Tiyatroadam’dan bol ödüllü bir oyun: Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı

Tiyatroadam’dan bol ödüllü bir oyun:  Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı

Ünlü sinema ve televizyon adamı, yazar-yönetmen Serdar Akar, çektiği bir dizide oynayan ve kendi tiyatrolarını oluşturma arzularını söyleyen konservatuar mezunu bir grup öğrencinin tiyatrolarını kurmalarına önayak olmuş, Tiyatroadam 2007’de Serdar Akar’ın süpervizörlüğünde kurulmuş.

Murat Karakuş’un yönettiği ilk oyunları ‘Albay Kuş’ çok sayıda ödül kazandı. Diğer oyunları ‘Markalı Hava’, ‘Generaller Savaş ve Barbekü’, ‘Bölge Hastanesi’ ve ‘Babaannem 100 Yaşında’  benzer bir ilgiyle karşılaşıp ödüller aldı. Asıl patlamayı ise 2013-2014 sezonunda sahneledikleri, geçen yılın ödül rekortmeni ‘Arturu Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’ ile yaptılar.

Bertolt Brecht, ‘Arturu Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı’nı, aynen Charlie Chaplin’in yazıp yönettiği ‘Büyük Diktatör’ gibi, 1941’de, Hitler’in yenilebileceğinin henüz hayal bile edilemediği savaşın tam ortasında yazmış.

Oyun, 1929 Ekonomik Bunalımı sırasında, büyük şirketlerin çıkar savaşında oyuna gelerek suçlu durumuna düşen ‘dürüst’  bir belediye başkanının, aklanmak için çete lideri Arturo Ui ile işbirliği yapmasıyla başlar. Ui’nin karanlık ilişkileri ve oluşturduğu sömürü çarkıyla hızla büyümesinin öyküsü üzerinden, iktidarla sermaye günübirlik çıkarlar adına yasaları çiğneyerek işbirliği yaptığında, toplumsal düzenin onarılmaz yaralar alacağı ve siyasetin geri dönülemez bir baskı rejimine dönüşebileceği anlatılır.

Oyunda yaşananlar 1932-1933 yıllarındaki Almanya tarihiyle büyük benzerlikler taşır. Metinde, Chicagolu gangster Arturo Ui ve adamları Hitler ve Nazi Partisini, karnabahar tröstü ve tröstün patronları, Hitler’le yakın ilişki kuran küçük burjuvaziyi ve büyük Alman patronlarını, Belediye Başkanı Dogsborough ise Almanya Cumhurbaşkanı Hindenburg’u simgelemektedir.

Modern Tiyatronun temel taşlarından, Epik Tiyatro’nun babası Bertolt Brecht’in bütün oyunlarının zamana karşı mücadelelerinden her daim sağlam çıkmadıkları artık kabul edilen bir gerçek. Ancak, yaşamakta olduğumuz koşullar Arturo Ui’yi, olası yapısal ve kurgusal eskimişliğin çok ilerisine, güncelin de ötesine oturtuyor.

Arturo Ui’yi ilk kez yarım yüzyıl önce Asaf Çiyiltepe’nin efsanevi sahnelemesi ve Genco Erkal’ın olağanüstü yorumundan coşkuyla, 30 küsur yıl sonra da, Brecht’in kendi tiyatrosu Berliner Enemble’ın, tiyatro dehası Heiner Müller’in, mafya olgusunu öne çıkaran bitmez tükenmez sahnelemesinden, epey de zorlanarak izlemişliğim var.

Sanırım, Tiyatroadam’da, Anadolu Üniversitesi Anasanat Dalı Başkanı Ümit Aydoğdu’nun yönettiği bu Arturo Ui’yi izlemeyi ikinci sezonunun sonlarına bırakmış olmam biraz da yeni bir hayal kırıklığından korktuğumdan. Hemen söyleyeyim, gerçekten etkileyici buldum.

Oyun, ekibin “Kimdir bu Arturo Ui?” sorusuyla başlar. Malum epik tiyatro, cevabı da onlar verecektir: “Kişilerin yoktur bir önemi, çerçevedir var eden o dönemi. Siz de görün, resmi değil, onu içine alan çerçeveyi.” Brecht, Hitler’in iktidara yürüyüşü ile Arturo Ui’nin, ünlü Chicago’lu gangster Al Capone’unkini anımsatan yükseliş öyküsünü örtüştürürken, Ui’yi bir gangster, bir kahraman veya bir politikacıdan ziyade toplum karakterlerinin bütününün oluşturduğu bir çerçeve olarak görmektedir.

Ümit Aydoğdu, Brecht’in metnine oldukça sadık kalmış. Gangster öyküsü orijinal prodüksiyonlarda fonda yansıtılan filmler ve yazılarla tarihsel perspektife bağlanırken, bu yorumunda bağlantıyı oyunculara söyletmiş ki bence bu, oyunun epik karakterine de uygun.

Müthiş bir sahne trafiğiyle yönettiği, 36 farklı karakteri dönüşümlü olarak yorumlayan kalabalık oyuncu gurubundan dört dörtlük bir oyunculuk elde etmiş. Müzik Direktörü Oktay Köseoğlu’nun müziklerinin ‘a capella’ olarak oyuncular tarafından söylendiği oyunda Aşkın Şenol, Ayça Koyunoğlu, Berk Yaygın, Çetin Kaya, Deniz Özmen, Fatih Koyunoğlu, Gökhan Azlağ, Neslihan Arslan baş döndürücü bir tempoyla, gülerek, eğlenerek, olayların trajik boyutunu unutmadan ve unutturmadan müthiş bir coşkuyla başarılı bir toplu oyunculuk sergiliyorlar. Hepsi de ‘eşit olarak’ çok iyiler. Yine de kusursuz İtalyan şivesiyle Gökhan Azlağ, başarıyla kadın-erkek hiç fark gözetmeden yorumlayan Ayça Koyunoğlu ve Neslihan Arslan ‘daha eşitler’. Neslihan’ın külhanbeyi gangsterden acılı dula geçişi, hemen ardından gözyaşlarını silip komik bir karaktere dönüşmesi heyecan verici.

Barış Dinçel’in dekor ve kostüm tasarımı çok başarılı. Fonun finalde gamalı haça dönüşmesi etkileyici bir sürpriz. Kostümler hem dönemin çizgisini yansıtıyor hem de, kostümü giyen oyuncu kostüm sahibinin kişiliğine bürüneceğinden, her kostüm oyunun bir karakterini belirliyor.

Burada bir parantez açarak, her oyuncunun bütün karakterleri yorumlaması fikrinin ilk kez bu oyunda kullanılmadığını belirteyim. Bugünün, Dot ve Altıdan Sonra dahil, genç ve bağımsız tiyatrolarının öncüsü Kumpanya’nın 1991-1993 yılları arasında sahnelediği ‘Fayton Soruşturması’nda yazar-yönetmen Kerem Kurdoğlu’nun canlandırdığı Fayton/Phaeton’un dışındaki tüm oyuncular, sahnenin yanlarında uzun askılardan, bir karakterin simgesi olan giysi, mask veya aksesuarı aldığında söz konusu kişiyi canlandırıyordu.

Keza, Münchner Kammerspiele’nin, 17. İstanbul Tiyatro Festivalinde sahnelediği, K.’nın yargılanmasının dairesel bir platform üzerinde canlandırdığı ‘Dava’nın kalabalık oyuncu kadrosu, K. dâhil bütün karakterleri değişerek canlandırıyordu. Beni müthiş heyecanlandıran bir haber vereyim: Fayton Soruşturması, yazılışının 25.yılında, Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Tiyatro Artı tarafından tekrar sahnelenecek.

Uygulamanın ilk olmayışı, tabii ki başarılı olmasına ve bu oyuna ‘cuk oturmasına’ engel değil. Çarpıcı finalde bütün ekibin Ui’ye dönüşmesi, bir müzikalden çok siyasal sinemanın başyapıtlarından ‘Cabaret’nin sonunda, Nazilerin kabareyi doldurmasıyla, özgürlüğün ve sağduyunun son kalesinin de fethedilmiş olduğu sahneyi hatırlattı.

Henüz göremeyenler için üçüncü sezonunda devam edecek. Arada yeniyetme Ui’lerin önlenebilir tırmanışını durdurabilmişsek ne mutlu bize.

 

Savaş ve Barış Oyunları III:

‘Kar Küresinde bir Tavşan’

Evinde masallar doğuran bir anne, camdan içeri giren bir kız.

Kadife ve Şelale; iki farklı evrenden gelen ve o yerde buluşan iki kadın.

O yer: mürekkepten atlar kalesi.

Bu masalda tüm kahramanların başına yeşil ve ekşi bir elma düşecek.

 

ikincikat’ta Sami Berat Marçalı’nın Savaş ve Barış Oyunları projesinin üçüncü ayağı, Ahmet Sami Özbudak’ın yazıp Firuze Engin’in yönettiği, porno-savaş konulu ‘Kar Küresinde bir Tavşan’.

Sami geçen yıl projeyi ‘Yarının Oyunları’ gibi iddialı bir başlıkla sunduğunda, beklentilerinin boşa çıkmayacağını ummuş, sonuçta tiyatromuza en azından üç kalıcı oyun çıktığında (Sami Berat Marçalı’nın metin olarak en aksak çalışma olan ‘led’i bu mevsimin en etkileyici oyunlarından ‘p*ark’a dönüştürmesini de katarsak dört demem gerek), hele Firuze Engin gelenekselle çağcıl arasında köprü kuran ‘Cambazın Cenazesi’ ile tiyatro tarihimize geçecek bir metin yazdığında projenin başarısı hepimizi sevindirmişti.

Savaş ve Barış Oyunları benzer bir şekilde devam ediyor. ‘Aynur Hanımın Bebeği’ ve ‘İki Kardeş’ gibi çok başarılı iki çalışmanın ardından gelen Kar Küresinde bir Tavşan’ı nefes kesici bir oyun.

Genelde kadın yazarlardan erkek dünyasını anlayan/anlatan metinler çıkabiliyor. Buna karşın kadın dünyasına gerçekten girebilen erkek yazar sayısı çok daha az. Özbudak bu işin altından başarıyla kalkmış. Gerçekten de iki ayrı evrenden gelen iki kadının üzerinden, kadınlığa, anneliğe, kadınca sevmeye ve hatta orospuluğa son derece duyarlı bir bakış açısı getiriyor.

İlginçtir, projenin savaş temalı oyunlarının ikincisinde de savaş meydanı yine ev. Çocukluğunda geçirdiği bir travma yüzünden evine/odasına kapanan sorunlu Umut, travmayı belki de bilinçli veya bilinçsiz olarak kullanan annesinin koruması altındadır. Anne, bir masal dünyasına götürmeye çalıştığı oğlunu hayal dünyasında yaşatabilmek ve evinden/yanından kopmasını engellemek için eve sık sık onun cinsel ihtiyaçlarını karşılayacak fahişeler de getirmektedir. Asıl savaş, oğlunun statüko dışına çıkmasını engellemek isteyen anne ile genç adamı dış dünyaya açmak için çaba gösteren genç bir fahişe arasında geçecektir.

Böylesine bildik, neredeyse sürprizsiz bir olay zincirinden 80 dakika soluk soluğa izlenen bir oyun nasıl çıkıyor derseniz, en başta Özbudak’ın iki kadının ruhunun derinlerine inebilen incelikli metni ve bu iki kadının savaşını sahneye koyan üçüncü kadının, Firuze Engin’in başarısı var. Engin, silahların sözcükler olduğu, şiddetin bedensel değil, duygusal olduğu bu çatışmayı, aslında bu kadar zıt olmalarına karşın birbirini tamamlayan bu iki kadının bilinçaltındaki dayanışmasını da zaman zaman ortaya çıkararak veriyor. 

Kuşaklarının en iyi iki oyuncusunun, Defne Halman ile Pınar Çağlar Gençtürk’ün yorumları ise her türlü övgünün üstünde. Tüm artılarına karşın Kar Küresinde bir Tavşan bu iki olağanüstü oyuncu olmasa bu kadar heyecan verici olamazdı.

Gerçeklerin dünyasını düşlerden başarıyla ayrıştıran Eyüp Emre Uçaray’ın ışık tasarımı ile Jesse Gagliardi’nin işlevsel dekorunun da oyuna önemli katkıları var. Dekorun iki elemanı, tencere/mutfakla çekmeceli büfe/konsol unutulur gibi değil.

Sadece yaz oyunlarının değil, başlamakta olan tiyatro mevsiminin de en iyilerinden biri olmaya aday bir çalışma. Sezona yeni oyunlarla girmeye ve yaz oyunlarını programına almamaya kararlı olan Marçalı’ya sesleniyorum. Kar Küresinde bir Tavşan, 8-9 gösteriyle geçiştirilecek bir iş değil. ikincikat’ta ek seans mı yaratır, yapmaya başladığı gibi Asya yakasına ya da İstanbul dışına turneye mi çıkarır, o kendi bileceği bir şey. Benim bildiğimse “bu oyun devam etmeli!” Hepinize iyi seyirler.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın