Anlatım özgürlüğü

İlk yazımın bir gazetede basılmasından bu yana, neredeyse elli yıl oldu. O günlerde duyumsadıklarım aklıma geliyor: Heyecan, korku, kaygı, sevinç… Her bir yazıyı noktaladığımda, onu gazetede her basılı gördüğümde, bu duyguları yeniden yaşadım. Aslında bunu kendimi aşmak, daha iyiye, daha güzele ulaşmak için önemli birer dürtü olarak gördüğümü söylemek isterim. Bundan da çok büyük bir keyif aldığımı yadsıyamam. Yoksa o ilk gençlik dönemimde neden bir sözcüğün, bir düşüncenin peşinde saatlerce, günlerce kendimi yorayım ki?..

Sözü şuraya getirmek istiyorum:

O ilk yazı denemelerimde, okuyucu karşısına çıkmak, düşüncelerimi ortaya koymak, beni gerçekten kaygılandırıyordu. Şu sorular her zaman pusuda bekliyordu sanki: Söylediklerim acaba doğru mudur?.. Bu konuda başkaları ne düşünür, ne der?.. Yapabileceğim olası hatalardan dolayı küçük düşer miyim?.. Bu yüzden yaşadığım kaygıları azaltmak için, üstünde yoğunlaştığım konularda başka düşünürlerin ne söylediklerini okur, gereğinde onlardan alıntılar yaparak düşüncelerimi pekiştirmeye çalışırdım. Gerçi bunu yine yapıyorum, ama onların arkasına sığınmak için değil, denemelerime farklı renk ve sesleri katmak, zenginleştirmek, sözlerimi güçlendirmek için!

Yıllar geçtikçe, gençliğimde yaşadığım anlatım korkusunun, toplumun büyük bir kesiminde yer aldığını gördüm. Bırakın bunu yazıyla herkese açmanın, küçük topluluklarda olsun düşüncelerini savunanların sayısı oldukça sınırlı kalıyor. Bu yüzden kendi görüşlerimizden çok başkalarınınkine sığınarak, onların sözcülüğünü üstlenerek, gelebilecek kimi eleştirilerden kaçıyoruz. Gerçi son yıllarda, sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla düşüncelerini ortaya koyan, bunları tüm içtenlikleriyle tartışan gençler, bu alanlarda seslerini duyurmaya çalışıyorlar.

Sanırım bir noktada, aynı kanıda buluşmamız gerekiyor:

Bilimsel konular dışında yanlış, farklı, aykırı da olsalar, düşüncelerimizi açıklamaktan korkmamalıyız!

Başkalarının doğru diye savundukları bana ters gelebildiği gibi, benim doğrularım da bir başkası için tümüyle yanlış olabilir. O güne değin kazandığım bilgi, birikim ve deneyimler ele aldığım konularda beni mutlaka bir sonuca götürecektir. Bu yüzden aynı düşünsel düzeyde olmayan, benim yaşadıklarımı yaşamamış, benzer duyguların etkisinde kalmamış biriyle, doğaldır ki ortak bir noktada buluşamayız. Yaşanmışlıklar, deneyimler, aldığımız eğitim bir yana… Yaşadığımız yöreler, soluk aldığımız kentler bile, bize değişik dünya görüşleri kazandırabilir. Bunları göz önüne aldığımızda, herkesin farklı bir doğrusu olabileceğini söylemek sanırım yanlış olmayacaktır.

Sözün başına dönersek:

İster yazıyla ister sözle olsun, düşüncelerimizi içtenlikle anlatabilmeliyiz. Önyargısız, başkalarının yaklaşımlarından korkmadan, kaygılanmadan…

Gelebilecek her türlü eleştiriye karşı, “Ben böyle düşünüyorum!” diyebilmenin gururu ve onurunu yaşayarak!

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın