Kim bu Kafka(lar)?

Dağ gibi bir adam. Dağ gibi derken uzun boylu, dimdik ve heybetli. Ancak dağ gibi durağan değil. Tam tersine dağın en tepesindeki masmavi gözleri bir kuş gibi fıldır fıldır, neşe ve mizah saçıyor.

Açık ve net, herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilir bir mizah. Bir yandan da tıpkı Kafka romanları gibi, farklı bakışlarla farklı derinliklerde yorumlayabileceğiniz bir mizah. Çek sanatçı Jiri Sliva’nın Schneidertempel’daki gravür ve litografilerden oluşan sergisini gezin, seveceksiniz

Jiri Sliva’nın ülkemize ilk gelişi değil. Hatta karikatür çevrelerinde oldukça tanınan bir isim. 80’li yıllarda Hürriyet’in gerçekleştirdiği Aydın Doğan Karikatür Yarışmalarına katılmış, ödüller almış, daha sonra da 97’de aynı yarışmada jüri üyesi olarak görev yapmış. Dünya çapında tanınmış, Berlin, Paris, New York, Viyana, Tokyo gibi şehirlerde sergileri olmuş, önemli bir karikatür sanatçısı ve illüstratör. Yıllar sonra Türkiye’de ilk defa kişisel bir sergi açıyor: Kafka(lar) İstanbul’da. 31 Ocak’a kadar devam edecek serginin açılışında tanışma şansını yakaladığımız sanatçı, gerek yıllar boyunca yaptığı litografi (taş baskı) ve asitle baskı çalışmalar gerekse renkli kişiliği ile misafirlerini büyüledi.

Sen okudun mu beni?” diye soruyor ilk baktığımız litografide Kafka bize. Öyle ya herkes Kafka’dan söz ediyor ama kaçımız Kafka’yı gerçekten okudu? Sahi en son ne zaman okumuştuk Kafka’yı? Okuduklarımızı nasıl yorumlamıştık? Nasıl bir Kafka modeli çizmiştik gözümüzün önünde? Her birimiz farklı yaşlarımızda farklı farklı Kafka’lar yaratmamış mıydık düşüncelerimizde? Şimdi o Kafka’ların her biri, belki biraz eksiği ya da biraz fazlası farklı görüntülerde gözlerimizin önünde. Praglı Kafka’nın yanında Hindu bir Kafka’yı, aşçıbaşı Kafka’yı ya da Çinli bir Kafka’yı olduğu kadar yazılarının, düşüncelerinin ardında hapsolmuş Kafka’yı da bu sergide bulmak mümkün. Hapislik hali alternatifsiz bir koşul mudur? Özgürlük mümkün müdür? Ya Kafka bir garson olarak bir ‘Edebiyat Kafesinde’ Simone de Beauvoir ile James Joyce’a hizmet ediyor olsaydı? Ya dönüştüğü böcek Gregor Samsa, bir caz müzisyeni olarak altı kolu ile trio çalsaydı?

Jiri Sliva’nın uzun çalışma yıllarında ilgisini çeken en önemli konulardan biri Kafka. Gençlik yıllarından itibaren doğduğu Çekoslovakya’nın Pilsen kentinde Yahudi konuları ile her zaman yakından ilgilenmiş. “Edebiyat, resim sanatı ve her alanda... Pilsen’de büyük bir sinagog var. Prag zaten Yahudi cemaati ile ünlüydü.

Sliva, her seyahatinde gittiği tüm büyük şehirlerde öncelikle eski gettoları ziyaret ediyor. “Zira gettoların olduğu yerlerde ilginç bir tarih ve zengin bir kültürel miras bulacağımdan her zaman emindim.” Bu yüzden birkaç sene evvel kaybettiği ilk eşi, çocuklarının annesinin Yahudi olması da şaşırtıcı değil. “Şimdiki eşim Yahudi değil, ama o da benimle aynı ilgi alanlarına yakın hissediyor kendisini.”

Ancak sergi sadece Kafka konulu eserlerden oluşmuyor. Sergiye hayat katan diğer önemli temalar caz, blues, yin/yang, zıtlıklar, Sliva’nın hayalinde yarattığı, belirgin olmamakla beraber herhangi bir şehirde var olabilecek kafeler ve aşk.

Sergide de gözlemleyebileceğiniz gibi müziğin önemli bir yeri var Sliva’nın yaşamında. Zaten 17-18 yaşlarında, bir rock grubunda bateri çalıyormuş. Nitekim İstanbul hakkında Şalom için bir karikatür çizmesini istediğimizde ilk aklına gelen bir camii siluetini bateri ile bütünleştirmek oldu. Bateri, gitar, piyano sergide bolca göreceğiniz enstrümanlar arasında yer alıyor. Bir kuyruklu piyanonun kapağını Titanik ile özdeşleştirmesi gibi... 
Müziğin ilk gençlik yılları ve karikatürleriyle sınırlı kalmadığını açılışta misafirlerine gitarı ile iki güzel parça çalarak kanıtladı Sliva. Biri, 5 Şubat’ta Dadaizm’in kuruluşunun 100. yılı için kendi besteleyip yazdığı Dada şarkısı, diğeri de eski bir Yiddiş şarkısı olan ve Joan Baez’in de söylediği, bilinen adıyla Dona Dona.
‘Kafka(lar) İstanbul’da sergisi, Çek Cumhuriyeti Büyükelçiliği ve Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu sponsorluğunda gerçekleştirilmiş. Serginin diğer ilginç bir yanı Çek Büyükelçisinin de ünlü yazar ile aynı soyadını taşıması: KAFKA. Eşi ve oğlu ile Ankara’dan İstanbul’a açılış için gelen Büyükelçi Pavel Kafka, böylelikle sergiye farklı bir anlam katmış oldu. Serginin en küçük ziyaretçisi olan 5,5 yaşındaki Matthias Kafka ise yaklaşımı ve afacan bakışları ile bir anda serginin maskotu haline geldi.

Peki ya İstanbul için bir şeyler çiz desek?

Bence İstanbul tam anlamıyla Türkiye’yi yansıtmıyor. İstanbul kozmopolit, büyük bir şehir. Cıvıl cıvıl, dans ediyor. Ama Anadolu kasabaları için bunu söyleyemem. Nedir tipik olan? Sanırım en çok dikkatimi çeken bıyıklı gençlerin sokaklarda gitar çalması ve iyi İngilizce konuşuyor olmaları. Sanırım bu Türkiye’nin güzel ve gelişmekte olan yanı; burada büyük bir potansiyel var. Türkiye’nin bu coğrafyada çok büyük bir güç olacağını düşünüyorum. Yavaş olacak, ama olacak.

Bir fikrim var. Çizip, size yollayacağım. Umarım bu bir sorun yaratmaz.”

Açılışta bir konuşma yapan Büyükelçi Pavel Kafka; Sliva’nın eserinin bir açıdan Schneidertempel ile kesiştiğini dile getirdi “Çünkü bu bina bir sinagog. Buraya saygı ve tevazu ile gelmelisiniz. Ama bir yandan da bu bina değişik fikirlere çok açık. Burada karikatür sergileri de gerçekleştirilmekte. Provokatif hatta bazen tehlikeli bir iş karikatür sanatçılığı. Kafka’nın kitapları da, en azından okulda öğrendiğimiz kadarıyla depresif, karanlık ve pesimist işler. Ancak Sliva, sınırları zorlayarak Kafka’ya doğal ve mizahi bir bakışla bakıyor. Zeki ve nüktedan.

Karikatür meraklıları Sliva’nın 80’li yıllarda Hürriyet’in yarışmasına gönderdiği siyah beyaz karikatürleri hatırlayacaktır. Ancak bu sergide sanatçının farklı işleri yer almakta. Aynı yıllarda renkli illüstrasyonlar ve bakır baskılar da yapıyordu sanatçı ve bu sergiye Türkiye’de daha önce görülmemiş bu işlerini getirmiş. Taş baskı tekniği ile yaptığı renkli litografiler ve asitle bakır baskı işleri var.

Tabii ki, her hafta ekonomik ve politik karikatürler de çiziyorum. Ama bir galeride sergilemek söz konusu olduğunda neşeli yanımı açığa çıkarmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Biliyorsunuz, bizim beş duyumuz var. Ama en önemli duyumuz, altıncı duyumuz, duyusuzluk duyumuz.

Tıpkı Kafka gibi, ben de paradoksu, anlamsızlığı ve saçmalığı seviyorum. Woody Allen gibi, tüm Yahudi sanatçılar da bence eserlerini bu yaklaşımla yaratıyorlar.

Ne dediler?

Tan Oral

Yoruma gerek duymayacak kadar açık ve sesi yüksek bir sergi. Bu işlerin, yani sergi yapmanın, sergi asmanın ve karikatürizmin en keyifli yanı çok değerli, çok candan insanlarla tanışmak ve aradan yıllar da geçse tekrar onlarla karşılaşmak, bırakılan yerden dostluğa devam etmek. Bu sergi de bu dediklerimin yeni bir kanıtı. Sliva çok sevdiğim eski bir dost. Onu bir daha görmek, sergisini asmak -ben astım- çok keyifli.

Gürbüz Doğan Ekşioğlu

Jiri Sliva’yı yıllardan beri tanıyorum, çünkü 80’li yıllarda Aydın Doğan Vakfının düzenlediği yarışmalarda birlikte ödül alıyorduk ve ödül alan karikatüristler olarak da yan yana gelme şansımız oluyordu. O zamandan beri ilişkimiz devam etti. Çizimlerine baktığınız zaman, herkesin sevebileceği bir sadelik, estetik ve farklılık var. Açılışa katılması ayrıca güzel olmuş; bence bir çizerin hem sahnede konuşması hem enstrüman çalıp şarkı söylemesi hayranlıkla izlediğimiz bir birliktelik. Dolayısıyla güzel bir sergi. Baksanıza şu tepetaklak duran insanlara!

 

Trio: Neden kuartet ya da kuintet değil de trio?

“Kuartet ya da kuintet çok fazla iş demek! (kahkahalar) Bakın Latincede bir laf vardır: Tres faciunt collegium/Üç her şeyi kolektif hale getirir.”

 

Tango Nuevo:

“Benim için Astor Piazzolla da çok önemli bir kişilik. Kendisi Buenos Aires’ten çok önemli bir kompozitör. Mükemmel senfonivari tangolar yazmıştır. Ve buna ‘Tango Nuevo/Yeni Tango’ demiş. Onu araştırdım ve kendisini şarapla çizmeyi tercih ettim. Enstrümanı ile çizseydim, mizah olmayacaktı; daha da önemlisi benim çizimim olmayacaktı.”

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın