Sürmene’nin bıçakları

Geçen hafta, birkaç günlüğüne şehir dışına çıkacağımı söylemiştim. Trabzon-Rize gezisi tüm olumsuzluklarımı aldı, götürdü. Son anda terör korkusuyla gelmekten vazgeçen birkaç kişi namına üzüldüm.

Terörün büyüğü İstanbul’un kendisi. Kısa da olsa şehirden uzaklaşıp oksijeni bol, doğanın insanı şaşırttığı bir yörede bulunmak inanılmaz bir nimet. Eriyen kar suyunun çam ormanları arasından billur şelaleler halinde akması bir huzur menbası. Yayla turizminin giderek gelişmesi sonucu, Kaçkar Dağlarının eteklerinde inşa edilen oteller biri birinden uyumsuz. Oysaki yaylalara baktığınızda eski özgün tahta taş karışımı evler yeşilin içinde küçük bir mücevher gibi duruyor. Resim çekip gösterdiğinizde insanlar Avusturya veya İsviçre Alplerinde olduğunuzu düşünebilirler. Gerçekten de şehir ne kadar çirkinse, yukarıları o denli güzel. Otobüsün çıkamadığı virajlı yollara minibüsle gidiliyor. Şoför aynı zamanda rehber. Onunla ayrı bir kültürü kavramaya çalışıyoruz. Tekerleğin yola bakan tarafı insanı ürkütüyor. Şoför bize dönerek hem anlatıyor, hem de virajı dönmeyi sürdürüyor. Heyecanlanıyoruz, ‘Aman kardeş önüne bak, sonra anlatırsın’ diyoruz. Aldığımız yanıt, ‘Merak etmeyin, arabanın kaskosu var’ şeklinde. Şehirden dağ yoluna çıkınca garip bir ikilem yaşanıyor. Gerçi rehberimiz, ‘Gece otelden dışarı çıkmayın’ uyarısını yapıyor.

 İnsanoğlu meraklı. Odamın penceresini sonuna kadar açtım. Yarı belime kadar eğildim. Hava buz. Derin derin nefes aldım. Yoldan ne gelen var ne geçen. Ürkmüyorsunuz ama içeride bulunmakla güvende olduğunuzu hissediyorsunuz. Sanki İsviçre’desiniz, akşam dokuzdan sonra sokaklarda bir kul yok… Abartmıyorum, Trabzon’daki Uzungöl ile Cenevre’deki Leman Gölü aynı görünümde. Aradaki tek fark biri doğal diğeri yapay ve fıskiyesi var. ‘Her insanın bir ikizi var’ derler. Kanımca söz konusu iki şehir doğal güzellikleri açısından eş.

***

Çay, bal, Sürmene’nin ünlü bıçaklarıydı derken gerekli gereksiz bilumum hatıra eşyasını kabin boyu valizlere doldurduk. Bilginiz olsun, uçakta bal kavanozlarını elde götüremiyorsunuz. Bavula koymaya cesaret ediyorsanız, siz bilirsiniz. Biz kargo sistemini aldığımız yere zorla öğrettik. Elimize geçtiler ama henüz tatmadık. Türkiye’nin her tarafında bulunan ama Rize’den taşıdığımız özel çaylar Ada’ya gidecek erzakın içine eklendi. Sürmene bıçakları evdeki kör bıçaklar ayarında, üstelik bulaşık makinesine girmiyorlar vs vs… Zarar yok, ‘bu da seyahatin bir parçası’ dedik. Güldük, bilgilendik, temiz havayı içimize çektik ve sinir katsayılarımızı geride bırakarak döndük. Artık İstanbul’a dayanmak için belli aralıklarla uzaklaşmak farz oldu.

***

Şimdi ‘mutfak gülü’ olma zamanı. Takın önlüklerinizi, yumurtalar kahverengi olana dek tüp gazınızı bitirin. Bu sene de Seder bizim evde yapılacak. Annem sağ olsun, krem karamelin en güzelini hazırlayacak.

Hag Pesah Sameah.

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın