İçeride çocuk var

Cezaevlerinde kendi yaşlarına uygun olmayan koşullarda yaşamak zorunda kalan çocukların durumuna üzülmekten daha fazlasını yapmaya karar veren bir grup gönüllü İçeride Çocuk Var projesini başlattı.

İçeride çocuk var

“Garip, cezaevini normal dünya, mahkûm kadınları da akrabaları sanarak büyüdü. Oyuncak görmedi hiç, gökyüzünde uçan kuşları cezaevi avlusundan izledi, uçakları da büyük gürültülü kuşlar olarak çok sevdi. Cezaevinde çocuk yemeği çıkması gibi bir şey söz konusu olmadığı için büyüklere gelen yemeklerden yedi; acıysa acı, ekşiyse ekşi, tatlıysa tatlı. Cezaevinin taş zemininde sürünerek emeklemeyi, avluya havalandırmaya çıkarılarak yürümeyi, koşmayı öğrendi.”

Bu cümleler Zülfü Livaneli’nin Konstantiniyye Oteli adlı kurgu kitabından alıntı olsa da, cezaevinde yaşamak zorunda olan çocukların hayatlarının birebir yansıması. İçimizi burkan bu tablo karşısında üzülmekten fazlasını yaparak içerdeçocukvar projesine imza atan iyiliksever isim ise cemaatimizin içinden biri: Yusuf Öztürkkan.

 

 Bir grup gönüllü “Daha iyi bir toplum için ne yapabiliriz” diye yola çıktınız. Projenin mimarı ve kitlelere duyuran yüzü olarak çıkış hikâyenizi paylaşabilir misin?

2014 Haziran’ında 24 kişiyle yola çıktık, şu anda 100 kişiye ulaştık. Projenin medyada tanıtımını eş başkanlığı paylaştığım Sertaç Eliyürekli ile birlikte yürütüyoruz. 24 arkadaş bir kişisel eğitim seminerinde tanıştık ve topluma faydalı ne yapabiliriz diye düşünmeye koyulduk. Temelinde çocuk ve eğitimin olması gerektiğine karar verdik. Söz konusu cezaevindeki çocukların eğitimi olunca dış etkenlere -bakanlıklar gibi- bağımlı olduğumuzdan hemen cesaretimizi toplayamadık. Altı ay sonunda çekincelerimizi yenmiş, projenin çerçevesini çizmiştik. İsim belirlemekle işe koyulduk: “içerdeçocukvar”. Gülperi arkadaşımız logomuzu çizdi. Daha sonra kendimize yasal bir platform aramaya başladık. Tanıştığımız çok sayıda vakıf arasında mahkûm, mahkûm aileleri, cezasını doldurup dışarı çıkan çocuklar veya içeride evebeyni bulunan çocuklar, cezaevleri koşullarında çocukların yaşaması gibi bu alanın her boyutunda 20 yıldır ihtisas yapmış ‘Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı’ ile çalışmaya karar verdik. Projemizi çok beğendiler. Önce Bakırköy Cezaevi ile görüştük daha sonra Adalet Bakanlığından gerekli izinleri aldık. Bu esnada çalışmalarımızı sürdürürken projeyi Adalet Bakanlığımızın desteği ve izniyle sekiz cezaevine çıkardık. İstanbul Valiliğinden bağış kampanyası düzenlemek için izinlerimizi aldık.

 Birçok başka sosyal sorumluluk projesinde rol alabilecekken neden özellikle hapishanelerdeki çocuklara eğilmek istediniz?

İnanılmaz bir alandayız. Çocuk var, eğitim var, anne var, cezaevi var, suç var. İşte bu kadar özel bir konumdaki insanlara yardım ediyoruz. Gerçekten heyecanlanıyoruz, duygularımızı açığa çıkarıyor ve müthiş bir tatmin hissediyoruz. Temel olarak düşününce bir çocuğun annesi yüzünden orada bulunuyor olması çok büyük haksızlık. Annem içerde olsa onun kaderini paylaşmak istemez veya onun kaderinin benim kaderim olmasını istemezdim. Hayatlarının ilk altı senesini cezaevinde geçirmek zorunda olan çocuklar, yeryüzünde psikolojik olarak en travmatik çocuk gruplarından biri olarak sınıflandırılıyor. Bu kadar niş bir alanda tüm istediklerimizi gerçekleştirirsek kendi değer duygularımızı yaşayabileceğimiz, bu güzel çocuklara çocukluklarının hapsolmamasında yardımcı olabileceğimiz bir dünya yaratmış olacağız ve böylece kendi ışığımızı paylaşmış olacağız.

 Peki ya senin hikâyen ne? Yusuf Öztürkkan kimdir, ne yapar, bu projeye atılmasında bir dönüm noktası var mıdır?

44 yaşındayım. Mimar Sinan Güzel Sanatlar mezunuyum. Bir kız, bir erkek ikizlerim var. Üç dalda faaliyet gösteriyorum fakat ana işim ev ve otel tekstili. Şirketimizin Bakırköy Cezaevinde bir atölyesi var.  Sekiz yıl evvel yurtdışından esinlenerek bunu Türkiye’de yapamaz mıyım diye düşündüm. Adalet Bakanlığı ile çalışmaya başladık. 50 kadar kadın mahkûm maaşlı, sigortalı bir şekilde masa örtüleri dikiyor. Aileleri de sigortalı. Cezaevine gide gele çocuklara hâkim oldum. Bir çocuğun bir gün bacağıma yapıştığını hatırlıyorum. O anda o çocuğa her şeyimi vermek istedim, bir şeyler bilinçaltıma yerleşmiş olmalı.

 Türkiye’de cezaevlerinde büyümek zorunda olan çocuklarla ilgili bize biraz bilgi verebilir misin? Ne tür koşullarda yaşamak zorundalar?

Kanuna göre anneleri isterse 0-6 yaş çocuklarını yanına alabiliyor. 0-3 yaşların çok az faaliyeti var. Her ne kadar yönetmelik var ise de uygulanabilirliği çok düşük. 3-6 yaş arasındakiler anaokulu hizmetinden faydalanabiliyor. Fakat her cezaevinde düzgün bir anaokulu yok. Var olanlarda iyileştirmeler yapıyoruz, mevcut değilse de en baştan biz kuruyoruz. Diğer cezaevlerinde çocuk sayısı daha az olduğu için önceliği sekiz cezaevine verdik. Kuracağımız anaokullarında 0-3 yaşın da kaliteli zaman geçirebileceği alanlar yaratmaya özen gösteriyoruz. 6 yaştan sonrası ya kendi ailelerine dönüyor ya da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının öngördüğü kurumlara transfer ediliyor.

 Kuracağınız anaokullarından kaç çocuk faydalanacak?

Cezaevine göre şu anda 15 ila 65 çocuk arasında değişiyor. Fakat mahkûmların cezaevinde kalış süreleri de sayının cezaevi içinde değişken olmasına neden oluyor. Bizim anaokullarımız 60-70 kişiye hizmet verebilecek şekilde. Toplamda Türkiye’de anneleriyle içerde yaşamak zorunda olan 400’den fazla çocuk var. Biz projemizle 300’e yakın çocuğa ulaşıyoruz.

 Eğitime gelene kadar beslenme, bakım gibi temel ihtiyaçları karşılanabiliyor mu ki koğuşlarda çocukların?

Bazı çocuklar anneleriyle yatak paylaşmak zorunda kalıyorlar. Bir koğuşa diğer kalanları da rahatsız etmemek için maksimum bir ya da iki çocuk koyuyorlar. Bu arada koğuşlarda güvenlik nedeniyle yalnızca pelüş oyuncağa izin veriliyor. Çocuk diğer 20 mahkumla birlikte zamanını geçiriyor, onlarla avluda açık havaya çıkıyor. Yönetmeliğe göre çocuklara göre yemek çıkması gerekse de yine  eksiklikler var. Anneler kendilerine çıkan yemekten vermek zorunda kaldıklarını söylüyorlar. Dışarıdaki çocuklar kadar doğru beslendiklerini söyleyemeyiz. Bizim anaokullarımızda profesyonel olarak hazırlanmış endüstriyel bir mutfak olacak. Dolayısıyla çocuk yemekleri pişmesi için ideal bir ortam yaratıyoruz. Sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar yemeklerin burada hazırlanması için izin verileceğini tahmin ediyoruz. Adalet Bakanlığı vakfımızın bu projesi ile alakalı bize destek oluyor. Bu eksikliğinin farkındalar ve bir STK’nın bu girişiminden memnuniyet duyuyorlar. Kendilerinin bize olan destekleri, bu çocuklar adına bizleri mutlu ediyor. Vizyonlarının bu denli işbirlikçi ve destekçi olmasını takdir ediyoruz.

 Adalet Bakanlığı’ndan destek alıyor musunuz yoksa tamamen gönüllü esasına dayanan bir proje mi?

Neticede bir STK’yız o yüzden devletten herhangi bir kaynak beklentimiz yok. Tamamen gönüllü ve her vatandaşın bir parçası olabileceği bir vakıfız, bir gruba bağımlı değiliz. Gelirlerimiz tamamen bağışlardan. Ayrıca işlevsel olarak dört reklam şirketi bize ücret almaksızın destek veriyor. Dijital medyamızı yöneten Time, halkla ilişkilerimizle ilgilenen İstanbul PR, sosyal hesaplarımızı yöneten Sesli Harfler ve görsellerimizi hazırlayan Büro ile bilinirliğimizi her geçen gün arttırıyoruz. Nord Mimarlık ile de tüm anaokullarının inşaatını gerçekleştiriyoruz.

 Projeniz ilk Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinin anaokulu ile mi hayata geçiyor? Tam olarak neler yaptınız orada?

15 Ekim’de inşallah teslim edeceğiz. Orada zaten minik ama sempatik bir yuva binası bulunuyordu. Biz bunu büyütüp, dış cephesini ve iç mekânını yenileyerek, bahçe alanında da renkli çitlere, çimlere, tik zemine kadar uygulamalar yapacağız. Örneğin mevcut yeşil alanı üç katına çıkarıyoruz. Bisiklet parkuru ve amfi tiyatrosu bile olacak. Küçük bir alanı da çocukların hayvanlarla ve toprakla haşır neşir olmaları için ayırdık. Kaplumbağa, kümes hayvanları ve küçük tarım alanları yaratacağız. Kum havuzuna özellikle eğitim açısından çok önem veriyoruz. Oyun parkı ve tırmanma duvarları da olmazsa olmaz. Milli Eğitim Bakanlığından atanmış toplam dört öğretmenimiz var. Başından beri özveri ile çalışan öğretmenlerimiz ile birlikte yürüyoruz projede. 

 Sırada hangi cezaevleri var?

1 Kasım’da Sivas’ta başlıyoruz. Oradaki durum acil, 35 çocuk bulunuyor ve sevinçle bizi bekliyorlar. Mevcut bina oldukça büyük fakat kötü durumda. Üçüncü proje Gebze ve sıfırdan bir proje. Ona da 2016 başında start vermeyi hedefliyoruz.

 Önceliği nasıl belirliyorsunuz?

Ekip olarak biz sekiz cezaevini de ziyaret ettik. Fizibilite çalışmaları, çocuk sayısı, mevcut imkânlar, ihtiyaçlar doğrultusunda aciliyet sırası yaptık.

 Biz nasıl yardım edebiliriz?

YUVA yazıp 4528’e SMS gönderildiğinde, projeye 10 TL tutarında katkı sağlayabilirsiniz. icerdecocukvar.com sitesinde her tür bağış yapma yöntemini bulabilirsiniz. Çocukların ve ailelerin sürekli ihtiyaçları belirleniyor ve buna göre onlara malzemeler yolluyoruz. Vakfımıza mal zeme akıyor diyebilirim. Biberonlar, mama ısıtıcılar, kadın petleri, çocuk şampuanı, diş macunu, çocuk ve anneler için iç çamaşırı gibi bir dünya ihtiyaç var. Depomuz oyuncak dolu çünkü herkesin aklına ilk oyuncak geliyor. Gönüllü olmak isteyen çok insan da var. gonullu@icerdecocukvar.com adresine yazdığınız zaman sizi veri tabanımıza ekliyoruz ve ihtiyaç olduğunda sizinle iletişime geçiyoruz.

 Diyelim ben yazılsam beni ne için arardınız?

Şu anda fiziki çalışmalar yapıldığından kimseyi aramıyoruz. Fakat eğitim vermek isteyenden, konser vermek isteyene kadar, yaptığı herhangi bir faaliyetin sonunda topladığın parayı bağışlamak isteyene kadar insan var. Yoga yapmak isteyenden tut, çocukları gezdirmek isteyenlere kadar bize teklif yağıyor. Cezaevinin kabul ettiği şartlar el verdikçe bunları hayata geçireceğiz. Her cezaevine bir minibüs hediye etme hedefimiz de var. Çocuklar zaman zaman gezilere çıkıyor fakat yönetim onay verecek, güvenlik elemanı ayarlanacak, vasıta bulunacak. Kolay olmuyor. En azından vasıta bulmak bir sıkıntı olmaktan çıksın. Çocuk motifleriyle süslü minibüslerle sürekli geziye gitsinler, dış dünyayı tanısınlar. Düşünün ki burada bakkal gezmeye giden çocuklardan konuşuyoruz. Dışarıdaki insanlar için kavraması zor bir şey.

 

yusuf

Yusuf, gönüllü ekip arkadaşlarıyla mahkûm çocuklarına bir el uzatıyor, böylelikle ‘Tikkun Olam –dünyayı tamir etme’ Yahudi geleneğinin en güzel örneklerinden birini sergilemiş oluyor. Koordinatörlüğünü yürüttüğü ’içerdeçocukvar’ projesiyle bu sözcüklerin arasına boşluk açmaya çalışıyor son tahlilde.

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın