Melnitz Amca ve yaşayan Yahudilik

“İnsan gökyüzüne sahip olamazsa yeryüzüne de sahip olmamalı.”

 

İnsanların dinsel inançları, kutsal kitapları, gelenekleri ve yaşam biçimleri farklı coğrafyalarda bazen sorun olur. Özellikle Yahudilerin kendi aralarında kurdukları güçlü dayanışma, dinlerine olan bağlılıkları, ticari becerileri nedeniyle toplum içinde dışlanmalarına neden olmuştur. Kitabın, 40. sayfasında bu savı doğrulayan bir söz okuruz: “Burası da her yerden farksız.” Evet, bir Yahudi için ezilmek, acı çekmek, dışlanmak, sıradan bir şeydir.

Kitapta bir ailenin kuşaklar boyunca yaşadıkları anlatılıyor. Yahudi olan bu ailenin bireyleri, hayli güçlü, sağlam yaratılmış karakterler. Kitabı okurken her biri gözlerinizin önüne geliyor, onlarla karşılıklı konuşuyorsunuz sanki. Romandaki karakterler dinsel inançlarına sıkı sıkıya bağlanırken, evlerinin dışındaki yaşam sürekli değişmekte. Birinci bölümde, 1871’de Almanya’da yaşayan Salomon Meijer ailesini tanıyoruz. Almanya, Fransa ve İsviçre sınırlarının kesiştiği bir bölgenin hem günlük yaşantılarına hem de o dönemin sosyal ve politik atmosferine tanık oluyoruz. Salomon Meijer, namuslu bir esnaftır. Onun dürüstlüğü, insancıllığı, çevresine olan saygısı yaşadığı toplumda herkes tarafından takdir edilmektedir. Ancak bir gün, Fransız ordusundan kaçan Janki adında Yahudi bir genç onlara sığınır, yanlarında kalmak ister. İşte bu genç adam, küçük bir esnaf olmayı içine sindiremez, daha büyük bir iş sahibi olmak ister. O nedenle, Salomon’un kafasını karıştırır, ona yeni bir iş açmasını söyler. Yazarın burada imlemek istediği şudur: Dinsel inancına bağlı, kendi içine dönük, mutlu bir yaşantı süren, başka bir dinden olanlar tarafından bile saygı gören Salomon ile diğer tarafta sadece para kazanmak, güç sahibi olmak, bu anlamda itibar görmek isteyen Janki arasında derin bir görüş ayrılığı vardır. Bu konuda her ikisi farklı görüşleri temsil etmektedir. Salomon’un karısı Golde, kızları Miriam ve Chanele kendi dünyaları içindedir. Janki bir kumaş dükkânı açar. Para kazanmanın önemi, onun getireceği güç ile dinsel inanç arasındaki derin ayrılık kendini göstermeye başlar. Bölgede yaşanılan savaşların sorumlusu olarak yine Yahudiler gösterilir. Yerel bir gazetede şunlar yazar: “Yasaları hiçe sayan adamların neredeyse tamamı, maalesef Yahudi’ydi. İmha edilmesi gereken kirli malları, örneğin kumaşları… Ve bu mallar gönderildikleri yerlerde yüzeysel bir temizliğin ardından yine Yahudi esnaf tarafından saf millete satılıyordu.” (s.75) Savaşın yarattığı ekonomik bozukluk, işsizlik, politik karmaşa nedeniyle dönemin hükümetleri bir kaçış yolu bulmalıydı. Bunun en kolay yolu da Yahudi düşmanlığıydı. Gazetedeki yazı şöyle bitiyordu. “Müşteri, dikkatli ol!”

Kitapta sözü edilen dönemin yaşam koşullarını, Hıristiyanlık ve Yahudilik ile olan bazı kıyaslamaları, düne kadar dost olan insanların bir anda nasıl da değiştiklerini dehşetle görüyoruz. Öte yandan, Chanele’nin kadınsı dürtüleri, Janki’ye olan tutkusu, ona güzel görünmek arzusu öne çıkar. Genç kız iki kaşının birleşmesinden o güne kadar rahatsız değildir. Ancak bir erkeği beğendiğinde, ona kendini güzel göstermek amacıyla, bir cımbız alır ve acı çekerek yüz kıllarını temizler. Aynaya her bakışında, Janki’yi düşünür…

Fransız Devrimi sonrasında, Avrupa’da bir eşitlik ve özgürlük düşüncesi topluma yayılır, geniş kitleler bundan hayli yararlanır. Ancak Yahudiler bundan tam olarak yararlanamaz. Yahudilerin farklı olan dinleri, bu dinin gelenekleri ve yapısı, bir Yahudi’yi tam olarak Hıristiyan bir toplum içinde öne çıkarmaya yetmez. Salomon ve ailesi politik karmaşanın ortasındadır artık. Günlük yaşamları, gelenekleri ve Alaha kuralları aynen geçerli olsa da, yaşadıkları toplumun baskıcı tutumu nedeniyle rahatları yerinde değildir. Karşılıklı ithamlar, tehditler sürerken, Yahudiliğe bakış açısı hiç değişmez. Uyduruk sözler bugün bile anımsanır. “Bilindiği gibi Hristiyan bakire kızların kanı çok eski bir ritüel gereği Pesah ekmeği – matsa yapımında kullanılır” (s.271). Önyargılı insanların böylesine temelsiz iddialara inanması, diğerlerinin de bundan yararlanarak Yahudilerin mallarına el koyması sıkça yaşanılan bir olaydır.

Ailenin iki kızı ise kendi dünyalarına dalmıştır, evlilikle ilgili pembe düşler içindedir. İkisi de bu tür olaylardan etkilense bile genç kızlık düşleri onları içsel bir fanusa çeker, orada kendilerini daha rahat hissetmelerini sağlar. 

Kitapta çok ilginç bir bölüm var: Dr. Stern ile Pinchas arasında (Miriam’ın oğlu) felsefi ve teolojik bir tartışma yaşanır. Bu tartışmada, Tanrı’nın varlığı, Yahudi inancı, gelenekler üzerine hayli sert ve dikkat çekici sözler bulunuyor. Yahudiliğin neredeyse tüm gelenekleri, kanunları ve maneviyatı üzerine ciddi anlamda göndermeler bulunuyor. “İnsan bilmeli ve inanmamalı” (s.238). Bilmek ama neyi, nasıl? Bu sorunun yanıtı kuşkusuz açıkta kalıyor…

Roman bölümler halinde ilerlerken, I. Dünya Savaşı dönemine rastlarız. Bu dönemde yine olaylar, acılar, bunalımlar vardır. Chanele ve Janki evlenmiş, üç çocukları olmuştur. François tıpkı babası gibi farklı görüşleri olan biridir. Bir gün, François iyi tanıdığı Hristiyanlardan fena halde dayak yer. Bu dayak onu farklı düşüncelere yönlendirir. Bu bölümde Melnizt Amca bir kez daha sahneye çıkar ve şöyle söyler: “Artık korkudan kurtulamayacaksın” (s.173). İlerleyen bölümlerinde, François ani bir kararla Hıristiyan olur. O da babası gibi farklı bir ruh haline ve dünya görüşüne sahiptir. Ancak ne yaparsa yapsın, bir türlü istediği saygı kazanamaz.

François romanda çok ilginç bir karakterdir aslında. Onun üzerine bir sosyolog gibi düşünüp değerlendirmek gerekiyor. Neden din değiştirdiği, o güne kadar olan dinsel inancının ne kadar sağlam olduğu, yaşadığı pişmanlığı gibi. François soy ismini de değiştirir. Yahudilikte isim önemlidir ve değiştirilmesi dinen uygun değildir. Bundan böyle, Meijer yerine Mejer soy ismini kullanacaktır. Melnitz Amca karşısındadır: “Sana yeni adında bol şans dilerim Şmul Meijer, dedi. Onu sağlıkla kullan” (s.468). Burada bir Yahudi için ismin ne kadar önemli olduğu, onu değiştirse bile temelde aynı kalacağı özenle sezdiriliyor.

I. ve II. Dünya Savaşı Yahudiler için tam anlamıyla bir kâbustur, dertlerin ve korkunun bitmediği bir acılar dönemidir. “Yörenin Rus kumandanı, hahamın evini hapishane, içindekileri de tutuklu ilan etmişti” (s.496). Romanda Kazak katliamı da tüm ayrıntılarıyla anlatılır.

Melnitz Amca, Yahudiliğin sözlü tarihi, belleğidir adeta. Onun sözlerinden yaşanılan acıları, yapılan hataları, işlenen günahları ve tüm bunların açıklamalarını okuruz. 1871 ile 1945 arasındaki Avrupa tarihinde sıradan bir Yahudi ailenin yaşadıkları, çektikleri acılar, işledikleri günahlar, onlara karşı yapılan hatalar ve baskılar canlı bir anlatımla karşımıza geliyor. Özellikle karakterlerin ruhsal bunalımları, kişilikleri, günün koşullarıyla barışık ya da kavgalı oluşları hayli çarpıcı örneklerle anlatılıyor. İki tarih arasında Avrupa’nın nasıl sosyal ve politik bir değişim geçirdiğine, ekonomik krizlerin gerçek nedenlerine, farklı inanca sahip olanların toplumdan neden dışlandığına, insan olmanın önemine ayrıntılarıyla tanık oluyoruz. Ayrıca Yahudilikle ilgili neredeyse tüm törenleri, kuralları, ritüelleri, bazı sembolleri de öğreniyoruz. O dönemi tanımak ve bilmek isteyen herkesin okuması gereken bir kitap, Meltniz.

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın