Yalın bir soru: Kimsin?

“Yalnız bir kez büründüm sessizliğe.” diyor Halil Cibran. Sonra şöyle sürdürüyor sözünü: “Bir adamın bana ‘Sen, kimsin?’ diye sorduğu gün.”

Yayınlandığı günden bu yana iyi bir satış yakalayan Sofi’nin Dünyası romanı, aynı soru sözcüğüyle başlıyor: “Kimsin?” Bu yalın soru, romanın kahramanı olan Sofi’yi büyük bir arayışa sürüklüyor. Genç kız felsefe tarihini öğrenirken, kafasında şekillenen sorulara da yanıtlar arıyor.

Bu güne değin kendi kendime sorduğum “Kimsin?” sorusuna, Cibran gibi kim bilir kaç kez suskun kalmışımdır! Oysa yıllardır yazdıklarımın odak noktasında kendimi anlatmama, duygu ve düşüncelerimi herkesle paylaşmama karşın, böyle yalın bir soru karşısında nedense dilim tutuluyor, verecek bir yanıt bulamıyorum. Her defasında düşünmüşümdür:

Yaşam öykümü anlatmayı denesem, bu sorunun yanıtı olabilir mi?.. Ya fiziksel özelliklerim?.. Sanırım tümüyle yetersiz kalır. Peki bu yanıta duygularımı, düşüncelerimi, davranışlarımı, yaşama karşı duruşumu da eklesem?.. Mutlaka gereklidir, sanıyorum. Ayrıca diğer canlılar içindeki konumumu, çevremdeki insanlarla ilişkilerimi de irdelememin doğru olacağını düşünüyorum. Kısacası, kimliğimi ortaya koymaya çalışırken, o kadar çok ölçütü göz önünde bulundurmam gerekiyor ki…

Bunların dışında aklıma şu soru geliyor: Bu arayış içerisinde, aynaya her baktığımda kendimi tüm içtenliğim ve çıplaklığımla görebiliyor muyum?  Aklımdan geçenleri, yüreğimde taşıdıklarımı…

Sorular, sürekli başka soruları doğuruyor. Bir yanıta odaklanmaya çalışırken, daha yoğun bir arayışın içinde buluyorum kendimi. Sonra şunu düşünüyorum: Diyelim ki, tüm arayışlarım sonucunda bir yanıta ulaştım. Benim kim olduğumu kendi penceremden bakarak anlattığım kadar, bir başkasının gözünde nasıl göründüğüm, onların düşüncelerinde nasıl yer aldığım önemli olmayacak mı?

Bir anda soruların içinde boğulduğumu duyumsuyorum. Belki de en felsefi, en çok da tartışmaya açık olabilecek bir yanıt olarak, “Ben,  ben’im işte!” diyerek son noktayı koymak, her şeyi kafamdan silip atmak!..

Delfi Mabedi’nin kapısında yer alan “Kendini tanı!” önermesini sıkça anımsamama karşın, hiçbir zaman beni, “Kimsin?” sorusu kadar düşünsel yorgunluğa itmemişti. Kendimi tanıma yolculuğunda, hem bir arayışın keyfini yaşayabilir hem de gelişimime olan katkılarını gözlemleyebilirim. Oysa kim olduğum sorusuna beklenen, kesin bir yanıttır. Bu da Cibran gibi beni bir düşünce okyanusuna sürüklüyor, sessizliğe, suskunluğa itiyor.

Daha çok uzatmadan, Goethe’ye sığınarak sözü noktalamak istiyorum. Kimi zaman mizahla yoğrulmuş düşünceler, felsefenin labirentlerinde bizleri ikilemlerle karşı karşıya bırakabilir.  Ünlü düşünür, Delfi Mabedi’ndeki söze göndermede bulunarak şöyle diyor:

“Kendini tanımak mı? Eğer kendimi tanısaydım kaçarak uzaklaşırdım.”

Kendi payıma, yalnız olarak sürdürdüğüm bu arayışın hiç bitmemesini diliyorum

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın