayır. “Aşk yaşansın mı?” Evet. “Aldatma olsun mu?” Evet. “Affetsin mi?” “Evet” ise böyle devam, “Hayır” ise böyle devam… diye mi programlanırdı? Duygular nasıl programlanırdı peki? Tutkular? Yalnızlık? Korkular?

***

Eğitim ve iş hayatında yaratıcılığın gelişimi hakkında araştırmalar yapan İngiliz yazar Sir Ken Robinson, yaratıcılık için “Birine yaratıcılık aşısı yapamazsın” demiş. “Merak uyandıracak bir çevre ve içlerindekini ortaya çıkaracak cesaret yaratmanız gerekir.”

Fikirler nasıl hayat bulmazsa yaratıcılık gerçekleşmez, sadece fikir olarak kalır ise, hayat olmadan da gerçek ‘yaratıcılık’ olamaz bence…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın