Maestro’yu ağırlamak

Yıl 2008. Taksimde bir çatı katı. On kadar kişi toplanmış, düşünüyor “Nokta mı daha büyüktür, daire mi?” Bir daire çiziyor eğitmen önündeki tahtaya, yanına da bir nokta konduruyor. Dışarıda esen rüzgâr bir melodi bırakıyor kulaklara, kimin hangi bestesi, pek belirsiz. Sorunun cevabı bulunmadıkça, beste de öyle belirsiz kalacak muhtemelen.

Yıl 1990. 5-6 kişi Edirne’de geçmişin ayak izlerini takip ediyor.  Bir zamanlar Avrupa’nın en büyük sinagogu olarak bilinen Edirne Sinagogunun yıkık duvarları arasında, yerde dağılmış kâğıtlar, notlar, toz toprak dolu bir hüzün biriktiriyorlar. Zamanının önemli Yahudi merkezlerinden biri olan Edirne’de hâlâ yaşayan bir ya da iki Yahudi parmakla gösteriliyor. Cemaatsiz kalmak zorunda bırakılan sinagog parça parça dökülüyor; ağlıyor, zaman rüzgârıyla savrulan kaderine.

Yıl 2015. Edirne Sinagogu, Vakıflar Genel Müdürlüğünün kararı ile aslına uygun restore edilerek bir ‘müze/sinagog’ olarak küllerinden yeniden doğuyor. Görkemli bir açılış ve çeşitli etkinliklerle şehir hayatına katılıyor. Restorasyona başlanmasıyla birlikte, geçmiş zamanın güzelliklerini bugüne bir şekilde taşımak isteyen Silvyo Ovadya bir hayal kuruyor:

Büyük Edirne Sinagogunda bir maestro ağırlamak!

Yıl 2016. 15 Mayıs Pazar. Maestro Giora Feidman, sabah sinagogun kapısına geliyor. Akşam kendisini ‘Dede’m olarak niteleyecek bir başka klarnet ustası, Edirneli genç maestro Serkan Çağrı ile ‘Klezmerin Ruhu ve Klarnetin Çağrısı’ konserini gerçekleştirecekler. Bunun -bir konserden çok öte- bir dost muhabbeti olacağını kendileri çok iyi biliyorlar. Ancak önden mekânı bir görmek gerek. Beraberinde Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh ve konser organizasyonunda görev alan bir iki yetkili. Bir de 1990 yılında Edirne’de geçmişi eşeleyen, 2008 yılında da daire ile nokta arasındaki büyüklük farkı sorusunu değerlendiren on kadar kişiden biri.

***

İnsan yaşamında minicik bir an!  Bir nefes alma süresi! Belki de bir ‘nefessizlik’ anı! Maestro Giora Feidman, sinagoga huşu içinde, gözleri yaşlı giriyor. Nefesi kesiliyor. Yaşamın bütününde küçücük bir nokta, ama hem kendisi hem de o ana tanıklık edenler için belki de yaşamın birçok anının toplamına bedel. Mekânın yüzyıllık enerjisi, geçmişin damatları, gelinleri, Bar Mitzva gençleri her birinin ve hepsinin enerjisi sanki Maestro’yu karşılamaya gelmiş. Bu biricik ana eşlik ediyor.

Otele dönmeliyim! Klarnetimi alıp, burada klarnetimle dua etmeliyim! Yoksa patlayabilirim!” Gün boyunca sürekli tekrarlayacağı bir söz bu: “Dünya üzerinde birçok sinagogda, birçok kilisede müzik yaptım, ama buranın çok özel bir enerjisi var. Böyle bir şey hiç yaşamadım.

Mesafeler kısa. Otele dönüyoruz. Gözünden bile sakındığı klarnetini alıp sinagoga tekrar giriş yapıyoruz. Salonu akşamki konsere hazırlamakla uğraşan ekip ricamız üzerine bir an duruyor. Keskin bir sessizlikte maestro enerjisini, nefesini, ruhunu klarnetine üflüyor. Herkes sessiz, bu duayı ruhuyla izliyor. Bazımız yaşamın bütününde küçücük bir noktaya bedel o DERİN DEV anı videoya çekerek sabitliyor. “Tora’yı okuyamayız” diyor Maestro, “biz Tora’yı ancak şakıyabiliriz. Sözler beynimizin öğrenmesi içindir.” Ama dua ederken dans ediyoruz bizler. “Çünkü dans ruhun hareketidir. Ruhumuzla bedenimiz arasındaki iletişimi sağlayan bir iç sesimiz var. Ruhumuzun da beslenmeye ihtiyacı var. Ruhani bir besine. Ve bu da müziktir. Bizler bir mabede dua etmek için değil, ruhumuzu ifade etmek için geliyoruz. İletişimin tek bir lisanı vardır: AŞK. Âşık olmaz insan. Kendisi AŞKtır. Ve ana rahminden çıkan her bebek ilk olarak annesinin koynunda huzur bulur. O an en yoğun aşk halidir. Her anne şarkı söyler bebeğine, zira ilk doğduğunda her bebeğin bildiği tek lisan müziktir. Bir çalgısı var her insanın. O da bedeni. Bedenin senin kabındır. Al o çalgıyı ve başla şarkına. Klezmer budur! Biliyor musun Klezmer ne demek? Klezmer iki İbranice kelimeden oluşmuştur: Kle-zemer. Kle kaptır. Ve zemer onun ifadesidir.” 

Bir küçücük an belki… Ama sonsuzluk kadar derin, bir o kadar da yoğun bir an. Nokta ve daire sorusu dâhil, tüm soruların cevabını, insanın özü olan o “Aşk”ı içinde barındıran bir minik DEV an.

Meraklısına Not

Bir koca gün geçirdik Maestro ile… Anlatacak, yazacak çok şey vardı. O bir aşk küpü... İshak İbrahimzadeh ile muhabbetleri ayrı bir yazı konusu... Diğer bir maestro Serkan Çağrı ile karşılaşmaları, provaları, iletişimleri ve konserde paylaşımları da öyle. Ama yer kısıtlı... Bugün bu minik dev an söze geldi.

Devamı kim bilir belki başka bir yazıda..

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın