Derin sularda arınmak

Çok şükür sıra Teşvikiye, Rumeli Caddesi ve Nişantaşı’na da geldi. Seçim minibüsleri trafiğin gürültüsünü bastırırcasına avaz avaz geçip gidiyorlar. Yolda yürürken doğal olarak önünüzdeki çarpık kaldırımlara dikkat etmek zorundasınız. Tam o anda arkanızdan, ‘Sayın vatandaşlarııım’ diye bağıran minibüsün sesiyle irkiliyorum. Öyle kötü bir his ki bu. Alışkanlık üzere başparmağımı üst damağıma bastırıyorum. İşin komik tarafı ise, bazen üç ayrı parti arabasının peşpeşe caddede gidişini görmek. Madem yolda birlikte gidebiliyorlar, neden aynı algıyı günlük hayata geçiremiyorlar?

***

Cuma, cumartesi ve pazar günleri hem kendi açımdan, hem ülke açısından yoğun bir gündem yaşandı.

İlk önce sevgili Luiz Bahar’ın kaybıyla sarsıldım. Tanımayanlarınız için bir açıklama getirmek istiyorum. Luiz Bahar Holokost’ta hayatta kalmayı başarmış, her zaman dimdik, yüzünden eksik etmediği gülümsemesiyle akıllı ve bilge bir hanımefendiydi. Uzun yıllar İhtiyarlara Yardım Derneği’nde gönüllü olarak çalıştı. Onunla sohbet, derin sularda arınmak gibiydi. Bazı nadir insanlar vardır, onları tanımak size yaşamınızın gerisi için büyük artılar getirir. Luiz Bahar benim için onlardan biriydi.

Sevgili eşi Viktor Bahar’ı kaybettikten sonra, tahminimce önceden verilmiş bir kararla, yakınlarının karşı çıkmasına rağmen evini kapattı ve ‘orası da evim’ dediği İYD’ye bu kez pansiyoner olarak girdi.

Cuma günü son yolculuğuna uğurlandı. Ne yazık ki, son görevimi yapamadım. Eminim beni affederdi. Mükemmel Fransızcasıyla, ‘Ça ne fait rien mon enfant, ne te fais pas de soucis’ dediğini duyar gibiyim.

Mekânın cennet olsun Luiz Bahar.

***

Aynı gün, bir arkadaş grubuyla, hanımlar bir tarafta, beyler diğer tarafta sohbetteyken aralarından biri, ‘Zeki Alasya’yı da kaybettik’ dedi. ‘Yapma ya, çok üzüldüm. Vah vah; çok da gençti. Durur durur gülerdik’ diye tepkiler verildi. Zaten böyle durumlarda kaybedilen kişinin yaşı, ne rahatsızlığı olduğu ilk merak edilenlerdir. Ardından da kişiliği ile ilgili paylaşımlar yapılır.

Benim için Zeki Alasya efsanesi, Sıraselviler’deki ‘Devekuşu Kabare Tiyatrosu’ ile başladı. Metin Akpınar ile birlikte Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiler. Kadro, geleceğin başarılı oyuncularından bir araya gelmişti. Mizahı nakış gibi işlediler ve içine siyaseti yoğurdular. Siyah tişört-siyah pantolon giyerler, çok az dekor kullanırlardı. Yıllarca izleyiciyi güldürdüler, düşündürdüler, kimi zaman da ağlattılar.

‘Devekuşu Kabare’ dönemi bitince Zeki Alasya’yı sinemada, televizyonda ve daha birçok ortamda izledik. Yaptığı işi seven, sanata sonsuz saygısı olan küçük bir dev adamdı. Çalışma disiplini belki de Robert Kolej’de aldığı eğitimden kaynaklanır. Gerçekten de Robert’den çok dehalar yetişti.

İnsanlar gelir gider. Önemli olan ardında kalıcı olarak ne bıraktığıdır. Zeki Alasya belleklerde hep gülümsenerek hatırlanacak. Ne mutlu bize ki yaşadığı döneme tanık olduk. Zira hem altyapısı kuvvetli, hem doğal bir mizah anlayışına sahip, hem de insani değerleri her şeyin üstünde tutan bir sanatçı kolay kolay gelmeyecek.

Allah gani gani rahmet eylesin.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın